29 Ocak 2013 Salı

ÇİÇEK DİLLİGİL

Oyunculara büyük saygım var; olmadığın biri gibi davranmak, bambaşka karakterlere bürünmek büyük maharet. Yeteneğim var mı bilinmez ama benden oyuncu olmayacağı çok açık. Rol yapmayı kıvırabilseydim, hayatım boyunca insanlardan aldığım en büyük eleştiri olan soğuk ve mesafeli duruş sorununu şipşak çözerdim. Yeni girdiğim ortamlarda şirin, güler yüzlü kız rolüne girdim mi tamamdır...  Şaka bir yana, bu öyle rol yaparak aşılacak bir konu değil maalesef. Sıcak ve samimi olmak insanın doğasında olan, sonradan eklenemeyen bir özellik. Yeni konuğum Çiçek Dilligil de doğuştan o sıcaklığa sahip şanslı insanlardan. Tek şansı  bu da değil üstelik; Belkıs ve Avni Dilligil gibi bir anne-babaya sahip olmak da başlı başına bir şans olsa gerek. Böyle usta oyuncuların çocuğu olunca, oyunculuk doğuştan bahşedilmiş bir yetenek olabiliyor. Söyleşi için karlı ve sıkıcı bir Pazar gününde buluştuğumuz halde karşımda yine o cıvıl cıvıl kadın vardı.  Uzun bir aradan sonra Harem dizisiyle ekranlara dönen Çiçek Dilligil ile yeni dizisini, Afife Tiyatro Ödüllerini ve diğer çalışmalarını konuştuk.
Ellyf: İnsanın hayattaki seçimlerinde ailesinin çok etkisi olduğuna inanırım ben. Sizin aileniz sanatçı olmasaydı yine de bu mesleğe yönelir miydiniz?
Çiçek: Ebeveynler hangi meslek grubundan olursa olsun, çocuklar o işin güzel yanlarından çok handikaplarını görüyor. Bu anlamda “Davulun sesi uzaktan hoş gelir.” lafı çok doğru. Pek çok insan için oyunculuk bir büyü, bir rüya iken; ben oyunculuğun hep negatif yanlarını gördüm. Türkiye’de sanat yapmak, sanatın hangi dalı olursa olsun çok zor bir iş. Maddi manevi zor şartlar var, ben bunları görerek büyüdüm. Evet mesleği tanıyorsunuz ancak tüm yönleriyle tanıyorsunuz dolayısıyla sanatçı olmayı seçmeseydim de çok şaşırtıcı olmazdı. Ama ben kendimi bildim bileli çok kararlıydım, oyuncu olmaya karar vermiştim.  Zorluklarını bildiğim için de hazırlıklıydım. Beklentim çok yüksek değildi.
Ellyf: Hiç başka bir hayaliniz olmadı mı meslek anlamında?
Çiçek: Hiç olmadı çünkü ben oyuncu olduğunuz zaman herşey olabileceğinize inanıyorum. Mesela bir doktor oynayacaksanız, onu derinlemesine araştırmanız gerekiyor; bir ortopedist midir, cerrah mıdır, neyi nasıl yapar... Ayrıca oyuncu olduğunuz zaman seslendirme  de yapabilirsiniz, yönetmen de olabilirsiniz, eğitmenlik de yapabilirsiniz. Çok yönlü bir meslek oyunculuk. Oyuncu olmasan ne olurdun diye ısrarla sorulduğu zaman da sanırım turizm ile ilgili birşeyler yapardım diyorum. Gezmeyi ve yeni yerleri keşfetmeyi çok seviyorum çünkü.
Ellyf: Oğlunuzun oyuncu olmasını ister misiniz? Baba müziğe, siz tiyatroya mı yönlendiriyorsunuz yoksa?
Çiçek: Her anne baba gibi negatif yönlerini bildiğim bir iş olduğu için önermezdim ama oğlum 16 yaşında ve çoktan oyuncu olmaya karar verdi. Son birkaç yıldır aklını çelmek için uğraştım ama vazgeçmedi. Piyano çalıyor, şarkı söylüyor, hatta okulun akapella korosunda ve çok da destekleniyor ama tiyatroya yöneldi. Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde 14-17 yaş grubunda eğitim alıyor. Müziği de tanıdı, ayrıca Bora Astronomi mezunu, masterını bitirdi şimdi doktorasını yapıyor, astronomiyi de tanıyor ama o yine de tiyatroyu tercih etti. Onunla oyun izlemeye gidiyoruz, bu yoğunlukta ancak böyle birlikte vakit geçirebiliyoruz ki bu çok keyifli.
Ellyf: Bora Öztoprak ile evliliğiniz için de maşallah diyelim oldukça uzun zaman olmuş, nedir bunun sırrı? Sanat dünyasında evlilikler uzun sürmüyor klişesini yerle bir eden çiftlerdensiniz...
Çiçek: Ruh eşinizi bulmakla alakalı sanırım bu. Hayatta herkesin bir yerlerde bir ruh eşi var ve ben onu bulabilen şanslı insanlardanım. Sanat dünyasında evliliklerin yürümemesi konusuna ise katılmıyorum. Biz çok göz önünde olduğumuz için bu şekilde algılanıyor yoksa boşanmalar her yerde var. Bazı insanlar dışarıdaki titrini evde de devam ettirmeye çalışıyorlar. Bu bir sanatçı da olabilir, bir iş adamı da olabilir. Dışarı ile evi ayırmak şart. Biz Bora ile takarız şapkamızı, çıkarız çarşı pazar dolaşırız ya da toplu taşıma araçlarını kullanırız gayet sıradan bir şekilde ama mesela Bora akşam sahneye çıkacağı zaman giyindiğinde, “Hah tamam, şimdi yine Bora Öztoprak oldun.” derim.
Ellyf: Kendisi burada değil ancak gıyabında size sorayım; Bora Öztoprak yeni bir albüm yapmayacak mı?
Çiçek: Bora birkaç yıldır bu işin mutfağındaydı. Telif yasalarıyla ilgili MSG diye bir kurum var, orada yönetim kurulunda. İşin o kısmında olunca da albüm yapmanın artık çok da işler ve faydalı olmadığını gördü. Şarkıların albüm yerine internet üzerinden satılması ve korsanın engellenmesi konusunda çok uğraş veriyorlar. Müzikten zaten uzaklaşmış değil, haftada 3 gün canlı sahne performansı var.
Ellyf: İstanbul’da yaşayanlar canlı performansını izlemek konusunda şanslılar ama eminim diğer şehirlerde yaşayan hayranları da yeni şarkılar bekliyordur.
Çiçek: İnternet üzerinden ulaşılabilir şarkılar yapmak daha mantıklı geliyor, Bora da öyle bir albüm üzerinde çalışıyor. Bunun yanında çok yakın arkadaşım Emre Kınay ile Duru Tiyatro’da bir müzikal hazırlığındalar. Henüz şarkıların hiç birini dinlemedim ama “Nafile Dünya” adındaki bu müzikal için 11 şarkı yaptı, bu dönem müzikal zamanı.
Ellyf: Oyunculuğun yanı sıra Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde eğitmen ve yönetici olarak çalışıyorsunuz. Günler yoğun geçiyor olmalı.
Çiçek: Son 5 yıldır hem konservatuvar bölüm başkanı hem de eğitmendim ancak bu yıl diğer işlerim nedeniyle bölüm başkanlığını sevgili Şebnem Sönmez’e devrettim. Çok fazla ders ve hoca vardı programlamak gereken, yapamayacağımı hissettim. Bir de bazen taze kan gerekli. Onun yerine aktör stüdyo ve akşam kursları konusuyla halen ben ilgileniyorum. Bunun yanında Eyüboğlu Koleji ile çalışıyorum, orada da her sene bir oyun sahneye koyuyoruz.
Ellyf: Müjdat Gezen Sanat Merkezi son dönemde yıldızı parlayan pek çok oyuncuyu yetiştirmesiyle sektör için oldukça önemli bir yere geldi ancak konservatuvarlardan farklı bir statüde sanırım?
