13 Haziran 2013 Perşembe

SADIK YEMNİ

Hemcinslerimin aksine, korku/gerilim türündeki filmleri izleme konusunda oldukça cesurumdur. Ancak, içinde korku/gerilim ögesi barındıran bir kitap okurken, maalesef film izlerken sahip olduğum serin kanlı duruşa sahip değilim. Bunun nedeni, film izlerken, sinemada bile olsam tüm o ambiyans, kocaman perde ve yoğun ses efektlerine rağmen filme tam konsantre olamayışım. Oysa durum kitap okurken tam tersi; dış dünyadan kopuyor ve kitapta olan biten neyse ben de bir parçası oluyorum. İşte bu nedenle, kendi tabiriyle paranormal, bilimkurgu, kuantum, gizem, polisiye, dram karışımı bir türde yazan yeni konuğum yazar Sadık Yemni’nin kitapları benim için, gündüz saatlerinde ve park-bahçe gibi kalabalık, gürültülü yerlerde okunması mümkün romanlar. Zira evde yalnızken, hele de gece uyumadan önce okununca, insan kendini “Paranormal Activity” filminde gibi hissediyor,  gecenin kalanında uyumak pek mümkün olmuyor. “Muska”, “Yatır”, “Öte Yer” romanları ile tanınan ve okurlarının yerli Stephen King olarak adlandırdıkları Sadık Yemni ile İzmir-Amsterdam hattında geçen yaşamını ve bu çok kültürlü yaşamın eserlerine yansımasını konuştuk.

 
Ellyf: Ege Üniversitesi’nde Kimya Mühendisliği okurken bir hava değişimi için Amsterdam’a gitmiş ve orada kalmışsınız. Amsterdam’ı İzmir gibi bir şehre tercih etmenizin sebebini merak ettim doğrusu.

 
Sadık: Bu tercih uzun uzun düşünerek taşınarak yapılmadı. 1975 Kasım’ında kendimi Amsterdam’da buldum. Niyetim beş altı ay kalmaktı. 37 yıl kaldım. O yıllarda özellikle Amsterdam çok keyifli bir yerdi. Hayat tecrübemi kendi potansiyeliyle şekillendirdi. İzmir’deyken uzun yaz tatilleri geçirirdim. Sayfiye çocuğuydum. Çok geniş bir arkadaş çevrem vardı. Bunları çok aradım tabii ilk yıllarda.
 
 
Ellyf: Kimya Mühendisliği okumadan önce de konuyla hayli ilgiliymişsiniz hatta kimya sihirbazı olarak anılıyormuşsunuz; evinizde bir kimya laboratuarı bile kurmuşsunuz zamanında. Kendi kendine tutuşan mendil, suda yanan taş gibi kimya şakalarına  yenileri eklendi mi?
 
 
Sadık: İçinde yıldırımlar çakan sıvı dolu tüpler, üzerine basınca ufak patlamalarla sarsılan paspaslar ve aşk mektubu taşıyan roketleri de sayabiliriz.
 
 
Ellyf: Kimya ve Edebiyat çok farklı alanlar, yazmaya nasıl başladınız?
 
 
Sadık: Şu anda tüm hayatımız fizik ve biyoloji merkezli gelişmelerle idare ediliyor. iPhone ya da genetik testler misal verilebilir. Bu nedenle insanın iç dünyasını, karakterinin şekillenmesini, dünya yüzeyindeki serüvenlerimizi anlatan edebiyatın, artık çağımızda kimyayla dolaylı gibi görünse de kaçınılmaz bir ilişkisi var. Paranormal, bilimkurgu, kuantum, gizem, polisiye, dram türlerinin karışımı türünde yazan biri için ise ortalama fizik kimya bilgisi kaçınılmaz. Yazmaya kısa öykülerle başladım. Göçmen hayatından parçalardı. Sonra Muska romanımla esas rayıma yerleştim ve oradan devam ettim.
 
 
Ellyf: Türkiye-Hollanda arasında geçen bu çok kültürlü yaşamın hayalgücü ve yaratıcılığınıza katkı sağladığını düşünüyor musunuz?
 

Sadık: Kırk yıla yakındır Kuzey Avrupa’daki modernitenin göbeğinde yaşamak, değişik kültürlerle temas etmek, yeni deneyimler edinmek, değişik meslekleri icra etmek, hem hayalgücünü pekiştirmek hem de yaşam deneyimi biriktirmek açısından mutlaka çok etkili olmuştur.  Eski yaşam mekânınıza uzaktan bakabilmek, değişimlere uyum sağlamak çabası da fazladan yarar sağlamıştır diye düşünmekteyim.

 
Ellyf: Kitaplarınızdan bazıları Hollanda’da da basılmış. Türk okuyucu kitleniz ile Hollandalı okuyucu kitleniz arasında kitaplarınıza verdikleri tepkiler anlamında ne gibi farklar var?
 
 
Sadık: Hollanda’da göçmen yazardım. Onların diliyle yazmıyordum, ama aralarında yaşıyordum. Türkiye’de ise Türkçe yazıyor, ama aralarında yaşamıyordum. Şimdi ikisi de doğru yerde. İzmir’de yaşıyorum şu sıralarda. Kullanılan dil bir yerde çok önemli.  Türkçe kendimi daha yetkin ifade edebilmekteyim. Eğer ilginç bir metin yazabilirseniz okuyucunun dili, milliyeti pek fark etmiyor. İginç, zeka eseri olan, kalp çırpıntısı hissettiren ve zamanın ruhunu taşıyan metinler her yerde okuyucu bulur.
 
 
Ellyf: Kelimelerle oynayıp yeni kelimeler türetiyorsunuz. Hatta sitenizde Sadık Yemni Sözlüğü adında bir bölüm bile var. Tesirlik , hoşkatlantı sizin türettiğiniz kelimelerden... Türk Dil Kurumu’na alternatifsiniz diyebilir miyiz?
 
 
Sadık: Çok kültürlü yaşamın mutlaka bir etkisi var bu kelimelerin türetilmesinde. Bir kelime bulmak için asla gayret sarfetmem. Bunlar kendi kendine doğar aklımda. TDK’nın minik bir şubesiyimdir belki şaka dahilinde. Bir de şu var: paranormal, bilimkurgu, kuantum, gizem, polisiye, dram karışımı bir türle yazıyorum malum. Bu alana Türkçe’de yeni kelime ve deyimler türetilmesi şarttır. Hepsi kabul görecek diye bir beklentim yok. “Thriller” için keşfettiğim (Sözlükte bulunmayı bekliyordu – yıl 1996) “tirildeme” ve uydurduğum “tirildetir” tuttu. “İdeaot”’un sırası geliyor. Hoşgörüyü esas anlamında kullanıp, müsamaha yerine bazen  “Hoşkatlantı” ya da “Metazorikatlanı” diyebiliriz.
 
 
Ellyf: Yapıtlarınız nedeniyle sizi Stephen King ile karşılaştıranlar var, ne diyorsunuz bu duruma?
 
 
Sadık: Ben Borges, Poe ve Len Deighton’la harmanlanmış, İzmir, İstanbul ve Amsterdam üçgeninde yaşayan, Türkçe yazan bir çeşit King olabilirim. Üretme hızımız da benziyor. Kullandığımız tekinsiz alanın doğası da. Bu arada bir not: Ben iyi ki, “Çözücü” adlı romanımı 2003 yılında yayımlamışım. Çünkü 2011’de çıkan “Under the Dome” (Kubbenin Altında) ile bayağı benzeşmekte. Genel fikir olarak.
 
Ellyf: Ekşisözlük’te hakkınızda şöyle bir yorum yapılmış: “Kitaplarını cin, peri gibi doğaüstü varlıklardan korkanların gece yalnızken okumaması gereken yazardır.” Bu durumu, Zihin İşgalcileri kitabınızı okurken bizzat tecrübe etmiş biri olarak sormak isterim, böylesi kurgular yazabilmek için günlü hayattaki hangi olaylardan besleniyorsunuz?
 

Sadık: Zihin İşgalcileri’nde artık sağ olmayan arkadaşlarınızın yanında sizin kopyanızla birlikte ziyaretinize gelmesi ya da kalabalık bir caddede size uzaktan el sallaması korkunç bir durum olmalı. Benim korkuya yaklaşımım kalabalığın içinde, sizi en umulmadık yerde yakalayan mizansenlerdir çoğunlukla. Bu beklenmediklik ve doğal ortam kullanımı inandırıcılığı artırıyor ve vurucu malzemeyi daha geçirgen yapıyor. Bunlar sezgilerimin çıkarsamalarıyla ve çocukluk zamanlarının o eşsiz ödleklik halleri, tırsma patronunlarından alıntılardır çoğunlukla. Hayalgücü son cilayı çekiyor. 
 
 
Ellyf: Yazdığınız eserleri okuyunca farklı bir evrenden geldiğinizi ve bizi henüz bilmediğimiz gerçeklere hazırladığınızı da düşünmedim değil? Bizim bilmediğimiz birşeyler biliyor olabilir misiniz?
 
 
Sadık: Hepimiz aynı küçük mavi gezegendeniz. Benim farkındalık antenim belki de sürekli online-çevrimiçi durabilme çabasıyla birazcık daha duyarlı bir hale gelmiştir. Bu minik fark bu tür bir hayalgücü yaratıyordur. Kimsenin bilmediği şeyleri bilmek değil de, belki üzerimize yağan dünya içi ve uzaydan gelen enfarmosyonu yorumlama biçiminde etkin olmaktadır.
 
 


 
Ellyf: Onlarca eseriniz arasından henüz hiçbir eserinizi okuma fırsatı bulamamış birine sizi tanıtmak istesek, ilk okuması gereken eseriniz sizce hangisi olmalı?

 
Sadık: Türkiye’de basılmış şimdilik 19 eserim var. Kingseverler, çok karakterli, senfonik kurgulu romanların tiryakileri “Muska”, “Yatır”, “Öte Yer” ve “Ağrıyan”’la başlamalıdır. Akıcı kurguyla yazılmış bilimkurgu soslu hızlı serüvenleri tercih edenlere “Zihin İşgalcileri”, “Sokaklar Benim Yeniden”, “Zaman Tozları” ve “Gizemli Evren”’i tavsiye edebilirim. Kadınlar haklı olarak bilimkurgu okumayı pek sevmezler. Onlar için de özel bir kitabım var: “Arafor”. Bunu okuyunca fikir değiştirmeleri pekâlâ mümkündür.
 
 
Ellyf: FABİSAD tarafından bu yıl ilk defa verilen GİO ödüllerinde de öykü dalında  jüri üyesiydiniz. Söyleşiyi bitirirken, GİO ödülleri için gönderilen öykülerden yola çıkarak değerlendirmenizi istesem, genç  ve kalemi kuvvetli yazarlar geliyor mu?
 
 
Sadık: Evet. Bu çok sevindirici bir durum. Genç ve yetkin yazarlar geliyor. En az 3-4 isim var ufukta. Gelecekte bizi gururlandıracak işler türetecekler inşallah.  
 

2 yorum:

  1. Güzel bir söyleşi olmuş, ellerinize sağlık. Geç de olsa çok teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beğenmenize memnun oldum, ben teşekkür ederim...

      Sil