30 Aralık 2013 Pazartesi

AYÇA AKIN

Yılın son söyleşisi, yeni yılda bambaşka ve çok daha mutlu bir hayat yaşamanız için yapıldı. Giriş çok iddialı oldu farkındayım ama söyleşiyi okuyup, konuğum Danışman Ayça Akın’ı tanıdıktan sonra belki siz de hayatınızı değiştirmek için cesur bir adım atacaksınız. Ayça Akın, çocuk yaşta yakalandığı bir hastalık nedeniyle acı dolu bir çocukluk ve gençlik geçirmiş. Hastalığı nedeniyle sahip olduğu engel hayatını bir kabusa çevirmişken, bir aydınlanma yaşamış ve hayatını 180 derece değiştirmeyi başarmış. Spiritüel düşünce tekniklerini kullanarak sadece kendi hayatını değiştirmekle kalmamış, danışmanlık vermeye başlayarak başkalarının hayatlarına da dokunmuş. Posta kutumda kendisinden gelen bir mail gördüğümde, aydınlanma sırasının bana geldiğini ve negatif düşüncelerimden kurtulmak ve hayatımı değiştirmek için bana evren tarafından bir işaret gönderildiğini düşündüm. Deneyimlerini Hadi Cesaret ve Yaşamak Şart adlı iki kitapta okuyucularıyla paylaşan Ayça Akın’ın kitapları insana umut veriyor. Ben okudum, siz de hayatınızı olumlu yönde değiştirmek isterseniz önce söyleşiyi, ardından da kitapları okumanızı tavsiye ederim.

Ellyf: Grafik tasarımı okumuşsunuz ama bunun yanında danışmanlık ve yaşam koçluğu da yapıyorsunuz. Hep merak etmişimdir nasıl yaşam koçu olunuyor, okulu falan mı var?

Ayça: Evet, doğru. Yaşam koçluğu ülkemizde aşağı yukarı 15 yıldır var olan bir olgu ve gitgide popülerliği de artmakta. Buna bağlı olarak sertifikalı koçluk eğitimi veren kurumlar da mevcut. Son zamanlarda dijital dünya çağı paralelinde online eğitim imkanları da var. Benim şahsi fikrime göre koç olmak onlarca sertifikayı edinmekle olan bir şey değil, tabii ki insanları doğru yönlendirmek adına eğitim önemli fakat koç olmak bence çok daha derin bilgiler gerektiriyor, mesela tecrübe gibi... Bir koç kendi hayatında bir şeyleri bizzat deneyimleyip içselleştirememişse, bazı olguları yaşam şekli haline getirememişse isterse yüzlerce sertifika sahibi olsun danışanlarına bir şey veremez. Sertifikalar sizi teorik olarak bir yere getirir ve bir yerlere götürür, bir koç bunlar sayesinde danışana bir yere kadar yol gösterici olabilir fakat içselleştirilmemiş, bizzat deneyimlenmemiş, bizzat içsel olarak geliştirilmemiş şeyler varsa bir yerde tıkanır. Bizim toplumumuzda şöyle bir inanış var, bir insan ne kadar diploma, sertifika vb. sahibi ise o kadar iyidir. İçi gerçekten dolu mu değil mi bakılmaz. Diplomalar, sertifikalar çoksa  tamamdır. Koçluk içi doluluk gerektirir.

Ellyf: Hangi konularda danışmanlık veriyorsunuz? Nasıl işliyor bu danışman-danışan ilişkisi? Kimler, hangi konularda danıışıyor size?

Ayça: Ben kişisel motivasyon alanında danışmanlık yapıyorum. Danışanın kendisini keşfetmesi ve kendisini kendi potansiyeliyle ortaya çıkarması, yaşamdan ne istediğini anlayıp istediklerini elde etmesi adına seanslar şeklinde kişiye özel çalışmalar yapıyoruz. Seansların sayısı danışanın farkındalığına göre değişiyor ama minumum 3 seans gerekiyor. Bana gelen danışanlarımın çoğunlukla ortak konusu özel ve sosyal ilişkiler çevresinde, kişiden kişiye farklılık gösteren sorunlar.