Çiçek: Evet hem konservatuvar, hem akşam stüdyosu, hem de kurslar var. Kurslardan gelen gelirle konservatuvar tarafındaki öğrencilerimiz ücretsiz okuyabiliyor. Konservatuvar kısmı YÖK’e bağlı değil yalnız, Milli Eğitim’e bağlı. Bu noktada diğer konservatuvarlardan farklı bir konumda. Dört yılın sonunda diploma yerine sertfika veriliyor.
Ellyf: Neden YÖK’e bağlı değil, sorun yaratmıyor mu bu durum?
Çiçek: Sanat ile ilgili bir kurumun YÖK’ün kuralları ile yönetilebilir olduğuna inanmıyoruz en başta Müjdat Hoca ve biz eğitmenler. Bu statü nedeniyle kurum tiyatroları Müjdat Gezen Sanat Merkezi mezunu arkadaşları kadroya almıyor, çünkü diploma şartı var. Çok yetenekli oyuncular yetiştiği halde kurum tiyatrolarında yalnızca yevmiyeli oynayabiliyorlar.
Ellyf: Bu yıl Afife Tiyatro Ödülleri’nde jüri üyesisiniz. Geçen yıllarda özellikle küçük sahnelerin değerlendirmeye alınmaması nedeniyle çok tartışma dönmüştü ama bu yıl bazı değişiklikler var sanırım?
Çiçek: Ben de o tartışmalarda eleştirenlerden biriydim Afife’yi. Bu yıl bazı değişiklikler var, daha önceki yıllarda bir seçici kurul bir de oylama kurulu vardı, şimdi sistem değişti. 33 jüri üyesi var, hepsi de oyunları izleyip oylayacak ve ayrıca internet oylaması getirildi. Bu tabii kulisleşme hikayesini bitiriyor. Onun dışında da ayda bir toplanıp görüşlerimizi tartışıyoruz. Sanat sonuçta bu kadar matematiksel değerlendirilemiyor. Daha genç ve dinamik bir ekip var. Oyuncular, yönetmenler, yazarlar, editörler, dramaturglar, çevirmenler hatta yurtdışından gelen arkadaşlar var. Mesela burada bir şey bizi çok heyecanlandırırken, o arkadaşlardan bunun aslında yurtdışından alındığını öğrenebiliyoruz. Alternatif grupların çıkardığı işleri ise görmemek mümkün değil. Yeri geliyor kurum tiyatrolarından çok daha iyi işler çıkıyor. Bu yıl bu da değişti artık o gruplar da değerlendirmeye alınıyor. Ayrıca Yapı Kredi ödülleri inanılmaz önemsiyor ve müthiş destekliyor.  Çok sistemli bir şekilde ilerliyor her şey. Sonuç herkesi tatmin edemeyecek tabii ki, sonuçta göreceli bir değerlendirme ancak iyi niyetle ve adilane bir oylama yapılacak. Herkesin kendi gönlünde bir birinci var ama herşey güzel olacak ben inanıyorum.
Ellyf: Biraz da dizinizden bahsedelim, uzun süredir ekranlarda göremiyorduk sizi. Nasıl gidiyor Harem?
Çiçek: 7 yıldır dizi yapmıyordum ben, konuk oynadıklarım oldu ama tam anlamıyla çalışmamıştım.
Ellyf: Nedeni nedir dizilerin uzunluğu mu?
Çiçek: Hem öyle hem de beni çok heyecanlandıracak bir iş gelmemişti. Bir de işini bilmeyen çok çavuş var. İşimi, saatimi, programımı bilmeliyim zira çok yoğunum diğer işler nedeniyle, bu şekilde işini bilmeyen insanlar çok yıpratıcı olabiliyor. Harem Gani Müjde’den geldi yaz başında. Daha önce Kaygısızlar ve Baskül Ailesinde Gani ile çalışmıştık, hem çok sevdiğim bir isimdir hem de kalemine çok güvenirim. Levent Üzümcü, Nurseli İdiz isimlerin oynayacağı belliydi, senaryoyu istedim ve Kaygısızlar’dan bu yana hiçbir senaryoyu okurken bu kadar eğlenmemiştim. Çok eğlendim, hala da öyle, muhteşem espriler var.
