25 Ağustos 2013 Pazar

GÜLŞAH ELİKBANK



Kitap okurken hikayenin sonundan çok kitabın yazarını merak ederim. Nasıl bir hayatı var, iç dünyasında neler oluyor, yazdıkları kendi hayatına dokunuyor mu yoksa tamamen kurgu mu? Bu nedenle yazarlarla söyleşi yapmak, kayıp bir hazineyi keşfetmek kadar keyifli ve şaşırtıcı benim için. Ancak itiraf etmeliyim ki söyleştiğim yazarlar arasında, yanıtlarıyla beni en çok şaşırtan yeni konuğum Gülşah Elikbank oldu. Fotoğraflarından da görüldüğü üzere güler yüzlü, keyifli bir insan Gülşah Elikbank. Pozitif duruşundan olsa gerek, kitaplarının mutluluktan beslendiğini düşünmüştüm oysa o, yazdıklarını geçirdiği kötü günlerde kendini iyileştiren bir ilaç minvalinde tarif ediyor. Anlayacağınız can sıkıntımızı gideren, hayal dünyamızı zenginleştirip bizi mutlu eden romanlar, bu defa bizden çok yazara şifa olmuş durumda. Başarılı yazar aynı zamanda Edebiyat temalı bir otelin de işletmecisi. Gülşah Elikbank ile kitaplarını ve ona yılın işletmecisi ödülünü kazandıran otelini konuştum.


Ellyf: İletişim okumuşsunuz, o alanda çalışmayı neden tercih etmediniz?

Gülşah: Aslında bu bir tercih değildi. Üniversite son sınıfta, para kazanmam gerektiği için, bir otelde resepsiyonist olarak işe başladım. Sonra da otelciliği, turizmi sevdim. Tamamen kendi alanımda çalışmaktansa, turizm alanında iletişim eğitimimin faydalarından yararlanmayı tercih ettim. İşe de yaradı. Ayrıca iş dünyasının dinamiklerini keşfettim. Sevdiğim işi yapmanın değerini de çabuk kavradım. Mutlu olmak için risk almak gerektiğini de o yıllarda öğrendim.

Ellyf: Yazmaya kaç yaşında başladınız? Yazı yazma konusunda sizi teşvik eden neydi?

Gülşah: İlk şiirimi 8 yaşında yazmıştım ama ilerleyen yaşıma kadar yazdıklarım, sadece içe dönük, kendimi ilgilendiren şeylerdi. Üstelik bir edebi değerleri olduğunu da hiç düşünmedim. Annem ve babam ayrıldığında ve yeni bir şehre mecburi bir yerleşme yaşayınca, büyüklerle konuşamadıklarımı yazmaya başladım. Kendimi konuşarak değil, yazarak daha kolay ifade edebiliyorum. Bu biraz da kendi kendimle konuşmam belki de. Bir gün, birilerinin yazdıklarımı okuyup ilgi göstereceğini, hayal dahi etmemiştim. Bu beni çok mutlu ediyor çünkü benim gibi dertleri olan, hayatla boğuşan, içindeki karanlıkla, insan denen canavarla uğraşan birileri daha var, demek ki! Ne kadar çoksak, o kadar umutluyum…

Ellyf: Fantastik kurgu türünde yazan çok kadın yazar yok, bu türde yazmanız insanları şaşırttı mı? Bir kadın olarak bu türe ilgi duymanıza sebep nedir?

Gülşah: Evet, uzun süre üst düzey yöneticilik yapmış bir kadından fantastik bir roman beklemiyordu kimse. Doğrusu bir roman yazmamı beklediklerini bile sanmıyorum. Fakat ben yola fantastik bir roman yazayım diye de çıkmamıştım. Siyah Nefes’in kurgusu onu gerektirdi. Şu da bir gerçek ki, benim gerçeğe bakışım biraz eğridir. Görünenlerin ardındakiler, beni her zaman daha fazla ilgilendirmiştir. Büyüklerin dünyasından yakayı kurtarmanın tek yolu, hayal kurmaktı benim için. Çocukluğumun anneannemin anlattığı masalları dinleyerek geçmiş olması da, hayata farklı bakmamda etkili olmuştur sanıyorum.

Ellyf: İlk romanın bir üçleme olması çok cesurca bir yaklaşım değil mi?

