24 Nisan 2013 Çarşamba

ERBUĞ KAYA

Çok hayalperest bir insan olduğumu söyleyemem, genelde fazla gerçekçi yaklaşırım olaylara. Ancak bir roman okurken, o romandaki karakterlerin dünyasına girmek ve kitap bitene kadar o dünyada yaşamak konusunda değme hayalperestlere taş çıkartırım. Bu anlamda fantastik kurgu türündeki romanların en sevdiğim türler arasında olması şaşırtıcı olmasa gerek. Yazılmış olanı okurken hayal kurmak neyse de tüm o varolmayan varlıkları ve dünyaları yaratmak, kurgulayıp kağıda aktarmak hayalperestliğin ötesinde bir yetenek gerektiriyor. Yeni konuğum yazar Erbuğ Kaya da bu yeteneğe sahip. Fantastik romanları Giddar ve Beşlerin Çağı ile okuyucu ile buluşan Erbuğ ile romanlarını ve fantastik kurguya olan merakını konuştum.

Ellyf: Romanın Giddar ve devam kitabı Beşlerin Çağı raflarda. Fantastik bir dünyada algılanan gerçekliği sorguluyorsun kitaplarında, birkaç cümle ile kitapları anlatmanı istesem?

Erbuğ: Tanrıların hükümleriyle diretilen düzenlerin dışına çıkıp gerçeklere ulaşmaya çalışan bir grup insanın kendilerini, tahmin edemedikleri bir döngünün kilidi olarak bulmalarının ve tüm Giddar’da değişimi başlatmalarının hikayesi anlatılıyor kitaplarda. Vicdanın öğretilerle köreltildiği, insana ait her şeyin çarpıtıldığı topraklarda kahramanlar; aklı, ruhu, aşkı, arkadaşlığı, güveni ve inancı yeniden yorumluyorlar.      
 
Ellyf: Amacının kitaplardan para kazanmak olmadığını tahmin ediyorum, nedir seni yazmaya iten sebep?

Erbuğ: Kitapların büyüsüne kapılarak büyümüş biriyim. Arkadaşlıkların ve dostlukların, gerçeklerden bir adım önce, hayallerde paylaşılan hikayelerle serpildiğine inanırım. Gerçeklerin ve geleceğin kitaplarda kurgulandığını düşünürüm. Kitaplar sayesinde geçmişin her zaman dünmüş gibi kalmasına hayranım. Kağıt üzerindeki cümlelerin birbirini tanımayan insanlar arasında kurduğu bağları görmeyi, bilmeyi severim. Kendimi bildim bileli, beni içine alan bu devranın öteki tarafında; anlatan tarafında olmak istedim. Bu yüzden yazıyorum.  

Ellyf: Neden fantastik roman yazar insan? Olmayan bir dünya, olmayan varlıklar hayal etmek, kurgulamak mevcut dünyayı anlatmaktan daha meşakkatli değil mi?

Erbuğ: Evet, kesinlikle daha meşakkatli ama çok keyifli. Olmayan bir kavramı ayağa dikip, onu gerçek davranışlarla duygularla yüzleştirmek insan aklının hiç ummadığınız veya çok beklediğiniz yerlere gitmesine sebep olabilir. Beni rahatsız eden ve çarpık olduğunu düşündüğüm gerçekleri, yeniden yoğrulmuş bir hamurla şekillendirmek ve belki de onu alt üst edip yeni sonuçlara ulaşmak için fantastik veya bilim kurgu edebiyattan daha güzel bir alan olmadığını düşünüyorum.

21.yüzyılın şehirli insanı için yaşam alternatifleri gittikçe daralıyor. Toplum düzeni içinde zaten çoktan kurgulanmış birkaç yolda ilerlemesi bekleniyor insandan. Oysa insan hayal eder, araştırır, sorgular, kurgular ve ortaya çıkarır; insan gelişir. Hayal kurmak gelişimin ilk adımıdır. Hayali olmadan insan özgür değildir. 

Ellyf: Evren çok büyük ve henüz kendi galaksimizi bile keşfetmiş değiliz. Evrende bir yerlerde fantastik kitaplarda anlatılan dünyaların var olduğuna inanıyor musun? 

Erbuğ: Evrenin büyüklüğünü düşünmek ne kadar heyecan verici değil mi? Bildiğimizden, gördüğümüzden farklı yaşam türleri olduğunu hayal etmek ne kadar keyifli. Fantastik kitaplarda anlatılan dünyaların evrende bir yerlerde var olduğuna inanıyorum demek çok iddialı olur. “Umarım” demek daha doğru sanırım.

Ellyf: Fantastik kurgu türünde dünyada ve ülkemizde sevdiğin, örnek aldığın yazarlar kimler? 

Erbuğ: Jules Verne’i, Tolkien’i ve Asimov’u saygıyla anacağım önce.

Kurguladığı her ortamdan psikolojiye ve sosyolojiye kuralsız dalış yapmasına hayran olduğum Ursula K. Le Guin’i, kabuslarda bile tertemiz bir bakış açısı yakalayan Neil Gaiman’ı, Türk fantastik edebiyatının geçmişindeki eksik taşları yerine oturtan İhsan Oktay Anar’ı ve her cümlesini ince ince işlenmiş bir dantel gibi bize sunan Murathan Mungan’ı çok severim.

Ellyf: Yanlış tercih sonucu mühendislik okumuşsun altı yıl kadar, seni bu yanlış tercihi yapmaya iten neydi?

Erbuğ: İyi bir öğrenci olmam ve sınav sistemi. Matematiği ve fen bilimleri iyi olan her öğrenciden beklendiği gibi benim de ya mühendis ya da doktor olmam kurgulanmıştı. Farklı bir mesleğin adı bile geçmemişti.
 
Tercihlerim arasına mühendislikle omuz omuza yürüyen mimarlığı da koymuştum ama o da sınav sistemine takıldı. Bir zamanlar kaybettiğim zaman için kaygılanıyordum ancak artık aldığım mühendislik eğitiminin roman yazarken işime yaradığını biliyorum.

Ellyf: Okuldan ayrıldıktan sonra da FRP kafe açmışsın iki tane, bilmeyenler için nasıl bir ortamdır, nasıl vakit geçirilir bir FRP kafede?

Erbuğ: FRP (Fantasy Role Playing) Rol Yapma Oyunu olarak çevrilebilir. Çay, kahve gibi standart kafe özelliklerinin yanında FRP kafeler fantastik veya bilim kurgu türlerini seven insanların buluştuğu mekanlardır, kısaca. İnsanlar bu kafelerde bu türlerle ilgili her şeyi paylaşabilirler. Oyunlar, filmler, kitaplar, müzikler, çizimler ve en önemlisi hayaller. FRP kafelerde insanlar kısaca doğaçlama tiyatro diyebileceğimiz rol yapma oyunlarını oynarlar. Bir oyun yöneticisi, oyuncular tarafından değiştirilebilecek bir senaryoyu kontrol eder, oyuncularsa canlandırdıkları karakterlerle o senaryoda yer alırlar. Ve tüm bunlar bir masanın etrafına toplanıp konuşarak, hayal ederek yapılır. 

Ellyf: FRP oynayan, metal müzik dinleyen adamların daha alternatif hayatları olmasını beklerken son dönemde tanıştıklarım hep evli barklı hatta çocuklu! Sen de eşine olan aşkından bahsetmişsin internet sitende... Ben mi yanlış tanıyorum acaba bu kitleyi?

 
Erbuğ: Aşkın ruhumu iyileştiren, aklımı sarhoş eden, hayal kurduran, özgürleştiren,  her şeyin dışında kendi içinde tutan o yemyeşil ovalarına hayranım. O ovalarda aşkla bir ağacın altında piknik yaparken Vivaldi dinlerim ya da atlarla dörtnala koştururken Iron Maiden.

Ellyf: Son olarak yeni bir kitap gelecek mi sormak isterim. Fantastik kurgu türünde yazmaya devam mı yoksa bizi şaşırtacak bir kitap gelebilir mi?

Erbuğ: Yeni romanımı kısa süre önce tamamladım. Şu anda düzenleme sürecinde. Yeni kitap Giddar serisi gibi epik fantezi türünde değil. Romanın hikayesi çağımızda, İstanbul’da geçiyor ama elbette yine fantastik öğeler var. Şu anda, içinde var olmayanın pırıltılarını taşımayan bir roman yazmazmışım gibi geliyor. Yine de geleceğin ne getireceği belli olmaz.