Ellyf: Muhteşem demişken, Muhteşem Yüzyıl ile kıyaslanıyor Harem, sizce var mı benzerlik?
Çiçek: Yani bir yerde Osmanlı anlatılıyor, Harem’de ise biz Basurluyuz, ne kadar örtüşüyor olabilir ki? Bunun için o kadar dikkat ediyoruz ki... Mesela  inşallah, maşallah gibi kelimeleri kullanmıyoruz o kadar titiz çalışılıyor. Görsel olarak çok zengin bir iş. Hem mekanlar gerçek bilgisayarda yapılma değil hem de sanat grubu kostümler ve dekor için çok uğraşıyor. Tüm bunlar yapılırken de çok dikkat ediliyor herhangi bir benzerlik olmaması için.  Mezopotamya’da Basur ve Kırım Kongo Krallıkları konu ediliyor Harem’de. Sadece bazı göndermeler var Zührem var sürekli Sülüman diyen işte “Kim bu Sülüman?” falan diye geçen diyaloglar var. Hatta geçenlerde Konyalı bir vatandaş Muhteşem Yüzyıl’a ve Harem’e suç duyurusunda bulunmuş ecdadımıza hakaret ediliyor diye. Gani de dedi ki “Nihayet bir Basurlu bulduk.”
Ellyf: Kaç bölüm oldu?
Çiçek: 20 bölüm oldu, ilginç bir seyirci kitlesi var: A plus dediğimiz, internet üzerinden dizi izleyen ve daha çok yabancı dizileri takip eden kitleyi çok iyi yakaladık. Mesela dizideki Kare Murat bir fenomene dönüşmüş durumda internet aleminde.
Ellyf: Oyuncu olmak isteyen çok insan var, herkes kendini bir diziye atmaya çalışıyor. TV oyunculuğu ve tiyatro oyunculuğu farklı mı sizce?
Çiçek: Kesinlikle öyle, tiyatro bu işin arenasıdır. TV oyunculuğu ile tiyatro oyunculuğu çok başka işler ama konu oyunculuksa eğitim yüzde yüz şart bence. Konservatuvar olmasına geerek yok ama bir kurs ya da herhangi bir lisans programı üzerine oyunculuk master programı olabilir.  Bir şekilde disipline olmanız gerekiyor, metotları oğrenmeniz gerekiyor. Bir de mutlaka bır usta seçmelisiniz kendinize, usta çırak ilişkisi çok önemli. Mesela benim ustam Müşfik Kenter’dir. Ferhan Şensoy bir ekoldur, Genco Erkal bir ekoldür. Kendinize bır usta seçip onun yolunda ilerlemeniz gerekir.
Ellyf: Oyunculuk eğitimi olmayan ama çok popüler isimler var, beğeniyor musunuz o isimleri?
Çiçek: Oyuncu olmadığı halde kendini çok geliştirenler var. Mesela Kıvanç Tatlıtuğ’u bu konuda çok beğeniyorum, ciddi bir Kuzey Güney izleyicisiyim.  
Ellyf: Kuralı bozmayayım bayan oyuncuları da sorayım, beğendiğiniz biri var mı?
Çiçek: Öyle Bir Geçer Zaman ki’de Ayça Bingöl’e bayılıyorum. Ders gibi oynuyor, Zerrin Tekindor keza öyle.
Ellyf: Alaylı bayan oyunculardan beğendiğiniz kimse yok mu?
Çiçek: Kıvanç ile kıyasladığımda galiba yok. Ekran yüzü anlamında çok doğru isimler var ama Kıvanç belli ki sadece proje için çalışmıyor, işin altyapısını da sağlam kuruyor. Şunu da belirtmek gerek Kıvanç şu anda hem tiyatro okuyor hem de özel olarak rolüne hazırlanıyor. İpek Bilgin ile birebir oyunculuk çalışıyor. Eminim ki Kıvanç’ı yakında tiyatroda da göreceğiz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder