26 Mart 2013 Salı

ALTAY ÖKTEM

Sanat camiasında asıl meslekleri doktorluk ya da mühendislik olan pek çok isme rastlayabilirsiniz. Yeni konuğum yazar Altay Öktem de onlardan biri; kendisi gerçekte bir tıp doktoru. Bu durumu, ilgili meslek gruplarının sanata olan meyli olarak açıklamaktan ziyade, sanata meyilli olsa da zeki her çocuğu doktor-mühendis yapmaya iten sistem klişesine vurgu yapmak daha doğru sanki. Beynin bir tarafı diğerine baskındır lakırdılarını geçelim. Belli ki bazı insanlar hem analitik hem sözel yeteneklere sahip. Ve Altay Öktem o insanlardan. Doktorluğunun yanında, sahip olduğu yeteneği, yazdığı harika kitaplar sayesinde ölümsüz eserlere dönüştürebilenlerden. Üstelik şu sıralar yayıncı ve DJ olarak da adından söz ettiriyor. Altay Öktem ile yazarlığı, şiirleri ve diğer çalışmaları hakkında konuştum.
  
Ellyf: Daha çok yazar tarafınızı biliyoruz ama askeri lise ve sonrasında tıp fakültesi okumuşsunuz. Bu okulların olmazsa olmazı disiplin... Yazı yazmak da disiplin gerektiriyor mu?

Altay: Yazmak, sanıldığının aksine tamamen disiplin işi. Örneğin bohem yaşam tarzı, yazarlığın en büyük düşmanıdır. Yazarların, yazdıkları sıkıcı olmasa da yaşamları sıkıcıdır aslında. Ben de hayatım boyunca hep disiplinle çarpıştım. Küçük yaşta askeri okula girdim ve o disipline bir türlü ayak uyduramadım. Oradan kurtuldum ama bu kez de tıp fakültesinin pençesine düştüm. Öğrenciliğimde de, hekimlik hayatımda da bu sefer tıbbi disipline ayak uyduramadım ve disiplinle çarpışıp durdum. Ama bu mücadele esnasında, farkında olmadan, bana zorla kabul ettirilmeye çalışılan disiplin içime işlemiş demek ki... Bu da benim avantajım oldu; bir yazma disiplini geliştirdim. Yaşarken disiplinli değilim ama yazarken disiplinliyim.

Ellyf: Size göre yazmak insanın doğasında olan bir şey mi, yoksa sonradan öğrenilebilir mi?

Altay: İnsanın doğasında olan ve sonradan geliştirilen bir şey! Doğasında yoksa, yani o kumaş yoksa insanda, çalışarak bir yere kadar geliştirebilir, o kadar. Ama doğasında varsa ve (yine disipline geliyoruz) çalışmaz, geliştirmezse, bir yerde tıkanır kalır, kendini tekrar etmeye başlar. Elbette ne yazdığınıza da bağlı bu. Örneğin şiir, sonradan öğrenilemez. Çalışarak şair olunmaz ama çalışarak romancı olunabilir. İnsanın doğasında yoksa, çok çalışarak vasat, hatta vasatın üstünde bir romancı olabilir. Köşe yazarıysanız mesela, yeteneğe, ruhunuzun derinliğinde yatan cevhere çok ihtiyaç yok, tekniğinizi geliştirmeniz yeterli. Tabii yazdığınız türle de çok ilişkisi var olayın: Hayal gücünüz çok gelişmemişse, fantastik yazamazsınız mesela, gözlem yaparak, gözlerinizi gündelik hayata odaklayarak kuru gerçekçi bir yazar olabilirsiniz. Ama bu da kötü değil, yetenekliyseniz, iyi bir gerçekçi yazar olursunuz; hayal gücünüz yazma yeteneğinizin önündeyse, müthiş kurgular yapabilen kötü bir yazar olmanız da mümkün. Mesele karışık yani!

Ellyf: Yazarlık atölyeleri yapılıyor, bu kurslar kişinin üretkenliğini artırsa da özgünlüğünü olumsuz yönde etkiler mi sizce?

Altay: Değil yazarlık, marangozluk bile atölyede bir yere kadar öğrenilebilir. El becerisi de insanın doğasında olan bir şey, bir çeşit yetenek. Mesela ben iki tahtayı üst üste koyup çakmaya kalktığımda hizasını bile tam tutturamıyorum. Dünyanın en iyi marangozu, atölyesinde beni yetiştirmeye kalksa, epey bir şey öğrenirim tabii, kendimi geliştiririm ama çok iyi bir marangoz olamam. Doğuştan yazar olmaya eğilimli biri, yazarlık atölyesinde bazı teknikleri öğrenerek kendini geliştirebilir; ama o kumaş yoksa, yıllarca atölyeye de devam etse bir faydası olmaz. Zaten “yaratıcı yazarlık” atölyeleri deniyor o tarz oluşumlara. Hadi yazarlığın teknik tarafı bir yere kadar öğretilebilir de, yaratıcı olmayan birine kurs vererek yaratıcılık öğretilebilir mi?

Ellyf: Sizin gibi üretken bir yazar için yazmadan duramıyor diyebilir miyiz, yazmayınca huzursuz olanlardan mısınız?

Altay: Aslında yazınca huzursuz oluyorum ama kendimi frenleyemiyorum. İnsan içindeki boşluklarının farkına vardıkça, onları doldurmak için bir şeyler yapıyor. Boşluğunu fark eden herkes kendi eğilimleri doğrultusunda yapıyor bunu aslında. İşkolik insanlar vardır örneğin, gece gündüz çalışırlar, zengin olmak isterler mesela ama bunun da sınırı yok. Hep daha fazlasının peşine düşerler. Diyelim 20 tane evi olan bir insanın deli gibi çalışıp 21. evi almak için mücadele etmesini hayatta anlayamıyorum, anlamam da mümkün değil… Ama o da beni anlayamaz. Yirmi kitabın var, 21 olsa madalya mı takacaklar, zaten kaç kişi okuyor ki, yorma bu kadar kendini, diyebilir. Sonuç olarak, bazı boşluklar var ruhumuzda ve doldurmaya çalışıyoruz; ama biz çabaladıkça boşluk dolmuyor, daha da derinleşiyor.

Ellyf: Farklı türlerde kitaplarınız var, sizin okumaktan en çok keyif aldığınız tür nedir?

Altay: Okumaktan zevk aldığım, sevdiğim birçok tür var. Yeraltı edebiyatını, fantastiği, polisiyeyi, gotiği de seviyorum, popüler edebiyatın bazı yazarlarını da… Sevdiğim tek bir tür olmadığı gibi, bir türe ait her yapıtı da sevmem. Mesela Poe’yu, William Blake de severim, Mallerme’yi de… Edip Cansever’i, Turgut Uyar’ı hem severim, hem dönüp dönüp okurum; oysa Sabahattin Kudret Aksal’ı da severim ama yıllar önce okudum, tekrar dönüp okumayı pek düşünmem.

Ellyf: Bir röportajınızda okudum, sizin için en çok şiir ve şiir kitaplarınız özelmiş. Yazar-şair- yayıncı-doktor kimliklerinizden en çok şair olarak mı anılmak, hatırlanmak istersiniz?

Altay: Şiir benim yazarlığımın da hayatımın da merkezinde yer alıyor. Farklı türlerde kitaplar yazıyorum ya da gündelik hayatın içinde farklı rollerim oluyor ister istemez. Doktorluk mesleğim, benim beğendiğim, yayınlanmasını istediğim tarzda kitaplara eğilim duyan yayıncılar çıkmayınca yayıncılığa da soyunuyorum, bazen deneme, bazen roman, öykü de yazıyorum ama bunları yaparken hep şair olarak hissediyorum kendimi.

Ellyf: Bazı yazarların siyasi görüşleri ve gündem ile ilgili açıklamaları çok tartışılıyor. Yazarın sadece yazı ile mi uğraşması gerek sizce yoksa zaten fikir üreten biri olarak bu şekilde gündeme gelmesi doğal mı?

Altay: Elbette doğal. Yazmak fikir üretmektir zaten. Suya sabuna dokunmadan sadece yazarlık yapayım diyen biri yazar olamaz ki. Ama şu ayrımı da yapmak gerekir: Bir yazar olarak siyasi görüşünü belirtirsin, gerekirse o siyasi görüş uğruna mücadele de verirsin. Ama yazar kimliğinle! Eğer siyasi kimliğin yazar kimliğinin önüne geçiyorsa, o zaman bir yazardan çok bir siyasetçisin demektir. Bu dengeyi tutturmak gerekir.

