26 Mart 2013 Salı

ALTAY ÖKTEM

Sanat camiasında asıl meslekleri doktorluk ya da mühendislik olan pek çok isme rastlayabilirsiniz. Yeni konuğum yazar Altay Öktem de onlardan biri; kendisi gerçekte bir tıp doktoru. Bu durumu, ilgili meslek gruplarının sanata olan meyli olarak açıklamaktan ziyade, sanata meyilli olsa da zeki her çocuğu doktor-mühendis yapmaya iten sistem klişesine vurgu yapmak daha doğru sanki. Beynin bir tarafı diğerine baskındır lakırdılarını geçelim. Belli ki bazı insanlar hem analitik hem sözel yeteneklere sahip. Ve Altay Öktem o insanlardan. Doktorluğunun yanında, sahip olduğu yeteneği, yazdığı harika kitaplar sayesinde ölümsüz eserlere dönüştürebilenlerden. Üstelik şu sıralar yayıncı ve DJ olarak da adından söz ettiriyor. Altay Öktem ile yazarlığı, şiirleri ve diğer çalışmaları hakkında konuştum.
  
Ellyf: Daha çok yazar tarafınızı biliyoruz ama askeri lise ve sonrasında tıp fakültesi okumuşsunuz. Bu okulların olmazsa olmazı disiplin... Yazı yazmak da disiplin gerektiriyor mu?

Altay: Yazmak, sanıldığının aksine tamamen disiplin işi. Örneğin bohem yaşam tarzı, yazarlığın en büyük düşmanıdır. Yazarların, yazdıkları sıkıcı olmasa da yaşamları sıkıcıdır aslında. Ben de hayatım boyunca hep disiplinle çarpıştım. Küçük yaşta askeri okula girdim ve o disipline bir türlü ayak uyduramadım. Oradan kurtuldum ama bu kez de tıp fakültesinin pençesine düştüm. Öğrenciliğimde de, hekimlik hayatımda da bu sefer tıbbi disipline ayak uyduramadım ve disiplinle çarpışıp durdum. Ama bu mücadele esnasında, farkında olmadan, bana zorla kabul ettirilmeye çalışılan disiplin içime işlemiş demek ki... Bu da benim avantajım oldu; bir yazma disiplini geliştirdim. Yaşarken disiplinli değilim ama yazarken disiplinliyim.

Ellyf: Size göre yazmak insanın doğasında olan bir şey mi, yoksa sonradan öğrenilebilir mi?

Altay: İnsanın doğasında olan ve sonradan geliştirilen bir şey! Doğasında yoksa, yani o kumaş yoksa insanda, çalışarak bir yere kadar geliştirebilir, o kadar. Ama doğasında varsa ve (yine disipline geliyoruz) çalışmaz, geliştirmezse, bir yerde tıkanır kalır, kendini tekrar etmeye başlar. Elbette ne yazdığınıza da bağlı bu. Örneğin şiir, sonradan öğrenilemez. Çalışarak şair olunmaz ama çalışarak romancı olunabilir. İnsanın doğasında yoksa, çok çalışarak vasat, hatta vasatın üstünde bir romancı olabilir. Köşe yazarıysanız mesela, yeteneğe, ruhunuzun derinliğinde yatan cevhere çok ihtiyaç yok, tekniğinizi geliştirmeniz yeterli. Tabii yazdığınız türle de çok ilişkisi var olayın: Hayal gücünüz çok gelişmemişse, fantastik yazamazsınız mesela, gözlem yaparak, gözlerinizi gündelik hayata odaklayarak kuru gerçekçi bir yazar olabilirsiniz. Ama bu da kötü değil, yetenekliyseniz, iyi bir gerçekçi yazar olursunuz; hayal gücünüz yazma yeteneğinizin önündeyse, müthiş kurgular yapabilen kötü bir yazar olmanız da mümkün. Mesele karışık yani!

Ellyf: Yazarlık atölyeleri yapılıyor, bu kurslar kişinin üretkenliğini artırsa da özgünlüğünü olumsuz yönde etkiler mi sizce?

Altay: Değil yazarlık, marangozluk bile atölyede bir yere kadar öğrenilebilir. El becerisi de insanın doğasında olan bir şey, bir çeşit yetenek. Mesela ben iki tahtayı üst üste koyup çakmaya kalktığımda hizasını bile tam tutturamıyorum. Dünyanın en iyi marangozu, atölyesinde beni yetiştirmeye kalksa, epey bir şey öğrenirim tabii, kendimi geliştiririm ama çok iyi bir marangoz olamam. Doğuştan yazar olmaya eğilimli biri, yazarlık atölyesinde bazı teknikleri öğrenerek kendini geliştirebilir; ama o kumaş yoksa, yıllarca atölyeye de devam etse bir faydası olmaz. Zaten “yaratıcı yazarlık” atölyeleri deniyor o tarz oluşumlara. Hadi yazarlığın teknik tarafı bir yere kadar öğretilebilir de, yaratıcı olmayan birine kurs vererek yaratıcılık öğretilebilir mi?

Ellyf: Sizin gibi üretken bir yazar için yazmadan duramıyor diyebilir miyiz, yazmayınca huzursuz olanlardan mısınız?

Altay: Aslında yazınca huzursuz oluyorum ama kendimi frenleyemiyorum. İnsan içindeki boşluklarının farkına vardıkça, onları doldurmak için bir şeyler yapıyor. Boşluğunu fark eden herkes kendi eğilimleri doğrultusunda yapıyor bunu aslında. İşkolik insanlar vardır örneğin, gece gündüz çalışırlar, zengin olmak isterler mesela ama bunun da sınırı yok. Hep daha fazlasının peşine düşerler. Diyelim 20 tane evi olan bir insanın deli gibi çalışıp 21. evi almak için mücadele etmesini hayatta anlayamıyorum, anlamam da mümkün değil… Ama o da beni anlayamaz. Yirmi kitabın var, 21 olsa madalya mı takacaklar, zaten kaç kişi okuyor ki, yorma bu kadar kendini, diyebilir. Sonuç olarak, bazı boşluklar var ruhumuzda ve doldurmaya çalışıyoruz; ama biz çabaladıkça boşluk dolmuyor, daha da derinleşiyor.

Ellyf: Farklı türlerde kitaplarınız var, sizin okumaktan en çok keyif aldığınız tür nedir?

Altay: Okumaktan zevk aldığım, sevdiğim birçok tür var. Yeraltı edebiyatını, fantastiği, polisiyeyi, gotiği de seviyorum, popüler edebiyatın bazı yazarlarını da… Sevdiğim tek bir tür olmadığı gibi, bir türe ait her yapıtı da sevmem. Mesela Poe’yu, William Blake de severim, Mallerme’yi de… Edip Cansever’i, Turgut Uyar’ı hem severim, hem dönüp dönüp okurum; oysa Sabahattin Kudret Aksal’ı da severim ama yıllar önce okudum, tekrar dönüp okumayı pek düşünmem.

Ellyf: Bir röportajınızda okudum, sizin için en çok şiir ve şiir kitaplarınız özelmiş. Yazar-şair- yayıncı-doktor kimliklerinizden en çok şair olarak mı anılmak, hatırlanmak istersiniz?

Altay: Şiir benim yazarlığımın da hayatımın da merkezinde yer alıyor. Farklı türlerde kitaplar yazıyorum ya da gündelik hayatın içinde farklı rollerim oluyor ister istemez. Doktorluk mesleğim, benim beğendiğim, yayınlanmasını istediğim tarzda kitaplara eğilim duyan yayıncılar çıkmayınca yayıncılığa da soyunuyorum, bazen deneme, bazen roman, öykü de yazıyorum ama bunları yaparken hep şair olarak hissediyorum kendimi.

Ellyf: Bazı yazarların siyasi görüşleri ve gündem ile ilgili açıklamaları çok tartışılıyor. Yazarın sadece yazı ile mi uğraşması gerek sizce yoksa zaten fikir üreten biri olarak bu şekilde gündeme gelmesi doğal mı?

Altay: Elbette doğal. Yazmak fikir üretmektir zaten. Suya sabuna dokunmadan sadece yazarlık yapayım diyen biri yazar olamaz ki. Ama şu ayrımı da yapmak gerekir: Bir yazar olarak siyasi görüşünü belirtirsin, gerekirse o siyasi görüş uğruna mücadele de verirsin. Ama yazar kimliğinle! Eğer siyasi kimliğin yazar kimliğinin önüne geçiyorsa, o zaman bir yazardan çok bir siyasetçisin demektir. Bu dengeyi tutturmak gerekir.

Ellyf: Kitaplarınızdan, yazılarınızdan bazı cümleler sosyal medyada slogan haline gelmiş durumda, özellikle bu şekilde yazdığınız ya da sloganlaşacağını tahmin ettiğiniz cümleler oluyor mu?

Altay: Hiç olmadı. Yazarken bunu düşünmüyorsunuz ki… Hayatla çarpışarak yazıyorsunuz zaten. Ama bazen aynı yerden yara almış, aynı çarpışmayı yaşayan birileriyle kesişiyor yolunuz, onların söylemek istediklerini de siz ifade etmiş oluyorsunuz; o zaman o söze sahipleniyorlar. Dilden dile dolaşırken de sloganlaşıyor. Bu güzel bir şey.

Ellyf: Sosyal medyayı çok aktif kullanıyorsunuz. Sosyal medya yokken de okuyucularınızla bu kadar yoğun temasta mıydınız?

Altay: Eğer yazarlığı bir statü olarak görmüyorsanız, kendinizi ayrıcalıklı bir yere koymuyorsanız, fildişi kuleye falan kapatmıyorsanız, herkesle yoğun temasınız olabilir. Bir söyleşiye gittiğimde, söyleşi bittiğinde kulisten kaçmıyorum, hem nereye kaçacağım, kimden kaçacağım ki… Sonra da sohbete devam etmek isteyenlerle, farklı soruları olanlarla oturuyoruz bir yerlerde… Ya da yazdıklarıyla, yaşadıklarıyla ilgili fikir almak isteyenlerle hem sosyal medyada, denk gelirse de gündelik hayatın içinde konuşuyoruz, sohbet ediyoruz… Böyle olunca da okuyucularımla yoğun temas içinde oluyorum ister istemez… Hayat böyle bir şey ama. Kesin sınırlar yok ki… Bir zamanlar okurum olanların bazısı yazar oldu, şimdi ben onların okuruyum!

Ellyf:  Kadıköy Sahne’de Edebiyatçılar ile müziğin buluştuğu bir proje başladı. İlk olarak DJ kabininde Ahmet Ümit vardı yanınızda, bundan sonra hangi konserlerde kimler olacak?

Altay: Evet, Ahmet Ümit’le birlikte girdik ilk olarak DJ kabinine, sonra Metin Üstündağ ile… Sırada Hakan Günday, Doğu Yücel gibi isimler de var. Müzik her zaman için önemli bir yer tuttu benim hayatımda. Sevdiğim, hem yazar olarak, hem insan olarak sevdiğim bazı arkadaşlarımın neler dinlediğini, ne tarz müziklerden hoşlandıklarını da merak ettim. Hadi seçtiğimiz şarkıları beraber çalalım, isteyenler de gelsin dinlesin, birlikte eğlenelim, hem de birbirimizi daha iyi tanıyalım, dedim, böylece bu proje çıktı ortaya.


Ellyf: Birlikte DJ kabininde yan yana çalmayı en çok istediğiniz veya asla yan yana olmam dediğiniz yazarlar var mı?

Altay: Yan yana çalmayı çok istediğim isimlerle çalıyorum zaten.  DJ kabininde asla yan yana çalmam diyebileceğim kim var, bir düşüneyim… Mesela Elif Şafak’la olmayı hiç istemem. 

Ellyf: Son olarak ölmeden önce okunması gereken tek bir Altay Öktem kitabı sorsam, hangisini önerirdiniz?

Altay: Özellikle şiir kitaplarım derim tabii. Aslında ayırt etmem çok zor ama ille de bir tek kitap adı söylemem gerekiyorsa:  Sokaklar Tekin Değil.

8 Mart 2013 Cuma

AYŞEGÜL GÜZEL

Güçlenen ekonomi ile birlikte krizleri pas geçen ülkemizde artık herkes daha çok para kazanıyor. Krizleri pas geçerken, alışverişe devam sloganlarıyla tüketimi öğütleyen sistem ise daha çok harcatarak durumu eşitliyor. Gün sonunda gelirimiz kadar artan giderler ve bundan 10 yıl önce lüks sayılan bugünün ihtiyaçlarına yetişemeyen bireyler olarak, daha çok para için yaşar hale geliyoruz. Bazıları için paranın olmadığı bir dünya ütopya sayılsa da Zumbara’nın kurucusu Ayşegül Güzel ve  zaman bankası sistemine inananlar için başka bir dünya mümkün. Zumbara; Zaman Kumbarası kelimelerinden türetilmiş, geçer akçenin para değil zaman olduğu bir sistem. Sistemde kumbaranıza para değil zaman atıyorsunuz ve ihtiyacınız olan başka bir hizmeti yine kumbaranızdaki zaman ile temin ediyorsunuz. Temelinde, paranın icat edilmediği dönemlerden kalma bir nevi hizmet takası, yeni değil ama unuttuğumuz bir olgu var: dayanışma! Bu alternatif ekonomik sistemi, yarattığı internet sitesi zumbara.com ile web ortamına taşıyan kurucu Ayşegül Güzel ile zaman bankası sistemini konuştum. Zaman demişken, Söyleşi Günlüğü bu ay bir yılını doldurdu. Zaman çabuk geçiyor... Bu vesileyle logo da değişti; logo tasarımını yapan can dostum ve blogtaki ilk konuğum Pınar Karaaslan’a buradan yeniden teşekkür etmek isterim. Umarım beğenirsiniz; hem söyleşiyi hem de yeni logoyu...
Ellyf: Paranın hükmettiği bir dünyada, “Hayatta paradan daha önemli şeyler de var: mesela zaman.” demek çok cesur bir yaklaşım değil mi?
Ayşegül: Çok cesur bir yaklaşım değil de, mümkün olan tek yaklaşımmış gibi geliyor bana. Finansal kriz, çevresel kriz derken belki de içinden geçtiğimiz en büyük kriz ruhsal kriz. Her birimiz yaşamaya çalışıyoruz, yaşamı idame ettirmek için para kazanmaya çalışıyoruz. Endişelerimiz ve korkularımız şekillendiriyor hayatımızı hayallerimiz yerine. Araç olarak yarattığımız para bir bakmışız biz anlamadan amaç olmuş. Para sanki hayallerimizin etrafına birer hapishane kuruyor, değer sistemini dönüştürüyor. Doğanın bize sunduğu her şeyi, tüm ilişki modellerini bunu nasıl paraya dönüştirebiliriz diye düşünüyoruz ve bu gerçekten çok yorucu. Umutlu haber ise bir çoğumuz farklı bir dünyanın mümkün olduğuna inanıyor, değer sistemini sorguluyor, kalbinin mümkün olduğunu söylediği hayatı yaşamaya başlıyor. Hiç düşündünüz mü belki yaşam bu kadar zor değil ama biz inançlarımız, algılarımız ve bunların etkisinde kalan davranışlarımız ile yaşamı zorlaştırıyoruz belki de.
Ellyf:  Farklı bir dünyayı mümkün kılan Zaman Bankası sistemi nasıl işliyor? Nasıl zaman biriktiriliyor bu sistemde?
Ayşegül: Zaman bankası sistemi ile birisine 1 saatlik yardım edip, karşılığında 1 saat kazanıp kumbarana atabiliyorsun. Bu 1 saat ile topluluktaki dilediğin kişiden istediğin 1 saatlik servisi alabiliyorsun.  Mesela ben Filiz'e ne zamandır öğrenmek istediği ve benim severek yaptığım fotoğrafçılığa giriş dersi veriyorum 2 saat, Filiz karşılığında bana 2 saat ödeme yapıyor. Ben kazandığım bu saatleri kumbarama atıyorum ve ihtiyacım olduğunda çıkarıp 1 saati ile Meltem’den web sitesi geliştirme hakkında bir danışmanlık alıyorum, diğer 1 saati ile de topluluktaki başka bir kişiye evimdeki avizelerimi taktırıyorum. Yani sistem alternatif bir ekonomik sistemdir. Para ile şu anki sistemde servis bazında yapabileceğimiz her şeyi zaman ile yaparız. Zumbara da zaman bankası + sosyal ağ diyebiliriz.
Ellyf: Dünyanın pek çok ülkesinde zaman bankası sistemi kullanılıyor. Zumbara ile hem Türkiye’yi hem de interneti zaman bankası sistemi ile tanıştırma fikri nasıl doğdu?
Ayşegül: Zumbara, İspanya’da çalıştığım dönemde karşılaştığım zaman bankaları fikri ile ilk kez hayatıma girdi. O dönemde kendi mahallemde zaman bankası fikrini uygulamaktaydım. Prensiplerinden çok etkilendiğim bu fikri bir sosyal ağ ile birleştirmek ve zaman bankası 2.0'ı yaratmak nasıl olur’u hayal etmeye başladım. Üniversiteden yakın arkadaşım olan ve o dönemde Google İrlanda’da çalışan Meltem Sendağ ile ilk planları yapmaya başladık ve böylelikle Zumbara yolculuğu başlamış oldu. Zumbara benim için anlam yaratabildiğim, değerlerim ve prensiplerim ile uygun bir hayat yaşama cesaretini alabildiğim bir maceraya başlamamı sağladı.
Zumbara, zumbara.com ile sanal dünyada bulunan bir web sitesinden çok daha öte, gerçek dünyada da yayılmakta olan bir hareket. Şu an İstanbul, İzmir, Denizli, Ankara, Eskişehir, Antalya’da ve Boğaziçi Üniversitesi, Özyeğin, İstanbul, İstanbul Teknik, Pamukkale Üniversitelerinde bir çok topluluk kendi Zumbara topluluklarını oluşturmak için örgütlenmiş durumda. Tüm Zumbara etkinlikleri sosyal medyadan takip edilebilir: (zumbara.com, facebook.com/zumbara, twitter.com/zumbaradan, blog.zumbara.com)
Ellyf: Zumbara’nın arka planında kaç kişi çalışıyor? Çalışanlar sadece bu işe dedike mi çalışıyorlar, yoksa gerçekte başka işleri olan ama sisteme destek veren kişiler mi var?
Ayşegül: Zumbara için düzenli olarak çalışan 5 kişiyiz. Meltem ve ben fikri başından beri yönlendiren çekirdek ekibiz. Altyapı, kodlama kısmında çalışan 2 kişilik bir ekibimiz var. Aynı zamanda sosyal medya yönetiminde bize düzenli destek veren bir arkadaşımız daha var. Ekibin Zumbara vizyonuna ve değer sistemine inanan kişilerden oluşması bizim için öncelikli. Ancak ekip bu kadarla da sınırlı değil aslında. SEO, etkinlik organizasyonları, topluluk yönetimi, derneklerin Zumbara'ya entegrasyonu, posterlerin asılması vb. bir çok konuda destek aldığımız birçok gönüllümüz var. Zumbara.com’da yer alan Zumbara profilini de çok aktif olarak kullanıyoruz. Son zamanlarda finansal olarak sıkıntı çektiğimiz için ekip olarak tam zamanlı çalışamadığımız durumlar oluyor ne yazık ki.
Ellyf: Kimlere Zumbara’ya katılmayı önerirsiniz?
Ayşegül: Paylaşıma açık olan, insanlara destekte bulunmaya gönüllü olan, güven ortamının özlemini duyan ve bunu oluşturmada sorumluluk almak isteyen herkese.
Ellyf: Zumbara’ya nasıl dahil olabilir insanlar? Sosyal medya ile entegre bir yapı var sanıyorum?
Ayşegül: http://www.zumbara.com/kayit sayfasından kayıt formunu doldurduktan sonra bizden onay bekliyorsunuz veya içeride olan bir arkadaşınız varsa da size davetiye yollayabilir. Facebook connect ile de üye olunabiliyor.

Ellyf: Sistemde ne gibi servisler paylaşılıyor, en çok paylaşılan servis nedir?
Ayşegül: Paylaşılan servisler gerçekten çok farklılık gösteriyor. Dil pratiği, bilgisayar tamiri, senaryo yazımı, photoshop, seramik tasarımı, dans dersleri, derslerde yardım, farklı iş tecrübesi paylaşımları, ruh haline göre müzik listesi oluşturma, renklere göre karakter analizi, yoga, CV hazırlama vs.
Ellyf: Paylaşımda bulunmak isteyenler birbirleriyle nasıl iletişim kuruyor?
Ayşegül: Paylaşımda bulunmak isteyenler zumbara.com üzerinden, servis detayı altından yorumda bulunarak veya sadece kendilerinin gördüğü mesajlaşma yoluyla iletişim kurabilirler.
Ellyf: Hizmet paylaşımı sırasında güven sorunu yaşanıyor mu? Değişimlerde yaşanabilecek sıkıntılara ekip olarak ne kadar dahil oluyorsunuz?
Ayşegül: Zumbara; samimi insana, topluluğa ve hayata güvenir. Diğer taraftan toplumda yaşanabilen güvensiz ortamların ve durumların da farkındadır. Zaten Zumbara’nın gerçekleşme sebebi de tekrar bu güven ortamını yaratmak. Yani güven bizler için önemli bir mesele.
Unutmamalıyız ki, Zumbara bir topluluk oluşturma deneyi. Buradaki herkesin en başta güvenilir ve yardımsever olduğunu varsayıyoruz ve her türlü iletişimimizde de bu varsayımımız üzerinden hareket ediyoruz. Zumbara’nın topluluğun bir parçası olma rolünden çıkıp, koruyucu bir üst yönetim haline gelmesi özellikle karşısında durmaya çalıştığımız bir durum.
Bu noktada güven ortamının oluşması için kontrolü topluluğa verecek araçlar geliştirmeye çalışıyoruz. Yaşanan sorunlarda öncelikle kişilerin sorunları kendi aralarında çözmeleri için cesaretlendiriyoruz. Kişileri ve servisleri raporlama olanağı sunuyoruz ve raporları tek tek inceleyerek, rapor eden ve edilen kişiler ile iletişime geçiyoruz. Özel mesajlaşmalar hariç, kişinin Zumbara’daki tüm sürecini görünür hale getiriyoruz. Şu anda üzerinde çalıştığımız uygulamalar var yine güvenlik kısmı ile ilgili.
Her ne kadar Zumbara toplulukta güveni sağlamak için bazı araçlar sunsa da, hayal ettiğimiz güvenli topluluğu yaratabilmek, her birimizin inancı ve sorumluluk alması ile mümkün.
Ellyf: Zumbara ile girişimcilik konusunda çeşitli ödülleri almışsınız... Zumbara kurulurken hedef neydi, hedeflerin ne kadarına ulaşıldı?
Ayşegül: Zumbara’nın yarattığı sosyal farklılık sonucu, şu ana kadar MIT İş Planı Yarışması, Bilgi Üniversitesi Sosyal Girişimcilik, Garanti Kagider Kadın Girişimci ve Etohum yarışmalarında ödüller aldık ve Youth Action Net Global Fellows adlı uluslararası yarışmada da dünyada umut vadeden ilk 20 sosyal girişim arasına seçildik.
Süreç içerisinde tabiiki de hedefler değişti, birçok yeni hedef eklendi, vizyonumuz topluluğun hayalleri ile daha da şekillendi. Ancak şunu diyebilirim ki yola ilk çıktığımızda bizi en çok heyecanlandıran hedefler: zaman bankası 2.0’ı yaratmak, yani zaman bankası sisteminin sosyal ağ olarak kurgulanmasını ve tüm dünyada kullanılmasını sağlamak ve Türkiye’de alternatif ekonomi yolculuğuna başlamaktı. Şu anki durumda artık Türkiye’de alternatif ekonomi konuşulmakta, farkındalık yaratılmaya başlanmış durumda. Diğer taraftan yarattığımız web sitesi hedeflediğimiz şekilde zaman bankası 2.0. Tabii yurt dışına açılmasını ve yayılmasını istiyoruz ve daha fazla teknik kaynak ile geliştirmek istediğimiz daha bir çok fonksiyon mevcut.
Önümüzdeki dönemdeki planlara bakacak olursak: topluluk odaklı çalışmalara devam edeceğiz. Bu anlamda Zumbara'ya destek olmak isteyen cok fazla sayıda kişinin katılımını arttırabilmek için süreçler tasarlamaktayız. Yine farklı şehirlerde Zumbara topluluğu kurmakta olan 'topluluk başlatıcısı’ olan kişilere verdiğimiz desteği arttırmak ve topluluk kurma alanında her birimizin deneyimlerini paylaşabileceği açık alanlar oluşturmak istiyoruz. Yeni dönemde yaratıcı etkinlikler ile yaratmaya çalıştığımız dünyanın hikayesini deneyimletiyor ve farkındalık yaratıyor olacağız. Bunun içinde dayanışma oyunları, dünyada armağan ekonomisi alanında çalışan vizyoner kişilerin bir araya geleceği Armağan Festivali'ne İstanbul'da ev sahipligi yapmak gibi ilham dolu fikir ve çalışmalar var. 2013'ün en önemli adımlarından biri de Zumbara ekibinin armağan kültürü içerisinde yaşaması olacak. Bu anlamda, Zumbara ihtiyaçları ve tüm süreçler topluluk ile tüm saydamlığı ile paylaşılacak ve kitlesel finansman tarzı yöntemler ile Zumbara'nın tamamen topluluğun hareketi olması ve söylediklerimizi hayatımıza uygulayarak örnek oluşturmamız sağlanacak. Son olarak da yurt dışından gelen talepler doğrultusunda şu an web sitesi İngilizce’ye çevrilmekte. Bu da bizler için farklı bir yolculuğun başlangıcı olacak.
Ellyf: Her ne kadar zaman bankası sistemini konuşmuş olsak da internet üzerinden çeşitli fikirlerle para kazanmak çok popüler. Zumbara para kazandıran bir girişim mi sizin için?
Ayşegül: Zumbara için para amaç değil ancak vizyonumuzu gerçekleştirmek için bir araç. Bir çoklarının da düşündüğü gibi Zumbara bizim icin bir sosyal sorumluluk projesinden çok daha öte. Vizyonuna inandığımız ve enerjimizi kullanmak istediğimiz bir alan gibi düşünebilirsiniz. Belki de Zumbara'nın kendisine örnek teşkil eden çalışmalar: Wikipedia veya Coachsurfing. Bu örneklerin hiçbiri sosyal sorumluluk projeleri değil. Tam tersine belirli bir paradigmanın değişimini sağlamış güçlü örnekler. Bu örneklerden ikisi de para kazanmak icin kurulmamış, ancak tabii ki de para, gerçekleştirmeye çalıştıkları vizyon için bir araç olarak kullanılıyor. Ancak deneyimlerimiz gösterdi ki 'iş modeli', 'sosyal şirket', 'sosyal girişimcilik' tanımları vizyonunuza doğru yol alırken netliğin kaybolmasına sebep olabiliyor. Bu anlamda ‘söylediğini hayatında uyguluyor olmak’ çok önemli. İşte tam da bu sebeple Zumbara'nın sürdürülebilirliğini Wikipedia gibi kurum, topluluk ve şirketlere sunduğumuz  'paylaşım kültürü ve topluluk oluşturma eğitimi, danışmanlığı, araçları ve etkinlikleri' kapsamında alacağımız katkılarla sağlamak amacımız. Bunu yaparken de paranın şükranın ifadesi olarak kullanılması önemli olan.
Paylaşım kültürü ve topluluk oluşturma eğitimi, danışmanlığı, araçları ve etkinliklerini biraz açacak olursak; şirket veya kurumlarda paylaşım kültürü ve topluluk bilinci konusunda farkındalık yaratmak icin atölye çalışmaları, süreç tasarımları, grup süreci kolaylaştırıcılığı yapabiliyoruz. Paylaşım kültürünün yayılmasi için armağan atölyeleri, takas şenlikleri, hediye çemberleri, açık pazarlar ve dayanışma oyunları şirket ve kurumlarla birlikte gerçekleştirdiğimiz etkinliklerden. Son olarak da şirket ve kurumlar içerisinde paylaşım kültürünü yayıyor olmak icin kapalı zumbara tarzı sistemler yaratıyor olmak ve toplulukta bulunan yetenek, bilgi, beceri, deneyim ve ihtiyaçları listeleyerek, bireyler arasında paylaşım yolu ile ilişki oluşturmak, bilginin akışını saglamak ve yeni bir kimlik ve aidiyet olgusunun yaratılmasını yani kendi kendine organize olan sistemlerin (self organized systems) oluşumunu desteklemek sunduğumuz araçlardan.