Gülşah: Eğer bir üçleme olmasaydı, 1100 sayfalık bir roman olacaktı. Çünkü karakterlerimden ayrılamamıştım, sayfalar boyunca. Hikaye de bitmemişti. Günebakan Üçlemesi’nde üç ayrı konu belirlemiştim. Geçmişle, kaderle ve en büyük korkularla yüzleşmek… 18 yaşında bir genç kızın hayatla yüzleşmesiydi aslında. Belki de Nil, benim olmak istediğim kişiydi. Fakat üçleme olması, tek seferde 1100 sayfa basmanın güçlüğünden kaynaklıydı, diyebilirim.



Ellyf: Fantastik romanların genelde bir seri olarak yayımlanmasının özel bir nedeni var mı?

Gülşah: Özel bir nedeni olduğunu sanmıyorum ama sonuçta yeni bir dünya yaratıyorsunuz. Tamamen sizin zihninizden süzülen bir evren! Bunu da tek romanda bitirmeye gönlünüz el vermiyor. Ayrıca okurlar da sevdikleri o özel dünyadan hemen kopmak istemiyorlar. Bu, yazarla okuru arasındaki gizli bir anlaşma belki de. Yine de her fantastik roman, seri olacak diye bir şey yok.

Ellyf: Karakterlerinizi oluştururken tanıdığınız isimlerden ve hikayelerden mi yola çıkarsınız yoksa herşey tamamen kurgu mudur?

Gülşah: Beni rahatsız eden, kafamı günlerce kurcalayan bir olaydan yola çıkıyorum genelde. Günebakan Üçlemesi’ni yazmaya başladığımda psikoloğa gidiyordum ve depresyon tedavisi görüyordum. Roman bittiğinde, iyileşmiştim. İlaçları da, psikoloğumu da bıraktım ve şu an çok mutlu, huzurlu bir insanım. Beni yola çıkaran cümle şuydu; “Seni kovalayandan kaçabilirsin ama içinde koşuşturandan kaçamazsın.” Ben de kaçmak yerine, kendi derinlerime indim ve insanı, insan olmayı anlamaya çalıştım. Karakterler fantastik bir dünyada yaşasalar da, yaşadıkları sorunlar, karşılaştıkları engeller hayata dair. Aslında bu bir gönderme yapma sanatı. Bir de inandırıcılığı sağlamak için, güçlü ve gerçekçi karakterler gerekir. Ne kadar hayali, fantastik bir konu anlattığınız değil, onu ne kadar gerçekçi kılabildiğiniz önemli. Bazıları fantastik kurgu nasıl gerçekçi olabilir, diye sorabilir. Bunlar, fantastik roman okumayanlardır!



Ellyf: Okuyucu kitlenizi kimler oluşturuyor, kitaplarınızı hangi kitleyi   hedef alarak yazıyorsunuz?

Gülşah: Bir hedef kitle belirleyerek yazmıyorum. Böyle yazılabileceğini de pek sanmıyorum. Sonuçta romana başlarken, sonunda ortaya nasıl bir roman çıkacağını ben bile bilmiyorum. Böyle bir durumda, hedef kitlesini nasıl tahmin edebilirim? Bunu ancak roman raflara yerleşip okurla buluştuğu zaman anlama şansım oluyor. Fakat web siteme gelen yorumlara ve fuarlarda imzama gelen okurlarıma  bakınca, gençler beni daha çok okuyor, diyebilirim. O nedenle de, gençler kitap okumuyor, diyenlere katılmıyorum.

Ellyf: Kitaplarınız Arapçaya çevriliyormuş, neden Arapça? Başka dillere de çevrilecek mi?

Gülşah: Şu ana kadar yayınlanmış 5 romanım var. Tek gerçekçi romanım, Aşkın Gölgesi. Arapçaya da o çevriliyor zaten. Şaka gibi! Ama bunu Kalem Ajans’a ve Sevgili Nermin Mollaoğlu’na borçluyum. Öyle sıkı çalışıyorlar ki, yakında diğer dillere de çevrileceğinden eminim. 

Ellyf: Fantastik kurgu da olsa romanlarınız aşkla örülmüş, aşk için yapabileceğiniz en büyük fedakarlığı sorsam ne olabilir?

Gülşah: Bu soruya insan ancak başına bir olay gelince yanıt verebilir. Çünkü her fedakarlık, aşka layıktır. Hayatı çekilir kılan tek şey, aşktır. (Neye ya da kime olduğu hiç fark etmeksizin)

Ellyf: Aynı zamanda bir annesiniz, kızınıza kitap okur musunuz?

Gülşah: Evet, kızıma bebekliğinden beri her gün kitap okuyorum. Evde bir odamız tamamen kitaplara ayrılmış durumda zaten. Bebekken ağladığında, onu kolayca susturabildiğim tek oda orasıydı. Ona okuduğum her kitap, bana da çok şey katıyor. Çocuk kitaplarını her yetişkine tavsiye ederim.

Ellyf: JK Rowling Harry Potter’ı çocukları için yazmıştı sizin de son çalışmanızda böyle bir amaç var mı?

Gülşah: İthaki Yayınlarından çıkan son romanım, Medusa’nın Pusulası Yerebatan Sarnıcı’nda geçen bir çocuk romanıydı. Ama bunu kızım için yazdım dersem, eksik söylemiş olurum. Elbette her anne, yazdıklarını bir gün çocuğu okusun ve sevsin ister ama, asıl mesele bu değildi. Ben, Yerebatan Sarnıcı’nı ve Medusa efsanesini anlatmak istiyordum. Çocukluğumun kahramanlarını da en iyi çocukların gözünden yazabilirdim.

Ellyf: Huzurlu bir yaşam için İstanbul’dan İzmir’e yerleşmişsiniz, aranan huzur bulundu mu? :)  İstanbul’un kaosundan bunalanlara böyle bir kaçışı tavsiye eder misiniz?

Gülşah: İnsanın iç huzuru yoksa, nereye kaçarsa kaçsın, değişen bir şey olmaz. Ben o huzura kavuştuğumu düşündüğüm an, aldım o kararı. Eşim de beni destekledi ve hayatımızı tamamen değiştirdik. İstanbul’un bende bıraktığı çok derin yara izleri var. Bu nedenle ona veda etmek, bana iyi geldi.

Ellyf: İzmir’de Otel işletmeciliği yapıyormuşsunuz. Nasıl karar verdiniz bu işe girişmeye?

Gülşah: Daha önce belirttiğim gibi, gözümü açtım bu işe girdim… Eşim de aynı sektördeydi. Uzun yıllar aynı firmada farklı birimlerin yöneticisi olarak çalıştık. Sonra, yeter artık, dedik ve kendi işimizi kurduk. Aslında otelin tüm yükü, eşimin omuzlarında. Ben konsepti oluşturdum ve köşeme çekildim. Beni otelde ancak yazı yazarken ya da kitap okurken görebilirsiniz.

Ellyf: Oteliniz edebiyat konseptli olma ünvanını da taşıyor. Nasıl bir konsept bu biraz anlatabilir misiniz? Konuklarınız bu konsept hakkında neler düşünüyor?

Gülşah: 15 odamız var ve her oda Türk edebiyatının önemli isimlerine ithaf edildi. Bazılarının özel eşyaları ve el yazıları da var. Gönül, otelde daha fazla oda olmasını ve edebiyatımızın tüm değerlerini anmayı isterdi ama, belki başka bir binada gerçekleştiririz bu hayalimizi. Bu yaz Yunanistan’dan misafir akını vardı. Nedeni de, Nazım Hikmet ve Yaşar Kemal’di. Dünyanın Türk edebiyatına bakışını görmek için de ideal bir yer, otelimiz.

Ellyf: Yılın otel işletmecisi ödülünü almışsınız? Yılın yazarı ödülünü almak da var mı planlarınız arasında?

Gülşah: Bu ödülü geliştirdiğimiz edebiyat konsepti için almış olmak bizim için çok önemliydi. Her ödül bir motivasyon kaynağı mutlaka fakat, yazar olarak ödül almayı düşünmek için daha çok yolum var. Bir de planlama yapmaktan pek hoşlanmıyorum. Çünkü ne planlasam tersi oluyor… Aşk gibi, bazı şeyler başa gelince, sonunu düşünmek gerekiyor. 

2 yorum:

  1. çok güzel bir söyleşi....paylaşıma ve emeğinize teşekkürler..

    YanıtlaSil