Ellyf: Kitaplarınızdan, yazılarınızdan bazı cümleler sosyal medyada slogan haline gelmiş durumda, özellikle bu şekilde yazdığınız ya da sloganlaşacağını tahmin ettiğiniz cümleler oluyor mu?

Altay: Hiç olmadı. Yazarken bunu düşünmüyorsunuz ki… Hayatla çarpışarak yazıyorsunuz zaten. Ama bazen aynı yerden yara almış, aynı çarpışmayı yaşayan birileriyle kesişiyor yolunuz, onların söylemek istediklerini de siz ifade etmiş oluyorsunuz; o zaman o söze sahipleniyorlar. Dilden dile dolaşırken de sloganlaşıyor. Bu güzel bir şey.

Ellyf: Sosyal medyayı çok aktif kullanıyorsunuz. Sosyal medya yokken de okuyucularınızla bu kadar yoğun temasta mıydınız?

Altay: Eğer yazarlığı bir statü olarak görmüyorsanız, kendinizi ayrıcalıklı bir yere koymuyorsanız, fildişi kuleye falan kapatmıyorsanız, herkesle yoğun temasınız olabilir. Bir söyleşiye gittiğimde, söyleşi bittiğinde kulisten kaçmıyorum, hem nereye kaçacağım, kimden kaçacağım ki… Sonra da sohbete devam etmek isteyenlerle, farklı soruları olanlarla oturuyoruz bir yerlerde… Ya da yazdıklarıyla, yaşadıklarıyla ilgili fikir almak isteyenlerle hem sosyal medyada, denk gelirse de gündelik hayatın içinde konuşuyoruz, sohbet ediyoruz… Böyle olunca da okuyucularımla yoğun temas içinde oluyorum ister istemez… Hayat böyle bir şey ama. Kesin sınırlar yok ki… Bir zamanlar okurum olanların bazısı yazar oldu, şimdi ben onların okuruyum!

Ellyf:  Kadıköy Sahne’de Edebiyatçılar ile müziğin buluştuğu bir proje başladı. İlk olarak DJ kabininde Ahmet Ümit vardı yanınızda, bundan sonra hangi konserlerde kimler olacak?

Altay: Evet, Ahmet Ümit’le birlikte girdik ilk olarak DJ kabinine, sonra Metin Üstündağ ile… Sırada Hakan Günday, Doğu Yücel gibi isimler de var. Müzik her zaman için önemli bir yer tuttu benim hayatımda. Sevdiğim, hem yazar olarak, hem insan olarak sevdiğim bazı arkadaşlarımın neler dinlediğini, ne tarz müziklerden hoşlandıklarını da merak ettim. Hadi seçtiğimiz şarkıları beraber çalalım, isteyenler de gelsin dinlesin, birlikte eğlenelim, hem de birbirimizi daha iyi tanıyalım, dedim, böylece bu proje çıktı ortaya.


Ellyf: Birlikte DJ kabininde yan yana çalmayı en çok istediğiniz veya asla yan yana olmam dediğiniz yazarlar var mı?

Altay: Yan yana çalmayı çok istediğim isimlerle çalıyorum zaten.  DJ kabininde asla yan yana çalmam diyebileceğim kim var, bir düşüneyim… Mesela Elif Şafak’la olmayı hiç istemem. 

Ellyf: Son olarak ölmeden önce okunması gereken tek bir Altay Öktem kitabı sorsam, hangisini önerirdiniz?

Altay: Özellikle şiir kitaplarım derim tabii. Aslında ayırt etmem çok zor ama ille de bir tek kitap adı söylemem gerekiyorsa:  Sokaklar Tekin Değil.

1 yorum:

  1. Oldum olasi on parmaginda on marifeti olan insanlara özenmisimdir.  Ayni anda farkli islerle ugrasmak göründügü kadar basit olmasa gerek. Altay Öktem de bunu basarabilen nadir insanlardan. Tipki bu önemli sahsiyetleri daha yakindan tanimamizi saglayan söylesi yazarimiz gibi... 

    YanıtlaSil