21 Temmuz 2013 Pazar

MERT ASUTAY

Diğer ülkelerde durum nedir bilmiyorum ama bu ülkede “aile dizisi” diye bir kavram var. Kavramın karşılığı şu; diziyi ailecek izlerken, evdeki gençlerin ofsayt bir sahne çıkma ihtimaline karşılık  kumandanın bir tuşuna parmaklarını kilitlemek zorunda olmadıkları dizi. Hoş, yeni konuğum Mert Asutay’ın yıllarca yer aldığı 90’lı yılların çok izlenen aile dizilerinden Bizim Mahalle yayınlanırken, televizyonların çoğunda kumanda da yoktu... Ancak dizinin çok sevilmesinin nedeni bir aile dizisi olmasından çok, birbirinden yetenekli oyuncuları ve illa ki eğlenceli senaryosuydu. Bizim Mahalle’nin delikanlısı, şimdilerin usta oyuncusu, bugünlerde Merhamet dizisinde karanlık işler çeviren Avukat Erol rolüyle ekran yolculuğuna devam ediyor. Soyadından da anlaşılacağı üzere değerli tiyatro sanatçısı Üstün Asutay’ın oğlu olan Mert Asutay, dizilerin yanında tiyatro sahnelerinde de seyirciyle buluşarak aile geleneğini devam ettiriyor. Kendisiyle oyunculuk yolculuğu, dizi ve tiyatro çalışmaları hakkında keyifli bir söyleşi gerçekleştirdim.

Ellyf: Oyuncu olmanızda babanız Üstün Asutay ne kadar etkili oldu?

Mert: O benim çocukluk kahramanımdır... Rol modeldir benim için. Sanırım annemin çalışan bir kadın olması sebebiyle her an babamın tiyatrosuda bulunmam bu seçimi etkilemiştir. Düşünün ki; Toto Karaca'nın kucağında çokomelinizi yerken, Muammer Karaca ve Sedat Demir'in bol kahkahalı muhabbetlerine tanık oluyorsunuz. Gofretlerle susturulduğunuz kuliste selamda yükselen alkışları duyuyor ve bu doğaüstü insanlara defalarca hayran oluyorsunuz. "Büyüyünce ben de..." duygusu o zamandan oluşmuş olmalı.

Ellyf: Oyuncu olmasanız hangi mesleği seçerdiniz?

Mert: Bir şeyler seçerdim de, hangisini becerebilirdiniz diye sorman daha doğru bence. Bugün bakınca hiçbir şey yapamazmışım gibi geliyor. Lise yıllarında "Petrol mühendisi olacağım." diye birşey tutturmuştum. Havalı ve o zamanlar için bilinmez bir şey olmasından dolayı. Hatırladıkça gülerim. Petrol ve ben!!!

Ellyf: Babanız gibi eşiniz Şirin Hanım da oyuncu, evlilikte aynı meslekten olmanın avantaj ya da dezavantajını yaşıyor musunuz?

Mert: Evet. Avantajı; paslaşabilmek, danışabilmek ve çalışma sürelerine anlayış gösterilmesi... Dezavantajı ise bazen hep tiyatro konuşuyor olmamız.

Ellyf: Babanız ile 90'lı yıllarda Bizim Mahalle dizisinde izlemiştik sizi. Babanızla aynı işte olmak nasıl bir duyguydu?

Mert: Başlarda çok utanıyordum açıkçası. "Babası sayesinde oynuyor." dediklerini duyar gibiydim. Ki pek haksız da sayılmazlardı. Bugün dönüp baktığımda çok kötü bulurum kendimi. Ama güzel bir hatıra mıdır? Elbette.

Ellyf: Bizim Mahalle 510 bölüm yayınlanmış... Son zamanlarda diziler 2. sezonu görürse başarılı kabul ediliyor. Sizce Bizim Mahalle'nin bu kadar uzun süre ekranlarda kalmasının sırrı neydi?

Mert: "Çok sıcak, bizden bir diziydi." ya da "Bizim ekip bir aile gibiydi." mavralarına girmem. O dönem TRT ile uzun anlaşmalar yapılırdı, bir de dizinin günlük olması 510 bölümü buldurdu açıkçası. Ama sevilmese izlenmezdi; hakkını da teslim edelim.

Ellyf: Bir tiyatro oyuncusu olarak dizilerde de yer alıyorsunuz. Tiyatroda olmak mı ekranda olmak mı daha keyifli sizin için?

Mert: Elbette sahnede olmak çok daha önemli ama iyi bir işte ekranda görünmek de az keyif değil.
Ellyf: Suskunlar dizisinde bir gardiyanı canlandırmıştınız. Dizi senaryosu ile fark yaratmış ve çok ses getirmişti. Dizi tekliflerini değerlendirirken senaryo mu yoksa canlandıracağınız karakter mi sizin için daha önemlidir?

Mert: İyi bir iş olmadıktan sonra sizin ne yaptığınızın bir önemi yok. İzleniyorsa varsınız. Dolayısıyla senaryo çok önemli. Suskunlar ise -2. sezonu hariç- son derece başarılı ve çıta bir işti.

Ellyf: Geçtiğimiz sezon başlayan ve Hande Altaylı'nın Kahperengi adlı romanından uyarlanan Merhamet dizisinde izliyoruz sizi. Diziye başlamadan önce kitabı okumuş muydunuz?

Mert: Hayır okumamıştım...

Ellyf: Merhamet dizisinde olayların kilit noktasında bir karakteri canlandırıyorsunuz, yeni sezonda izleyenleri neler bekliyor?

Mert: İnanın bilmiyorum. Şu an için en ufak bir fikrim yok. Birkaç haftaya toplanırız ve o zaman öğrenirim.

Ellyf: Aynı zamanda seslendirme de yapıyorsunuz. Bir karakteri canlandırmak mı yoksa canlandırmadığınız bir karaktere ses vermek mi daha meşakkatlidir?

Mert: Elbette bir karakteri canlandırmak çok daha zor. Ama hiç "canlandırılamamış" bir karaktere sesinizle can vermek de az meşakkatli iş değil...

Ellyf: Bir dizi ya da filmde seslendirme yapabilmek için oyuncu olmak gerekli midir sizce?

Mert: Zor soru...Kıyısından köşesinden de olsa oyunculuğa bulaşmış olması gerekir bence ama bir sürü oyunculuk yapmamış çok iyi konuşmacı arkadaşım da var. Zor soru...

Ellyf: Son olarak yeni sezon için dizi dışında bir projeniz olup olmadığını sormak isterim...

Mert: 15 Ağustos'ta provaya giriyorum. "Sevgili Arsız Ölüm”ü çalışacağız. 2 tane de geçen seneden devam eden oyunum var. Gerisini ancak yaşarken görebilirim çünkü ne plan yaparsak yapalım kuralları hayat koyuyor.

10 Temmuz 2013 Çarşamba

YELİZ KUVANCI

Yurdum insanı gibi ben de belgesel dışında başka bir TV programı izlemem. Bir akşam en sevdiğim belgesel kanalında o belgesel senin bu belgesel benim kaptırmışken, acımasız aslanın zavallı yavru geyiği yine yeni yeniden vahşice öldürmesine daha fazla tanıklık edemeyerek kanalı değiştirmiştim. İşte tam o anda, sonraki Cuma akşamlarımı alemlere akmak yerine, evde çayımı demleyip, televizyon karşısında pinekleyerek geçirmeme neden olacak bir diziye rastladım: “Böyle Bitmesin”. Konusuyla ekrandaki diğer dizilerden ayrılan Böyle Bitmesin’de beni cezbeden şeyin, dizide işlenen konunun hayatımla paralellik gösteriyor olması dışında, performansları ile göz dolduran oyuncular ve akıcı-esprili diyaloglar olduğunu söylemeden geçmeyeyim. Dizinin başarılı başrol oyuncusu Yeliz Kuvancı, Öyle Bir Geçer Zaman Ki ve Seni Bana Yazmışlar gibi iki güzel diziden sonra bu defa Böyle Bitmesin’de ekranlarımıza konuk oluyor. Dizinin sıkı bir takipçisi olarak Yeliz Kuvancı ile oyunculuk ve yaşantısı üzerine söyleştik.
Ellyf: Oyuncu olmak çocukluk hayaliniz değilmiş, sonradan karar vermişsiniz oyuncu olmaya. Çocukken ne olmak isterdiniz?
Yeliz: Öğrenme ve deneyimleme açlığıyla bankacı, öğretmen, doktor, avukat, bakkal, şarkıcı... Öyle pek de kararlı ve idealist değilmişim yani.
Ellyf: Genç yaşınıza rağmen ikisi başrol olmak üzere, üst üste başarılı yapımlarda rol aldınız. Kısa sürede bu kadar iyi işlere imza atmış olmanızı nasıl yorumluyorsunuz? Başlangıç noktanızın Öyle Bir Geçer Zaman Ki olması bu başarıda ne kadar etkili?
Yeliz: Başlangıç noktamın Öyle Bir Geçer Zaman Ki olmasının etkisi yadsınamaz. Öylesine başarılı ve çok izlenen bir yapım oldu ki, herkes için olumlu oldu sonuçları. Ne mutlu bana...
Ellyf: Öyle Bir Geçer Zaman Ki’de canlandırdığınız İnci Hoca karakteri nedeniyle yaşınızı daha büyük sanıyormuş herkes. Diziye başlarken bu konunun devamında sizin için dezavantaj oluşturabileceğini düşündünüz mü?
Yeliz: Evet öyle bir durum oldu gerçekten. Sokakta görenler ve hatta görüşmeye gittiğim yapımcı veya yönetmenler bile epey şaşırıyordu beni görünce. Bunun bir dezavantaja dönüşmesi şöyle gerçekleşebilirdi; bana sadece 30 yaş üstü, çocuklu, olgun kadın rolleri uygun görülebilirdi, ama Seni Bana Yazmışlar’daki Zeynep karakteri aracılığıyla bu yanlış algıyı kırmış olduk. Zıp zıp bir genç kızdım bu sefer.
Ellyf: Son diziniz Böyle Bitmesin’de Aile ve Sosyal Pollitikalar Bakanlığı’na bağlı bir ekip çiftlerin yolunda gitmeyen evliliklerini kurtarmaya çalışıyor. Gerçekte de böyle ekipler var mı bakanlık bünyesinde?
Yeliz: Henüz yok ama bildiğim kadarıyla bu konuda bir çalışma söz konusuymuş.

Ellyf: Böyle Bitmesin hem eğlenceli bir dizi hem de konu itibarıyla sosyal bir boyutu var. Diziyi kabul etmenizde işin sosyal boyutu ne kadar etkiliydi?
Yeliz: Sosyal boyut diyemeyeceğim, çünkü o zaman politik bir taraf da belirlemiş olurum genel algılanan biçimiyle o "sosyal boyut"un. Sanırım izleyenlere -sadece iki kişiye bile olsa- kendi üzücü durumlarına benzeyen durumları görüp belki ön yargılarından sıyrılıp biraz da empati kurmalarına yardım edecek bir göz diyebiliriz bu dizi için.
Ellyf: Dizi hem çok beğenildi hem de evlilik konusunda bir dayatma ve toplumsal model oluşturmaya çalışmakla eleştirildi? Bu konuda ne söylemek istersiniz?
Yeliz: Dayatmaya, zorlamaya, kendine göre doğru olan bir modeli zorla benimsetmeye karşı duyduğum böylesine büyük bir öfkem varken, böyle bir işin içinde olmam beklenemez. Bir evlilik propagandası yapmıyor, sadece zaten evli olan çiftlerin yaşadığı benzer (çünkü insan odaklı bir mesele) konuları ele alıyoruz.
Ellyf: Dizide Psikolog Nazlı karakterini canlandırıyorsunuz. Nazlı’nın oldukça inatçı ve tavizsiz bir duruşu var, Yeliz Kuvancı ile Nazlı bu açıdan benzeşiyor mu?
Yeliz: Benim inadımı ancak sevgi ve merhamet kırabilir. Nazlı bana göre biraz daha sert ve kararlı.
Ellyf: Nazlı dizide kendisine büyük bir yalan söyleyip annesini aldatan babasını hastalanmasına rağmen hatta ölüm döşeğinde bile affedemiyor. Bir söyleşide ölümü kabullenmenin sizin için zor olduğunu söylemişsiniz; bu durum gerçek hayatta başınıza gelseydi, siz affeder miydiniz?
Yeliz: Ölüm, hayatta hepimizi bekleyen, geleceğini bildiğimiz ama geldiğinde yıkıldığımız, dehşete kapıldığımız ve kabullenemediğimiz bir olgu ve hep de öyle kalacak çünkü özlemle yakın ilişkide. Dolayısıyla sonsuza dek görmekten, dokunmaktan, duymaktan, konuşmaktan vazgeçeceğimi bildiğim biriyse söz konusu olan, ne duvar kalır, ne öfke, ne de kural.
Ellyf: Evlilik hakkındaki düşünceniz nedir? Boşanmaların bu kadar yaygınlaştığı bir dönemde hala evliliğe inananlardan mısınız?
Yeliz: Evliliği inanılacak veya reddedilecek bir mesele gibi, bir din gibi, bir ahlak kuralı gibi görmüyorum. Dolayısıyla inanıyorum inanmıyorum demek yerine, bir gün  böyle bir şeye  kalkışabilirim diyorum. İlla düğün, gelinlik, halay, altınlar içinde kalmak lazımsa bir gün,  kalırız ne yapalım.
Ellyf: Başarılı oyunculuğunuzun yanında, güzelliğiniz ve kızıl saçlarınızla nam salmış durumdasınız, hatta saç boyanızın renginin ne olduğu hemen her söyleşide sorulmuş size. Sizce saçlarınızın bu kadar beğenilmesinin nedeni nedir? Kızıl saçlı oyuncu çok yok, bunun sizin için avantaj yarattığını düşünüyor musunuz? Bir proje için saçınızın rengini değiştirmenizi isteseler nasıl yaklaşırsınız?
Yeliz: Öncelikle teşekkür ederim güzel düşünceleri için ama rengini değiştirdim geçici olarak. Şimdi kumralım, belki de kalır böyle, bakacağız. İnandığım bir proje için her türlü değişikliği yaparım. Hatta büyük heyecan duyar ve keyif alırım.
Ellyf: Bu arada beyaz ten, kızıl saç kombinasyonu nedeniyle sıkça Kirsten Dunst ve Nicole Kidman’a benzetiliyorsunuz. Hollywood demişken de sormadan olmaz, yerinde olmak isteyeceğiniz bir oyuncu ya da gelecek planlarınız arasında Hollywood yapımlarında yer almak var mı?
Yeliz: Ne mutlu bana... Ne güzel kadınlar. Hayır öyle bir durum yok. Biraz fazla büyüdük böyle hayaller kurmak veya bu tür yer değiştirmeler için.
Ellyf: Okullu bir oyuncu olarak sizi beyazperdede ne zaman göreceğiz?
Yeliz: Bir senaryo okuduğum zaman deli gibi heyecanlanmıyorsam, o karakteri henüz senaryoyu okurken konuşturmaya, hareket ettirmeye başlamıyorsam, o filmin içinde yer almak istemiyorum. Sinema başka bir şey çünkü. Ne para kazanmak için, ne de var olmaya devam etmek için yapılmamalı sadece. Ama hissediyorum, yakında harika bir film izleyeceğim içinde olduğum.
Ellyf: Son olarak dizilerdeki uzun çalışma saatleri konusunu sormak isterim. Pek çok oyuncu bu nedenle isyanda, hatta Mehmet Ali Alabora gibi isimler bu nedenle dizilerde oynamayı protesto ediyor. Meryem Uzerli’nin tükenmişlik sendromu nedeniyle bir anda diziyi bırakması da çok konuşuldu. Oysa pek çok insan oyuncuların dizilerden kazandığı paranın çok astronomik olduğunu ve uzun çalışma saatlerinin de bunun bedeli olduğunu düşünüyor. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir?
Yeliz: Elbette dizilerden ortalamaya göre yüksek paralar kazanılıyor. Ancak inanın bana haftanın 6-7 günü bazen gerçekten çok ama çok zor koşullarda çalıştıktan sonra, hayatında sana ve sevdiklerine ait hiç bir plan, program ve paylaşım kalmadıktan sonra, "Ohh, hayat sana güzel." gibi bir yaklaşımla karşılaşınca ıslak meşe odunuyla kovalamak istiyorum birilerini. Ben film izlemenin, spor yapabilmenin, kitap okuyabilmenin, bir seyahate çıkabilmenin, arkadaşlarımla ve ailemle vakit geçirebilmenin ve hatta uyumanın böylesine ulaşılmaz bir lüks haline gelmesine isyan ediyorum. Düzelmesi gereken, düzeleceğine dair umut beslediğim çok şey var bu ülkede.