3 Şubat 2013 Pazar

DOĞU YÜCEL

Ülkemizde hobi kategorisinde anılan kitap okuma eylemi, öyle umuyorum ki Y Jenerasyonu sayesinde bir hobi olmaktan çıkacak. Yeni jenerasyon için bilgiye ulaşmak; yemek yemek ya da uyumak gibi bir ihtiyaç neredeyse. Bilgiye ulaşılacak en sağlıklı kaynağın ise kitaplar olduğunu bilecek kadar akıllı bu çocuklar. Ben de ucundan kıyısından bir Y jenerasyonu mensubu olarak, kitap okumaya ara verdiğim dönemlerde eksik hissederim kendimi. Tüketim kuşağı olarak kabul edilen bizler, kocaman ve hemen her kitaba ulaşabileceğimiz ve hatta içindeki cafede bir kahve eşliğinde kitapları inceleyebileceğimiz zincir kitabevleri sayesinde, kitabı da bir tüketim nesnesine dönüştürmüş durumdayız. Şikayetçi miyim; hayır... Bugünlerde o mağazaların yeni çıkanlar rafında, gözden geçirilmiş versiyonu ile gördüğümüz roman Hayalet Kitap’ın yazarı Doğu Yücel, Söyleşi Günlüğü’nde yeni konuğum. Her ne kadar kendisi Y jenerasyonundan olmasa da, bu jenerasyonun bayıldığı kitaplara imza atmış durumda. Üstelik yeniden basılan ilk romanı Hayalet Kitap ve son kitabı Varolmayanlar ile, sosyal medyanın da etkisiyle, genç okuyucu kitlesini gün be gün artırıyor. Doğu Yücel ile hayal gücünün sınırlarını zorladığı kitaplarını, senaryosunda imzası olan filmleri ve paradan anlamayan bir iktisatçının öyküsünü konuştuk. 
Ellyf: Kendi tabiriyle para saymayı bile bilmeyen bir iktisatçı var karşımda. Neden iktisat okumayı tercih ettin?
Doğu: Açıkçası "yanlış tercih" kurbanıyım. Bizim zamanımızda üniversite sınavından kaç puan aldığınızı bilmeden, sınava girmeden önce tercihlerinizi yapardınız. Sinema okumak falan da aklımdan geçiyordu ama yetenek sınavıyla alıyordu o bölümler. Ben de yüksek puanlıdan düşük puanlıya doğru bir sıralama yaptım. Sosyoloji, Felsefe gibi bölümler de vardı ama onların arasından çıka çıka neden yazdığımı hatırlayamadığım İktisat çıktı. Resmen piyango. İktisat'ın anlamını bile bilmiyordum ben.  Herkes tebrik etmeye başlamıştı "Ekonomi"yi kazandığım için. Ben onları düzeltiyordum, "Ekonomi değil İktisat!" diye. "E aynı şey." dediklerinde şoka girmiştim. Daha sonra şöyle düşündüm: "Hayatım boyunca ekonomi üzerine bir şey öğrenmem imkansız, e bu da hayatın bir gerçeği, en azından öğrensem iyi olur." diyerek okumaya başladım. Kötü olmayan bir dereceyle de bitirdim ama en basit ekonomi haberinden de, en basit banka işleminden de hiçbir şey anlamıyorum.
Ellyf: Baban tiyatrocu, annen yazar, sen iktisat okumuşsun ama iktisatçı olmayacağın aileden belliymiş sanki?
Doğu: Bu sadece ailesinde sanatçılar olan insanlar için mi geçerli bilmiyorum. İktisat'tan mezun olan birçok arkadaşım, birkaç sene bankada çalıştıktan sonra bambaşka meslek dallarında çalışmaya başladılar mesela. Parayla uğraşmak sanırım en başta insan doğasına aykırı bir şey ama tabii ki her meslekte az çok "taviz" söz konusu. Ailemdeki "sanatçı" geçmişin beni ne oranda etkilediğini bilemiyorum. Babamı maalesef çok az gördüm, onun yaptıkları bilinçaltıma etki etmiş olabilir, bir de getirdiği sorumluluk duygusu var tabii. Annemin bu konuda benim üzerimde daha çok emeği olmuştur ve daha çok ilham vermiştir. Annemin öykülerim hakkındaki eleştirileri ve önerileri daha iyi bir öykücü olmama neden oldu diyebilirim.
Ellyf: Yazarlık kariyerine öykülerle başlamışsın, ardından romanlar gelmiş. Öyküler romana hazırlık mıydı?
Doğu: Kesinlikle hayır. Öykü yazmayı çok önemsiyorum. Bir okur olarak beni en başta etkileyen kitapların belki de yarısı öykü kitaplarıdır. Ayrıca bir öykü yazmanın bir roman yazmaktan daha kolay olduğunu düşünmüyorum. Benim bir öykü yazma sürecimde bazı yazarların roman yazdığını da duyuyorum:) Kısacası kendimi bir "yazar"dan daha çok bir "hikaye anlatıcısı" olarak görüyorum. İki romanım da kısa öyküyken, geliştikçe uzayan ve roman formatına dönüşen uzun öykülerdir aslında.
Ellyf: Öykü yazmaktan mı roman yazmaktan mı daha çok keyif alıyorsun?
Doğu: Öykü daha keyifli bence. Şöyle bir ayrım yapabilirim: Öykü küçük halı sahada futbol oynamaya benziyor, roman ise büyük sahada. Küçük sahada top ayağınıza daha çok gelir, daha çok topla oynayabilirsiniz. Sürekli her pozisyonun içindesinizdir. Büyük sahada oynarken ise ayağınıza 7-8 kere top gelir, mevkiniz gereği her pozisyonun içinde olamazsınız. Öykü ve roman arasındaki fark da buna benziyor.
Ellyf: İlk romanın Hayalet Kitap 2003'te çıkmıştı ancak şimdi gözden geçirilmiş versiyonu Doğan Kitap etiketi ile yeniden raflarda, neden ihtiyaç duydun buna, satışlar nasıl? 
Doğu: Hayalet Kitap aslında toplamda en çok satan romanım. Daha önce 3 baskı yapmıştı, geçen sene Doğan Kitap'tan yeniden yayımlandı. Satışları takip etmiyorum, 4. baskı biterse ne mutlu bana. Neden ihtiyaç duyduğumu internet sitemde (www.doguyucel.com) uzun uzun açıkladım. Özetlemek gerekirse: Baskıları bittiği için okurlar bu kitaba ulaşamıyorlardı. Özellikle imza günlerinde çok sık soruluyordu. Doğan Kitap yeniden basmaya karar verdiğinde kitabı şöyle bir gözden geçirdim. 10 sene geçmişti ve bu yeni baskının "gözden geçirilmiş" bir versiyon olmasını istedim. 15 gün sıkı bir şekilde çalışarak kitapta bazı ufak tefek değişiklikler yaptım. Biraz Stephen King gibi yazarların eski klasiklerine yaptıkları "güncellenmiş versiyon" baskılarına özendim sanki. Ama gerçekten çok memnunum, iyi ki olduğu gibi değil de, şu anki bakış açımla ve tecrübemle eski romanımı güncellemişim diyorum.
Ellyf: Senaryosunu Hayalet Kitap'tan uyarladığın Okul filmi vizyona girdiği dönemde çok konuşulmuştu. Kitap ile film ne kadar örtüşüyor? Kitabın ne kadarı beyaz perdeye yansıdı?
Doğu: Doğu Yücel'e Çok Sık Sorulan Sorular numero 1... Farklı bir yanıt vermeye çalışayım: Kitap ile film arasındaki tek benzerlik "ana konu" ve karakterlerin bazıları diyebiliriz. O dönem iki şey oldu, "tek" olmadı, neyse...  Filmin ilk kurgusu bence kitaba daha yakındı ama sonradan yapılan değişiklikler kitaptan çok şeyi götürdü. Fakat ilk kurguda da final sahneleri bütçesel nedenlerden dolayı iyi çekilmemişti. Neyse kimse bu ilk kurguyu görmediği için söylediklerim biraz havada kalacak tabii. Okul bence Hayalet Kitap'ın uyarlaması olarak kötü ama bu gerçekten bağımsız olarak iyi bir filmdi. Böyle olmasa kısıtlı kopya sayısına rağmen, 1 milyon kişi izlemezdi. Türk Popüler Sineması'nın ikinci uyanışında başrol oynayan filmlerden biri oldu. Halen daha ne zaman televizyonda gösterilse iyi ratingler elde ediyor. Tabii filmdeki bazı "cheesy" sahnelerden dolayı filmi beğenmeyenler de var. "Türkiye'de gençlik filmleri tutmaz.", "Yerli korku filmi mi, o da ne?" denilen bir dönemde o film oluştu. Bu unutulmamalı.