Ellyf: Bir yaşam koçu edinmenin bir psikoloğa gitmekten farkı nedir?

Ayça: Koçlar herhangi bir psikiyatrik rahatsızlığı olmayan kişilerle çalışır. Şimdiki zaman odaklıdır, hedeflere yönelik çalışmalar yapar. Yani danışanın neden sorusundan çok nasıl sorusunun cevabını bulmasına yardımcı olur. Bir anlamda yaşam kalitenizi arttırmak, hedeflerinize ilerlemek için her an ulaşabileceğiniz yol arkadaşınızdır. Seanslar daha samimi ortamlarda gerçekleştirilebilir. Bu koç' un ofisi olabileceği gibi, uygun ortamı olan bir cafe de olabilir, danışanın evinden, ofisinden çıkmadan online olarak da. Bu samimi, kalıplar içinde olmayan ortamlar danışanın kendisini çok daha rahat hissettirir, bu da seansın verimini arttırır. Seans süresini danışan kendi belirleyebilir. Kısaca bir çok açıdan daha esnek bir yapı hakimdir.

Ellyf: İki kitabınız var, kitap yazmaya nasıl karar verdiniz?


Ayça: 3 yaşımda doktor hatası nedeniyle sahip olduğum JRA – Juvenil Romatoid Artrit ve ilerleyen zaman içinde RA’nın yaptığı fiziksel deformasyonlara bağlı olarak gelen engelli sıfatı, içe kapanık ve asosyal bir çocuklukla ergenlik dönemi geçirmeme neden oldu. Böyle bir durumda kitaplar ve yazmak en yakın dostunuz oluyor. O dönemde hayallerimi, duygularımı mutsuzluklarımı notlar şeklinde yazıyordum. Bu bilinçaltımı yanlış kodlayıp yanlış yönlendirdiğim dönemdi. Daha sonra kuantum düşünce, çekim yasası gibi spritüel konularla tanıştım ve hayatımda ciddi anlamda değişimler olduğunu farkettim bunları da notlar halinde yazıyordum ve iki süreci de önüme koyduğumda çok fark olduğunu gördüm. Siyah ve beyaz farkı kadar farklar vardı. Ben bu durumu milattan önce ve milattan sonra diye adlandırıyorum. Günümüz kişisel gelişim kitapları size kuantum düşünceyi, çekim yasası vb. konular hakkında teknikleri anlatır fakat bu tekniklerle, uygulamalarla kim neyi değiştirmiş ya da kim ne seviyeye gelmiş pek örnek sunmazlar. Ben iki tarafı da deneyimlemiş biri olarak insanlar için cap canlı yaşayan bir örnektim. Kendimi yanlış kodladığımda ve de yanlış kodlandığımda çok şey kaybettim, hayatım kabus gibiydi fakat kendimi doğru kodlamayı öğrenince muhteşem, doyumlu bir dünyada yaşamaya başladım. İki süreci de sonuçlarıyla ve “nasıl”larıyla insanlara sunmalıydım ki insanlarda bir şeyleri değiştirip hayallerine kavuşsun, doyumlu mutlu bir hayat yaşasın, feyz alsın, cesaret bulsun.

Ellyf: Kitaplarınızı okuyanların hayatlarında nasıl bir farka yol açacağınızı düşünüyorsunuz? Kimler okumalı bu kitapları?

Ayça: “HADİ CESARET” adlı kitabımı imzalarken “Hayat güzeldir her şeye rağmen, sadece “HADİ CESARET”.” diye bir cümle kullanıyorum. “YAŞAMAK ŞART”ı imzalarken de “Tek bir yaşam şansın var, onu da kendin için yaşa, çünkü “YAŞAMAK ŞART”.” diyorum. İnsanlar cesaretlerini toplayamadıkları, kendilerini güvensiz hissettikleri, seçim yapmaları gerektiği zaman, kendilerini mutsuz hissettiklerini bu cümlelerimi hatırlayıp bir anda cesaretlerini toplayıp eyleme geçebiliyorlarmış yani bu sözler artık slogan olmuş ve bu çok mutlu edici. Kitaplarım okuyanlara “Evet, ben de yapabilirim.” gücünü veriyor çünkü karşılarında yapabilen canlı bir örnek var.  Kitaplarımı, kendi hayatlarının kaptanı olmak isteyen, çabuk vazgeçen, mutluluk ya da mutsuzluğun şans olduğuna inanan, enerjilerini yükseltmek isteyen kısaca “Ben bu hayatın tadını çıkarmak ve istediklerimi elde etmek istiyorum.” diyen herkes okumalı.

Ellyf: İlk kitabınız Hadi Cesaret'te kendi hayatınızı, hastalığınızı, hayatla mücadelenizi, dostluklarınızı, aşklarınızı, pişmanlıklarınızı, başarılarınızı kısacası herşeyi büyük bir açıklıkla anlatmışsınız. Bu anlamda sizi çok cesur buldum... Siz dönüp kitabı okuduğunuzda kendinizi çıplak gibi hissetmiyor musunuz?

Ayça: Teşekkür ederim. Hayır hissetmiyorum. O kitapta yazılanlar beni ben yapanlar, onları yaşamamış olsaydım ne o kitaplar ortaya çıkabilirdi ne de ben bugünkü bilinç seviyeme ulaşıp doyumlu bir hayat yaşabilirdim. Şu an elde ettiğim başarılar gelmezdi. Balon mutlulukla gerçek mutluluğun ne olduğunu ayırt edemezdim. Bir çok kişi zihinsel olarak hala uykuda aslında, bir ilüzyon içinde yaşıyor. Farkındalık yaşanmışlıklarla ve o yaşanmışlıkların içine, derinlerine girip keşfetmekle artıyor. Belki canınız yanıyor, keşkeler sarıyor zihninizin her köşesini, kaybediyorsunuz daha sonra kaybetmediğinizi farkediyorsunuz, keşfediyorsunuz ve bu keşif çok keyifli bir yolculuk bence. Hayat renklerden oluşuyor ve siz hayatın her rengiyle  dans ediyorsunuz. Ne mutlu ki bana bir sürü rengim var, bir hayat mücadelem var, kaybedişlerim, dibe vuruşlarım, başarılarım, aşklarım, pişmanlıklarım var.

Ellyf: Kitaplarınızda Çekim Yasası'nı kullanarak hayatınızı değiştirdiğinizi iddia ediyorsunuz, hatta bir milattan bahsediyorsunuz, nedir o milat?

Ayça: Kitabımda anlattıklarımın hepsi birer süreç ve süreçlerin toplamında bir milat oluştu, hiçbiri birbirinden ayrı tutulamaz ama tabii her insanın tokat atılmış gibi hissettiği ya da silkelendiği anlar vardır. Spritüel dilde biz buna aydınlanma zamanı deriz. Zamanınız gelmiştir ve size işaretler gönderilir. Şayet bu gerçek bir uyanışın başlangıcıysa işaretleri farkedersiniz. Bu uyanışın fitili ateşlendikten sonra basamak basamak ilerlersiniz. Benim farkındalıkla uyanışım üniversite sınavına gireceğim gün oldu. O güne kadar savaş veriyordum zihnimle, “-yapabilirsin, - saçmalama Ayça yapamazsın”  tabii ki olumsuz düşüncem baskın geliyordu, bu demek oluyordu ki (bunu tam farkındalıktan sonra anladım) ben ne kadar bu konularla ilgileniyor olsam da o fitil tam ateşlenmemişti. Ben toplu taşıma araçlarını kullanamadığım için ulaşımımı taksi ya da ailemin özel aracı ile sağlıyorum. Bir de basamak sorunum var. O gün sınav merkezine gittim. Sınava gireceğim yer tam 3 ya da 4. kattaydı. İçeriye size yardım edecek birilerini almıyorlar, o dönemlerde engelli kavramına bakış açısı da bu kadar yapıcı değildi. Kısaca ben yalnızdım. Merdivenlerin başına geldiğimde geri dönmeye karar verdim. Yapamazdım, hem yapsam da üniversite okuyup ne olacaktı ki??? Engellilerin iş dünyasındaki konumu belli. Gereksiz olacaktı, tabii o zamanki düşük bilinçle, çevresel kodlanmalar ve bireysel kodlamadan böyle düşünüyorsunuz. Saniyeler içinde bir şey oldu. Bunu kelimelere dökmem imkansız. Birileri gelip gidiyor yanımdan, bense öylece bekliyorum. “Yardımcı olalım mı?” sorularını duydum ve ben hayata karşı ilk hayır’ ımı orada verdim. Ya o merdivenleri çıkacaktım, o sınava girecektim ya da geri dönüp evde oturup hayatı izleyecektim. Hayat da böyle bir şeydi işte. Seçim yapmalıydım, risk almalıydım.  Seçim yaptım, riski aldım, işareti yakaladım ve Kadir Has Üniversitesi Grafik bölümünü kazandım, dönem birincisi olarak mezun oldum. Bugün ise uluslararası bir reklam ajansında metin yazarı olarak iş hayatıma devam ediyorum. Bunun yanısıra bir kişisel gelişim dergisi ve haber sitesinde köşe yazarıyım.
www.onlinedanisma.com’un da uzman yaşam koçuyum. BEDAV – Bedensel Engellilerle Dayanışma Vakfı kurucularından olarak danışma divanında yer almaktayım.

Ellyf: Bilmeyenler için Çekim Yasası'ndan bahsedelim mi biraz? Nedir, ne işe yarar, nasıl kullanılır?

Ayça: Tabii ki. Çekim yasası, temeli düşünce gücüne dayanan bilinçaltı ile enerji yönlendirmedir. Evren dediğimiz şeyin canlı, cansız her şeyi enerjiden oluşuyor bu bilimsel olarakta kanıtlandı, kabul edildi. Burada çok fazla bilimsel detayına girmeyeceğim fakat yalın ve özet şekilde anlatmam gerekirse insan olarak nitelendirilen bizler bir düşünceyi harekete geçirdiğimizde ortaya bir enerji çıkar. Yani bizler her birimizde olan enerji denilen olguyu düşüncelerimizle yansıtıyoruz. Zihin dediğimiz şey bir saniye bile düşünmeden duramaz bu mümkün değildir. Dolayısıyla zihnimizden her an düşünce geçtiği için sürekli bir enerji akışı olur dış dünyaya, evrene. Bu etrafınızda gördüğünüz insanlar, canlı, cansız tüm varlıklar için de geçerli. Düşünün, nasıl bir enerji topu içinde yaşıyoruz? Bu enerjilerin vibrasyon seviyeleri var. Yani güçlü – yüksek enerjiler ve zayıf – düşük enerjiler. Olumsuz düşünceler düşük enerjili oldukları için zayıf vibrasyon yayarlar. Olumlu düşünceler ise güçlü oldukları için yüksek vibrasyon yayarlar. Tüm bunlar biliçaltından meydana gelir bilinçten değil. Ve çekim yasası gereği benzer enerjiler benzer enerjilerle etkileşime girer. Dolayısıyla sizler de bu yaydığınız vibrasyon kalitesinde kişi, olay, durumları kendinize çekersiniz. Her şeyin sorumlusu bizleriz dememizin nedeni de budur. Çekim yasasının nasıl kullanılacağı öğrenilebilir. Evrenin yasalarını öğretmekle başlıyoruz. Sonra düşünce kontrolü ve bilinçaltı temizliği -  kullanımı, ardından doğru kodlamalar, çekim yasası uygulama teknikleri ve sonrasında kendi kontrolünüzde, istediğiniz gibi doyumlu, mutlu bir hayat.

Ellyf: Çekim yasası sayesinde istediğiniz herşeyi elde ettiğinizi söylüyorsunuz, ya bundan sonra bazı şeyler istediğiniz gibi gitmezse?

Ayça: “ya bundan sonra bazı şeyler istediğiniz gibi gitmezse?” Bu yanlış bir kodlama. Elbette ki karşıma yol sapakları çıkacaktır. Beni bu sapaklara götüren de düşüncelerim olacaktır. Sapağın başında seçim yapma hakkım var. Ya siyahı seçerim ya beyazı. Seçimim doğrultusunda yol beni bir yere götürecektir. Bence keyifli bir keşif.
 
Ellyf: Evren tek kelime ile konuşur o da "evet" diyorsunuz. Evren'in bize istediklerimizi verdiğini söylüyorsunuz. Evren'den kasıt ilahi bir güç mü? Zira kitapta bahsedilen istek ritüelleri bana biraz dua etmeyi anımsattı?

Ayça: Evren’den kastımız şu; canlı, cansız, insanı, bitkiyi, çiceği, böceği tüm olanı içinde barından. Tabii ki ritüellerin varış yeri belli ve tek. Onun da duaları, ritüelleri adına ne derseniz siz artık kabul etmesi için kıstasları var. Zaten bizim anlatmaya çalıştığımız varış yeri değil, varış yerine ulaştırma sürecinde yapmamız gerekenler. Sürekli şükür etmek yerine şikayet eden insanların mutlu olduklarını ya da bereket içinde olduklarını gördünüz mü? Ben görmedim. Şükür etmek yüksek vibrasyon yayar, şikayet etmekse düşük. Bunu ilahi güç olarak adlandırdığımızda da sizce hangisi kazançlı?

 
Ellyf: Kitaplarınızda sürekli olarak pozitif olmaktan ve insanları affetmekten söz ediyorsunuz. Nasıl affedeceğiz bizi üzmüş, kırmış insanları, nedir bunun yolu?
 
Ayça: Biri beni üzdüğünde, kırdığında şunu derim kendime; 5 dakika sonra başıma her şey gelebilir. Kör olabilirim, olmaz demeyin 5 dakikalık bir öfke nöbeti göz tansiyonunuzu bir anda fırlatabilir, yaşadım. Şanslıydım anında müdahale edildi, atlattım. Hepimiz trafikteyiz, bir kaza sonucu ölebilir ya da engelli konuma düşebiliriz. Tabii ki hiç biri olmasın ama bunlar gerçek ve olma olasılığı olan şeyler. Kırıldığımda, üzüldüğümde ya da karmaşık duygular yaşadığımda her an ölebiliriz ya da başıma bir şey gelebilir bunu bu kadar takmamın bir önemi var mı?” Cevap; ÖNEMİ YOK ama maalesef negatif ego dediğimiz şey bize engel oluyor. Doyumlu, mutlu bir hayat istiyorsanız affetmek zorundasınız. Affetmemek sadece kendimizi kandırdığımız koca bir ilüzyon. Affetmediğimiz kişiye bir şey olmuyor ama biz kendimize çok zarar veriyoruz. Zihinsel bir savaşa giriyoruz bu da zihin – ruh – beden ilişkisi açısından tüm dengeleri bozuyor. Düşünceler enerji yayar demiştim. Dengesi bozulmuş bir zihinden nasıl kalitede enerji çıkar ve o vibrasyonla siz nasıl şeyleri çekersiniz hayatınıza sizce? Ben bu kötülüğü kendime yapmam. Güzel ürün elde etmek için tarlanızı pisliklerden, çer çöpten temizlemeniz gerek. Güzel bir hayat içinse çer çöpten arınmış bir zihin.
 
Ellyf: Tek sorumlu düşünceleriniz, iyi ya da kötü ne yaşıyorsanız sorumlusu sizsiniz deniyor kitaplarda. Düşünce ile başımıza gelenleri nasıl ilişkilendirebiliriz?
 
Ayça: Önceki bazı soruların cevaplarında aslında bu sorunun cevabını vermiş oldum. Eklemem gerekirse, ne düşüneceğinizi seçerek ortaya çıkardığınız, yaydığınız enerjinin vibrasyonunu yani kalitesini siz belirlersiniz. Size ne ya da nasıl düşünmeniz gerektiğini, ne düşünmemeniz gerektiğini söyleyen çok bilmişler olacaktır ama onları dinleyip düşüncelerinize yön vermek sizin seçiminizdir.

 
Ellyf: Bundan sonraki planlarınız nedir? Yeni bir kitap daha gelecek mi?

Ayça: Evet üçüncü kitabın çalışmalarına başladım. Hedefim 2014’ün ilk yarısında raflara çıkarmak. Bununla birlikte seminerlerime, söyleşilerime, tv programlarına tam gaz devam edeceğim. Sürpriz projelerim de var onları da zamanı geldiğinde paylaşacağım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder