10 Şubat 2013 Pazar

EMRE BUGA

Günümüz şarkıcılarına mikrofon uzatılınca çoğu, “Ben çocukken de ayna karşısında elimde fön fırçası ile şarkı söylerdim.” diye anlatıyor. Ben ise çocukken ayna karşısında haber okurdum. Evde prompter olmadığından, kağıtlara yazdığım haberleri aynaya yapıştırıp okumak bir hayli zor olurdu ama azimliydim. O kağıtlara yazdığım haberleri izlediğim haber bültenlerinden aparttığımdan, 12-13 yaşındaki bir çocuk için fazla ciddi sayılabilecek siyaset ve dış politika gündemine, şu yaşımdakinden daha çok vakıftım. Yıllar sonra, üniversitede mühendislik okurken iletişim sektörüne girmek için birkaç girişimde bulunsam da, ikisini birlikte yürütemeyip İTÜ Maçka’nın arnavut kaldırımı yollarına kös kös geri döndüm ve mühendislik okumaya devam ettim. Daha çok inat etsem başarır mıydım bilinmez ama bu konuda hayatın kendine sunduğu fırsatları benden daha iyi değerlendiren biri var; o da yeni konuğum Emre Buga. Hani böyle yetenekli, başarılı ancak fazla mütevazı insanlar vardır, Emre Buga onlardan. Yaptığı işi layıkıyla yapmak, öğrenmek, öğrendikçe gelişmek ve başarı hissi belli ki ona yetiyor.  Yetmese, aldığı dizi ve film tekliflerini değerlendirip çoktan kendine bol şöhret ve para kazandıracak başka bir yol çizebilirdi. Bir Cumartesi öğleden sonrası, köpüklü Türk kahveleri eşliğinde, hakkında merak ettiklerimi ben sordum, Emre Buga anlattı.
Ellyf: Mesleğe başlaman tam bir tesadüf olmuş. Mühendislik okurken staj için Show TV’ye gitmenle başlamış herşey. Öncesinde bu mesleğe ilgi duyuyor muydun hiç?
Emre: Hiç ilgim yoktu, heves de etmemiştim açıkçası. Ablam ilgiliydi bu konulara ve iletişim okuyordu. Çok da yetenekliydi ama bu mesleği hiç yapmadı. Herkes ondan birşey beklerken bir anda ben çıktım. Show TV’deki stajım da tesadüf olarak başlamıştı. İlla bir televizyon kanalında staj yapayım gibi bir beklentim yoktu. Çok başarılı bir öğrenci de değildim zaten, mühendisliği kazandıktan bir yıl sonra mühendislik yapamayacağımı anlamıştım. Matematiğim çok iyiydi ama matematiğinin iyi olması mühendis olmak anlamına gelmiyormuş onu anladım.
Ellyf: Böyle bir tesadüf olmasaydı mühendislik yapar mıydın peki çünkü okulu bitirmişsin?
Emre: Mühendislik yapmazdım çünkü sevmediğim bir şeyi ömür boyu yapamayacağımı çok iyi biliyorum. Bu tesadüf olmasa ne yapardım hiç bilmiyorum ama yine sosyal bir alana kayabilirdim.
Ellyf: Okulu neden bırakmadın peki?
Emre: Bırakmadım çünkü artık başka bir sınava girecek enerjim kalmamıştı, bir yandan da çalışmaya başlamıştım. Okulum, bölümüm de hiç fena değildi.Tekrar sınava girip de kazanmak zor olacaktı o yüzden sevmesem de okulu bitirmeyi başardım. İş hayatına girdikten sonra daha çok uluslararası ilişkilere meraklı oldugumu da farkedince Galatasaray Üniversitesi’nde bu alanda Fransızca mastera başladım.
Ellyf: Fransızca biliyor muydun?
Emre: Bilmiyordum ve Fransızca bilmeyenleri de o programa çok zor kabul ediyorlardı. Mülakatlarda birinci gelmeyi başardım çünkü Fransızca hazırlığa kabul edilebilmem için öyle bir derece almam gerekiyordu. Avrupa Birliği ve uluslararası ilişkiler ile ilgili ne varsa kendime kocaman dosyalar hazırlayıp çalıştım. Bir de mühendislik eğitimim soru işaretiydi. Bunun için bir araştırma yaptım ve bir önceki yılın birincisinin de mühendislik kökenli olduğunu öğrendim. Mülakatta, mühendislik okumuşken neden sosyal bilimler üzerine bir program tercih ettiğim sorulunca, bir önceki sene birinci seçtikleri öğrenciyi hatırlattım. Hala tezimi veremedim bu arada. Öbür tarafta sevmediğim bir bölümü bitirdim, diplomasını aldım, burada ise sevdiğim bir bölümün derslerini verdiğim halde tezi veremedim.
Ellyf: Seni hep haber sunarken gördük ekranlarda, bunun dışında hiç yazdın mı mesela?
Emre: Kanal D’de çalıştığım dönemde, internetin bu kadar yaygın olmadığı sıralarda kanald.com.tr’de köşem vardı. Haftada bir ya da iki kere, ne kadar canım isterse, siyasetten kültür sanata her konuda yazıyordum. Güzeldi, hem eğleniyordum hem de tepkiler çok iyiydi.
Ellyf: Sadece haber okumadığını işin mutfağında da var olduğunu sanıyorum?
Emre: Bu mesleğe sıfırdan başlamış biri olarak, bugüne kadar benimle çalışan insanların benim sadece spiker olmadığım yönünde ortak görüş bildireceklerine eminim.  Hiçbir zaman “Acaba bugün benim için ne hazırladılar, bakıp okuyayım.” noktasında olmadım. Olmak da istemedim. En çömez zamanımda bile her şeyi merak ederek kendimi yetiştirdim. Bir sürü çok tecrübeli insanla çalışsam da hiçbir zaman kendimi yüzde yüz teslim etmedim. Ne kadar çok öğrenirsem o kadar yararlı olur diye düşündüm. Sunmak işin görünen kısmı. Ama hiçbir zaman sadece okuyan olmadım. Anlatan olabilmek için uğraştım. Onun için de son dakikada, yayına bir saat kala gelen spikerlerle beni karıştırmayacaklarından eminim.
Ellyf: Bir günün nasıl geçiyor peki?
Emre: En geç 7’de kalkarım. Kalkar kalkmaz bilgisayardan gazetelerin başlıklarına bakarım. Eğer o gün spor günümse spora giderim, bir saat sporumu yaparım, sonrasında şirkete giderim. Sabah 9 buçuk, en geç 10’da kanalda olmaya gayret ediyorum. Şu anda Bugün TV’de, pazartesiden perşembeye, Aktüel adında yaklaşık iki saatlik bir kuşak hazırlıyorum. Onun için ilginç konu ve konukları seçiyorum. Programa ait özel bir ekibim yok. Yani gün boyu sadece Aktüel için çalışan bir ekip yok. Yönetmenim gece başka yayınlara da devam ettiği için en erken 16’da gelebiliyor, oysa yayın 17.45’te. Saat 15’e kadar zaten ben tüm konu ve konukları kesinleştirmiş oluyorum. Hepsini bizzat kendim aramaya özen gösteriyorum. Yetişemediğim zamanlarda en büyük destekçim Serhan Gürdal. Konuklar ile ilgili detayları halledip, üzerimden büyük bir yük alıyor. İşin görsel detaylarını da yönetmenim Anıl Yılmaz büyük bir hızla kotarıyor. Program beğenildikçe, haber merkezinin katkıları da arttı. Bunu da söylemeden edemeyeceğim. Yoksa beni keserler.
Ellyf: Konukları gündüz organize edip akşam yayına mı alıyorsun? Çok riskliymiş...
Emre: Aynen öyle. Günler, haftalar öncesinden ayarlamıyorum, bir yandan iyi bir yandan kötü…  İyi, çünkü böylece her şey taze oluyor. Her gün ortalama 4-5 konuk alıyorum programa. Ama bunun için 40-50 telefon görüşmesi yapmam gerekebiliyor. Mesela bir kaymakamı yayına almak istiyorum, arayıp validen izin alıyorum. Sonra kaymakamın eşi istemiyor, arıyorum onu ikna ediyorum. Her şey tamamken kaymakam “Ben konuşamam, canlı yayında heyecanlanırım.” diyor... Yapacağım bağlantı en fazla 5 dakika, bu 5 dakika için döktüğüm dil bir buçuk 2 saate varabiliyor.
Ellyf: Neden bir asistanla çalışmıyorsun?
Emre: Çok yeni ama bir asistanımız var. Ama o da 1 aylık bir süre için bizimle. Böyle olması hem zor, hem de benim için çok eğitici. İş sadece konukları yayına katılmaya ikna etmek değil. Antalya’dan bir konuk varsa, hangi araçla, hangi ajansla bu bağlantıyı kuracaksınız? O canlı bağlantının süresi, maliyeti ne olacak? Yeri geliyor, çatır çatır ajanslarla pazarlık ediyorum. Bir de yayını nasıl istediğimi anlatmak kısmı var. Kamera aktüel çalışsın, konuk konuşurken kameraman evi de dolaşsın diye. Her ne kadar meslekte 15 yılı geride bırakmış olsam da, gündemdeki isimleri bulmak, daha fazla ne ekleyebilirim diye  uğraşmak beni yorsa da aynı zamanda eğitiyor da. Ama sağlıktan yiyor bu durum onu söyleyeyim.
Ellyf: Programı hazırlarken yaşadığın ilginç bir olay var mı?
Emre: Geçen hafta şöyle bir şey oldu. Geliştirdiği bir proje nedeniyle NASA’dan davet alan bir Türk vardı. Onu nasıl bulurum, nasıl ulaşırım diye akşama kadar kafa patlattım. Bir sürü irtibat kurdum, hiçbir yerden cevap alamadım. Akşam tesadüfen benim tanıdığım biri telefon edip, bu adamdan bahsedip, “Yayına almak ister misin, annesi benim karşı komşum.” demez mi! Hemen aldım tabii iletişim bilgilerini ve bir gün sonra o kişiyi İsveç’ten yayına aldık. Böyle şeyler yaşadığım zaman tüm yorgunluğum gidiyor. Yorgunluğuma değdiğini hissediyorum.
Ellyf: Bugün TV’de Aktüel hafta içi devam ediyor bunun yanında Kanaltürk’te hafta sonu ana haberi de sunmaya devam ediyorsun...
Emre: Kanaltürk ana haberi bırakmadım, bu kurumda olduğum sürece de bırakmayı düşünmüyorum. Bırak derlerse de benden vazgeçmişler artık demektir.
Ellyf: Bugüne kadar inanmadan sunduğun bir haber oldu mu? Taraflı bulduğun, çarpıtılmış olduğunu düşündüğün?
Emre: Ben aynı zamanda ana haberin editörlerinden biriyim. O bakımdan şanslıyım. Yoruma açık haberleri, mümkün olduğu kadar görüşü alınan kişilerin sözlerine atıfta bulunarak aktarmaya çalışıyorum.
Ellyf: Sansür konusunda ne düşünüyorsun, haber hazırlarken ne kadar özgürsün?
Emre: Bu anlamda bugüne kadar yayına çıkarmak isteyip de çıkaramadığım bir konuğum olmadı. Toplantılarda, bunu söylersem yanlış anlaşılır mıyım, tepki çeker miyim diye içime attığım hiçbir şey yok.
Ellyf: Görünmeyen bir sansürden hatta otosansürden bahsediliyor ama medya genelinde?
Emre: Diyelim ki bir konuk almak istiyorsunuz ve yönetim buna hayır diyor. Bence ikna edilemiyecek  insan yoktur. Nasıl anlattığınız ne anlattığınızdan her zaman daha önemlidir çünkü. Kendinizi iyi anlatabilirseniz; bu kişiye ya da habere neden ihtiyacınız olduğunu, istediğiniz kişiyi yayına çıkartıp istediğiniz soruyu sorabilirsiniz.
Ellyf: Sabah kuşağında çalıştın mı hiç? Sabah yayınlarında sunucular çok daha ön planda, tercih eder  misin sabah yayını yapmayı?
Emre: Çalıştım, 10 seneden daha evvel. Sabah 7’de yayın başlıyordu ama ben 3 buçuktan itibaren haber merkezindeydim. Bir yandan okul bir yandan da radyo devam ediyordu. 7-10 arası yayında oluyordum, oradan okula, oradan da radyoya gidiyordum. Radyoda işimin bitmesi  21’i bulabiliyordu, çok yoğun bir dönemdi. 1,5- 2 yıl böyle sürdü, yoğunluk nedeniyle radyoyu bırakmak zorunda kalmıştım. Sabah haberlerini yapan arkadaşların işi çok zor, bir kere gece uykusunun yerini hiçbir şey tutmuyor.
Ellyf: Haber programı dışında bir program yaparken görebilir miyiz seni bir gün, mesela sinema veya müzik üzerine?
Emre: İleride ne yaparım ne ederim hiç bilmiyorum, plan yapmayan biriyim. TV sektöründe geleceğe yönelik plan yapmanın çok da sağlıklı olduğunu düşünmüyorum zira her şey sizinle ilgili kararları verecek birkaç kişinin iki dudağının arasında. Her şeyi bırakıp, 4 yıldır bitiremediğim kitabımı da tamamlayabilirim, yemek programı da yapabilirim ya da bir bakmışsınız savaşta kritik noktalardan haber de yapabilirim. İnsanlar ile iletişim kurmanın binbir yolu var. 2012’de olduğu gibi 2013’te de kendimi herşeyi yapabilecek güçte hissediyorum. En enerjik, en istekli, en umutlu, verimli olabileceğime inandığım yıl  bu yıl.
Ellyf: Ne oldu da bu şekilde hissetmeye başladın?
Emre: Bir çok kayıp yaşadım, babamı ve arkasından dedemi kaybettim… Özellikle babamın vefatından sonra, her şeyi bırakıp uzaklara gitmek, başka bir ülkeye yerleşmek istedim. 2013’ün 2 Ocak’ı için bütün biletlerimi, kalacağım yeri ayarlamıştım. Ne yapacağımı hesaplamadan. Gitmek, mümkünse en uzaklara gitmek. Dönmeyi düşünmeden gitmek. Ama şunu gördüm. Kafa dağıtmak için isterseniz Ay’a gidin, ister Antartika’ya. Aynı kafayı değiştirmeden hiçbir sonuç alamazsınız. Mesafe gitmek ile mesafe almak arasındaki farkı ben geçen yıl dünyada 22 ayrı şehri gezerek anladım. O yüzden 2 Ocak’taki biletimi iptal ettim. Ve anladım ki, babamın mezarının olduğu yerden daha huzurlu bir yer yok. Burada daha yapacak çok işim var.
Ellyf: Meslektaşlarına nazaran medyada çok az görünüyorsun, bu bilinçli bir tercih mi?
Emre: Çok görünmüyorum, çok sosyal biri de değilim zaten. Oradan oraya, galadan galaya koşan biri hiç değilim. Böyle iyiyim.
Ellyf: Senin için internette şöyle yorumlar yapılmış “Annelerin çok beğendiği, potansiyel damat adayı olarak gördüğü, efendi insan.” Bu imaja ters düşecek kötü bir özelliğinden bahsedelim desem var mı?
Emre: Deli miyim, neden kötü bir şey söyleyeyim. Anneler, anneanneler beni çok seviyor, ben de onları çok seviyorum. Yaşlılara saygısızlık ve çocuklara kötü muamele tahammül edemediğim, en hassas olduğum konular. Gelelim damat adaylığı meselesine. Belki onları mutlu etmeyecek birşey olarak evlenmeyi düşünmediğimi söyleyebilirim, böylece kafalarındaki imajı biraz bozmuş olabiliriz.
Ellyf: İnanmıyor musun evliliğe?
Emre: Yoo, evlilik kurumuna inanıyorum, çok da büyük saygım var. Evli arkadaşlarımın evine gidince özellikle çocuk da varsa çok güzel ve huzurlu bir ortam görüyorum. Ama benim için şu anda uygun olmadığını düşünüyorum.
Ellyf: Bayan hayranların da üzülecek şimdi...
Emre: Yakın zamanda twitter nedeniyle benim paylaşımlarıma güzel tepkiler aldığım oluyor ama o kadar. İnanılmaz bir beğeniyle karşı karşıya değilim ama beğeniyorlarsa sağ olsunlar ne mutlu bana.
Ellyf: Kendini yakışıklı buluyor musun?
Emre: Hiç bulmuyorum. Tekrarları izlerken kendimi izlemiyorum, konuğa odaklanıyorum.
Ellyf: Söyleşiyi  olmayan bayan hayranlarının en çok merak ettiği soruyla bitireyim. Bu kadar yakışıklı bir adama oyunculuk teklifi gelmiyor mu hiç?
Emre: 2 kampanya reklamı, en az 5 dizi, 2 tane de uzun metrajlı film teklifi gelmişti zamanında ama yapmadım. Bir reklam teklifi de daha geçen hafta geldi. O dönemde yapsaydım belki o alanda ilerleyebilirdim ama ben bu işi seviyorum. Amacım sadece para kazanmak olsaydı belki o zaman kabul edebilirdim.

5 yorum:

  1. İnanılmaz bir beğeniyle karşı karşıyasın!! Haberin olsun :) her zaman haberleri senden olmasin sayin Buga :)

    YanıtlaSil
  2. Elif artik medyanin icine girmeye basladin, bundan sonra senden cocuklugunda ayna karsisinda okudugun haberleri kamera karsisinda okumani bekliyoruz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O biraz zor iste bu yastan sonra :)

      Sil
  3. Çok güzel bir söyleşi...Emre Buga'yı haberleri sunarken izlemeyi çok seviyorum, çok sakin, naif ve güven verici bir yüz ifadesi var.Umarım hep böyle kalır, kalmalı da...Bence böyle düzgün bir karakter bir gün evlenmeli ve mutlaka baba olmalı. Ayrıca hiç bir yerde magazinsel görüntülerle yer almadı, bu yolla gündemde kalmayı seçmedi, kendisine çok saygı duyuyorum, her zaman Emre BUGA.....

    YanıtlaSil
  4. Örnek bir haber spikeri işte :)

    YanıtlaSil