Ellyf: Diğer bir senaryo çalışman da  yine Yağmur-Durul Taylan ile çalıştığınız Küçük Kıyamet filmi. Okul ile kıyaslarsak hangi senaryo senin için daha tatmin edici?
Doğu: Küçük Kıyamet, Durul ile Yağmur'un kısa öyküsünden senaryoya dönüştürdüğüm bir projeydi. Okul ise kendi romanımdan. Senaryolarını karşılaştırırsam... Öncelikle seyirciler filmin senaryosu derken filmde gördüklerini düşünüyorlar, bu da çok normal. Benim için Okul'un senaryosu benim yazdığım senaryo metnidir. Ve açıkçası gurur duyduğum bir senaryodur. Tüm o yıldız oyuncuların filmde oynamayı kabul etmelerinin de sebeplerinden biridir o senaryo. Küçük Kıyamet senaryosu ise beğendiğim bir senaryo. Çok kısa bir süre içinde üzerinde çok uğraşarak, çok araştırarak, adeta kafayı yiyerek yazdığım bir senaryo. Okul filminde elde ettiğim deneyimle teknik açıdan daha "profesyonel" bir senaryo çıktı ortaya. Ama şunu söylemeli: "Küçük Kıyamet" daha çok yönetmen filmidir. Daha kısadır, daha az diyalog vardır, kelimelerin ötesinde kurulan atmosferin rolü büyüktür... O yüzden iki senaryo metnini karşılaştırırsam Okul bana daha "bana ait"miş gibi geliyor. Her iki filmin senaryolarını internet sitemden paylaşmayı istiyorum, o zaman dediklerim belki daha iyi anlaşılır.
Ellyf: Son kitabın Varolmayanlar 2011'de çıktı ve çok beğenildi. Kitapta müthiş bir hayal gücü ve kurgu var, kitabı okumayanlara birkaç cümle ile anlatmak istesen ne dersin?
Doğu: Varolmayanlar, uzun zamandır unuttuğu hayalleriyle gerçek dünyayı değiştirebileceğini fark eden bir iş adamı hakkında. Uzun zamandır kendini kaptırdığı kapitalist düzenin ve yaşam biçiminin kendisini daha zengin ama daha "ölü" kıldığının farkına varan, hayalleriyle gerçeği değiştirebileceğini anlayan bir materyalistin geçmişteki tavizlerini telafi edip, dünyayı hiç tahmin edemeyeceğimiz bir tarafa sürüklemesi hakkında. Kısacası, baktım herkes Vendetta maskesi takıyor, bizim, Türkiye'nin Vendetta'sını oluşturmaya çalıştım. Kimse "0" sembolünü üstlenmedi ama sonraki eserlerimde de "dövüş"e devam edeceğim...
Ellyf: Varolmayanlar kitabında ana karakter bir erkek. Bir sonraki romanında ana karakter bir kadın olabilir mi? Kadınları dünyayı onların gözünden anlatacak kadar iyi tanıyor musun?
Doğu: Hayalet Kitap'ın ana karakteri Güldem'di. Bütün romanı Güldem'in penceresinden öğreniyorduk. O yüzden Hayalet Kitap'ta zaten bunu yaptım. "Varolmayanlar" ise aslında erkek düzenin bir eleştirisi, o yüzden Varolmayanlar'daki gizli örgüt çoğunlukla erkeklerden oluşuyor. Kadınları iyi tanıyan yazar klişesini hiç sevmem ama Hayalet Kitap'ı okuyanlardan "kadınları ne kadar iyi anlıyorsun" sözünü çok duydum. Hatta bu sözü roman yazana kadar kimseden duymamıştım. Daha çok tam tersini duymuştum.
Ellyf: “Kar İzleri Örttü” adında farklı yazarların öykülerinden oluşan bir kitap çıktı piyasaya ve senin de kitapta bir öykün var. Bu kolektif çalışmadan bahseder misin biraz, nasıl dahil oldun, gelen tepkiler nasıl?
Doğu: Dahil olduğum Kalem Ajans ile Kırmızı Kedi Kitabevi'nin ortak bir projesi bu. İlk teklif geldiğinde derlemedeki usta isimlerden dolayı biraz endişelenmiştim. Onların yanında ezilmekten ürktüm. Bir de öykü konusunda takıntılıyım biraz. Sipariş şeklinde öykü yazılabileceğine pek inanmıyordum. Öykü dediğiniz bence birden tuhaf bir şekilde insanın aklına gelen bir şeydir. Kar İzleri Örttü'de ise bize üç öğe verildi, bunlar "yılbaşı", "kar" ve "cinayet" idi. Önce aklıma eski kompozisyon dersleri geldi. Orada da üç saçma öğe verirler, onun etrafında bir şey yazmamızı isterlerdi. Ben o kompozisyon derslerinde genelde vasat notlar alırdım. O yüzden yine vasat bir not alacak bir öykü yazarım diye korktum. Sonra o kompozisyon derslerinde en yüksek notu aldığım kompozisyonum aklıma geldi. Troleybüs yolculukları üzerineydi o yazım. Her sabah okula gitmek için bindiğim ve asla bitmesini istemediğim, içindeyken mutlu olduğum, dışarı çıktığımda mutsuz olan o kısa yolculukları düşündüm. Sonra aklıma her yılbaşından önce yaşanan "yılbaşında ne yapacağız" telaşı geldi. Macera Tüneli serisi, koyu dindarların Noel Baba nefreti... Derken bir bakmışım ki "bir öyküm var".  Ancak o zaman bu öykünün zorlama tınlamayacağına ikna oldum ve "Tabii ki yazabilirim." dedim. Bir hafta izin kullandım, sadece öyküye odaklandım. İlk taslak ortaya çıktıktan sonra da 1 ay boyunca cilasını çekerek son haline getirdim. İyi ki bu çalışmaya katılmışım diyorum şimdi. Hem çok sevdiğim yazarlarla ortak bir kitapta yer almanın gururunu yaşadım hem de çok güzel tepkiler aldım. Bu kitap sayesinde daha önce beni okumamış okurlara ulaştım.
Ellyf: Bir tarafta da müzik yazarlığı ve editörlük var. Bildiğim kadarıyla sıkı bir metal müzik dinleyicisisin, diğer müzik türleri ile aran nasıl, ne kadar takip ediyorsun?
Doğu: En sevdiğim tarz heavy metal olsa da her tarzı dinliyorum. Hayal gücümü tetikleyen, pozitif enerji veren her tarzı seviyorum. Klişe olacak ama klasik müzik de dinliyorum, hip hop da. Sadece mesleğim gereği değil, pop müzikten R&B'ye kadar her tarzı takip etmeye çalışıyorum. Son zamanlarda soundtracklerle öykü yazmanın çok keyifli olduğunu keşfettim. Bu konudaki çalışmalarım devam ediyor ama eninde sonunda bir elektro gitar takıntım var diyebiliriz. Gitar müziği önceliğim.
Ellyf: Tüm bu çalışmalarının yanında TV'de de görür olduk seni, TRT Okul'da her hafta kitap tanıtımları yapıyorsun. Tanıttığın kitapları nasıl seçiyorsun? O kitapları mutlaka okumuş olman mı gerekiyor yoksa daha önce kitaplarını okuduğun-sevdiğin bir yazarı gözü kapalı tavsiye eder misin?
Doğu: Haftalık kitap eklerini karıştırıyorum, daha çok vaktim olsaydı hangi kitapları okumak isterdim diye düşünüyorum ve ona göre seçiyorum. Farklı yaş gruplarına göre ve farklı türlerde yazılmış kitapları bir araya getirip bir denge kurmaya çalışıyorum. Her kitabı okuyarak seçemiyorum tabii ki. Her hafta beş kitap okumak, hele benim yoğunluğumda biri için imkansız. Ama okuduğum kitapları veya sevdiğim yazarların yeni kitaplarını daha ateşli bir şekilde önerdiğim fark edilebilir.
Ellyf: Karşımda hayal gücü bu kadar kuvvetli biri varken söyleşiyi bir hayalle bitirmek güzel olur. Türkiye'nin geleceği için bir hayal kurmanı istesem o hayal ne olurdu?
Doğu: Gücün, zorbalığın, dogmanın değil gerçek demokrasi, bilim ve sanatın peşinde bir Türkiye hayal ediyorum ve umut ediyorum ki "yalnız değilim".

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder