29 Ocak 2013 Salı

ÇİÇEK DİLLİGİL

Oyunculara büyük saygım var; olmadığın biri gibi davranmak, bambaşka karakterlere bürünmek büyük maharet. Yeteneğim var mı bilinmez ama benden oyuncu olmayacağı çok açık. Rol yapmayı kıvırabilseydim, hayatım boyunca insanlardan aldığım en büyük eleştiri olan soğuk ve mesafeli duruş sorununu şipşak çözerdim. Yeni girdiğim ortamlarda şirin, güler yüzlü kız rolüne girdim mi tamamdır...  Şaka bir yana, bu öyle rol yaparak aşılacak bir konu değil maalesef. Sıcak ve samimi olmak insanın doğasında olan, sonradan eklenemeyen bir özellik. Yeni konuğum Çiçek Dilligil de doğuştan o sıcaklığa sahip şanslı insanlardan. Tek şansı  bu da değil üstelik; Belkıs ve Avni Dilligil gibi bir anne-babaya sahip olmak da başlı başına bir şans olsa gerek. Böyle usta oyuncuların çocuğu olunca, oyunculuk doğuştan bahşedilmiş bir yetenek olabiliyor. Söyleşi için karlı ve sıkıcı bir Pazar gününde buluştuğumuz halde karşımda yine o cıvıl cıvıl kadın vardı.  Uzun bir aradan sonra Harem dizisiyle ekranlara dönen Çiçek Dilligil ile yeni dizisini, Afife Tiyatro Ödüllerini ve diğer çalışmalarını konuştuk.
Ellyf: İnsanın hayattaki seçimlerinde ailesinin çok etkisi olduğuna inanırım ben. Sizin aileniz sanatçı olmasaydı yine de bu mesleğe yönelir miydiniz?
Çiçek: Ebeveynler hangi meslek grubundan olursa olsun, çocuklar o işin güzel yanlarından çok handikaplarını görüyor. Bu anlamda “Davulun sesi uzaktan hoş gelir.” lafı çok doğru. Pek çok insan için oyunculuk bir büyü, bir rüya iken; ben oyunculuğun hep negatif yanlarını gördüm. Türkiye’de sanat yapmak, sanatın hangi dalı olursa olsun çok zor bir iş. Maddi manevi zor şartlar var, ben bunları görerek büyüdüm. Evet mesleği tanıyorsunuz ancak tüm yönleriyle tanıyorsunuz dolayısıyla sanatçı olmayı seçmeseydim de çok şaşırtıcı olmazdı. Ama ben kendimi bildim bileli çok kararlıydım, oyuncu olmaya karar vermiştim.  Zorluklarını bildiğim için de hazırlıklıydım. Beklentim çok yüksek değildi.
Ellyf: Hiç başka bir hayaliniz olmadı mı meslek anlamında?
Çiçek: Hiç olmadı çünkü ben oyuncu olduğunuz zaman herşey olabileceğinize inanıyorum. Mesela bir doktor oynayacaksanız, onu derinlemesine araştırmanız gerekiyor; bir ortopedist midir, cerrah mıdır, neyi nasıl yapar... Ayrıca oyuncu olduğunuz zaman seslendirme  de yapabilirsiniz, yönetmen de olabilirsiniz, eğitmenlik de yapabilirsiniz. Çok yönlü bir meslek oyunculuk. Oyuncu olmasan ne olurdun diye ısrarla sorulduğu zaman da sanırım turizm ile ilgili birşeyler yapardım diyorum. Gezmeyi ve yeni yerleri keşfetmeyi çok seviyorum çünkü.
Ellyf: Oğlunuzun oyuncu olmasını ister misiniz? Baba müziğe, siz tiyatroya mı yönlendiriyorsunuz yoksa?
Çiçek: Her anne baba gibi negatif yönlerini bildiğim bir iş olduğu için önermezdim ama oğlum 16 yaşında ve çoktan oyuncu olmaya karar verdi. Son birkaç yıldır aklını çelmek için uğraştım ama vazgeçmedi. Piyano çalıyor, şarkı söylüyor, hatta okulun akapella korosunda ve çok da destekleniyor ama tiyatroya yöneldi. Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde 14-17 yaş grubunda eğitim alıyor. Müziği de tanıdı, ayrıca Bora Astronomi mezunu, masterını bitirdi şimdi doktorasını yapıyor, astronomiyi de tanıyor ama o yine de tiyatroyu tercih etti. Onunla oyun izlemeye gidiyoruz, bu yoğunlukta ancak böyle birlikte vakit geçirebiliyoruz ki bu çok keyifli.
Ellyf: Bora Öztoprak ile evliliğiniz için de maşallah diyelim oldukça uzun zaman olmuş, nedir bunun sırrı? Sanat dünyasında evlilikler uzun sürmüyor klişesini yerle bir eden çiftlerdensiniz...
Çiçek: Ruh eşinizi bulmakla alakalı sanırım bu. Hayatta herkesin bir yerlerde bir ruh eşi var ve ben onu bulabilen şanslı insanlardanım. Sanat dünyasında evliliklerin yürümemesi konusuna ise katılmıyorum. Biz çok göz önünde olduğumuz için bu şekilde algılanıyor yoksa boşanmalar her yerde var. Bazı insanlar dışarıdaki titrini evde de devam ettirmeye çalışıyorlar. Bu bir sanatçı da olabilir, bir iş adamı da olabilir. Dışarı ile evi ayırmak şart. Biz Bora ile takarız şapkamızı, çıkarız çarşı pazar dolaşırız ya da toplu taşıma araçlarını kullanırız gayet sıradan bir şekilde ama mesela Bora akşam sahneye çıkacağı zaman giyindiğinde, “Hah tamam, şimdi yine Bora Öztoprak oldun.” derim.
Ellyf: Kendisi burada değil ancak gıyabında size sorayım; Bora Öztoprak yeni bir albüm yapmayacak mı?
Çiçek: Bora birkaç yıldır bu işin mutfağındaydı. Telif yasalarıyla ilgili MSG diye bir kurum var, orada yönetim kurulunda. İşin o kısmında olunca da albüm yapmanın artık çok da işler ve faydalı olmadığını gördü. Şarkıların albüm yerine internet üzerinden satılması ve korsanın engellenmesi konusunda çok uğraş veriyorlar. Müzikten zaten uzaklaşmış değil, haftada 3 gün canlı sahne performansı var.
Ellyf: İstanbul’da yaşayanlar canlı performansını izlemek konusunda şanslılar ama eminim diğer şehirlerde yaşayan hayranları da yeni şarkılar bekliyordur.
Çiçek: İnternet üzerinden ulaşılabilir şarkılar yapmak daha mantıklı geliyor, Bora da öyle bir albüm üzerinde çalışıyor. Bunun yanında çok yakın arkadaşım Emre Kınay ile Duru Tiyatro’da bir müzikal hazırlığındalar. Henüz şarkıların hiç birini dinlemedim ama “Nafile Dünya” adındaki bu müzikal için 11 şarkı yaptı, bu dönem müzikal zamanı.
Ellyf: Oyunculuğun yanı sıra Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde eğitmen ve yönetici olarak çalışıyorsunuz. Günler yoğun geçiyor olmalı.
Çiçek: Son 5 yıldır hem konservatuvar bölüm başkanı hem de eğitmendim ancak bu yıl diğer işlerim nedeniyle bölüm başkanlığını sevgili Şebnem Sönmez’e devrettim. Çok fazla ders ve hoca vardı programlamak gereken, yapamayacağımı hissettim. Bir de bazen taze kan gerekli. Onun yerine aktör stüdyo ve akşam kursları konusuyla halen ben ilgileniyorum. Bunun yanında Eyüboğlu Koleji ile çalışıyorum, orada da her sene bir oyun sahneye koyuyoruz.
Ellyf: Müjdat Gezen Sanat Merkezi son dönemde yıldızı parlayan pek çok oyuncuyu yetiştirmesiyle sektör için oldukça önemli bir yere geldi ancak konservatuvarlardan farklı bir statüde sanırım?
Çiçek: Evet hem konservatuvar, hem akşam stüdyosu, hem de kurslar var. Kurslardan gelen gelirle konservatuvar tarafındaki öğrencilerimiz ücretsiz okuyabiliyor. Konservatuvar kısmı YÖK’e bağlı değil yalnız, Milli Eğitim’e bağlı. Bu noktada diğer konservatuvarlardan farklı bir konumda. Dört yılın sonunda diploma yerine sertfika veriliyor.
Ellyf: Neden YÖK’e bağlı değil, sorun yaratmıyor mu bu durum?
Çiçek: Sanat ile ilgili bir kurumun YÖK’ün kuralları ile yönetilebilir olduğuna inanmıyoruz en başta Müjdat Hoca ve biz eğitmenler. Bu statü nedeniyle kurum tiyatroları Müjdat Gezen Sanat Merkezi mezunu arkadaşları kadroya almıyor, çünkü diploma şartı var. Çok yetenekli oyuncular yetiştiği halde kurum tiyatrolarında yalnızca yevmiyeli oynayabiliyorlar.
Ellyf: Bu yıl Afife Tiyatro Ödülleri’nde jüri üyesisiniz. Geçen yıllarda özellikle küçük sahnelerin değerlendirmeye alınmaması nedeniyle çok tartışma dönmüştü ama bu yıl bazı değişiklikler var sanırım?
Çiçek: Ben de o tartışmalarda eleştirenlerden biriydim Afife’yi. Bu yıl bazı değişiklikler var, daha önceki yıllarda bir seçici kurul bir de oylama kurulu vardı, şimdi sistem değişti. 33 jüri üyesi var, hepsi de oyunları izleyip oylayacak ve ayrıca internet oylaması getirildi. Bu tabii kulisleşme hikayesini bitiriyor. Onun dışında da ayda bir toplanıp görüşlerimizi tartışıyoruz. Sanat sonuçta bu kadar matematiksel değerlendirilemiyor. Daha genç ve dinamik bir ekip var. Oyuncular, yönetmenler, yazarlar, editörler, dramaturglar, çevirmenler hatta yurtdışından gelen arkadaşlar var. Mesela burada bir şey bizi çok heyecanlandırırken, o arkadaşlardan bunun aslında yurtdışından alındığını öğrenebiliyoruz. Alternatif grupların çıkardığı işleri ise görmemek mümkün değil. Yeri geliyor kurum tiyatrolarından çok daha iyi işler çıkıyor. Bu yıl bu da değişti artık o gruplar da değerlendirmeye alınıyor. Ayrıca Yapı Kredi ödülleri inanılmaz önemsiyor ve müthiş destekliyor.  Çok sistemli bir şekilde ilerliyor her şey. Sonuç herkesi tatmin edemeyecek tabii ki, sonuçta göreceli bir değerlendirme ancak iyi niyetle ve adilane bir oylama yapılacak. Herkesin kendi gönlünde bir birinci var ama herşey güzel olacak ben inanıyorum.
Ellyf: Biraz da dizinizden bahsedelim, uzun süredir ekranlarda göremiyorduk sizi. Nasıl gidiyor Harem?
Çiçek: 7 yıldır dizi yapmıyordum ben, konuk oynadıklarım oldu ama tam anlamıyla çalışmamıştım.
Ellyf: Nedeni nedir dizilerin uzunluğu mu?
Çiçek: Hem öyle hem de beni çok heyecanlandıracak bir iş gelmemişti. Bir de işini bilmeyen çok çavuş var. İşimi, saatimi, programımı bilmeliyim zira çok yoğunum diğer işler nedeniyle, bu şekilde işini bilmeyen insanlar çok yıpratıcı olabiliyor. Harem Gani Müjde’den geldi yaz başında. Daha önce Kaygısızlar ve Baskül Ailesinde Gani ile çalışmıştık, hem çok sevdiğim bir isimdir hem de kalemine çok güvenirim. Levent Üzümcü, Nurseli İdiz isimlerin oynayacağı belliydi, senaryoyu istedim ve Kaygısızlar’dan bu yana hiçbir senaryoyu okurken bu kadar eğlenmemiştim. Çok eğlendim, hala da öyle, muhteşem espriler var.
Ellyf: Muhteşem demişken, Muhteşem Yüzyıl ile kıyaslanıyor Harem, sizce var mı benzerlik?
Çiçek: Yani bir yerde Osmanlı anlatılıyor, Harem’de ise biz Basurluyuz, ne kadar örtüşüyor olabilir ki? Bunun için o kadar dikkat ediyoruz ki... Mesela  inşallah, maşallah gibi kelimeleri kullanmıyoruz o kadar titiz çalışılıyor. Görsel olarak çok zengin bir iş. Hem mekanlar gerçek bilgisayarda yapılma değil hem de sanat grubu kostümler ve dekor için çok uğraşıyor. Tüm bunlar yapılırken de çok dikkat ediliyor herhangi bir benzerlik olmaması için.  Mezopotamya’da Basur ve Kırım Kongo Krallıkları konu ediliyor Harem’de. Sadece bazı göndermeler var Zührem var sürekli Sülüman diyen işte “Kim bu Sülüman?” falan diye geçen diyaloglar var. Hatta geçenlerde Konyalı bir vatandaş Muhteşem Yüzyıl’a ve Harem’e suç duyurusunda bulunmuş ecdadımıza hakaret ediliyor diye. Gani de dedi ki “Nihayet bir Basurlu bulduk.”
Ellyf: Kaç bölüm oldu?
Çiçek: 20 bölüm oldu, ilginç bir seyirci kitlesi var: A plus dediğimiz, internet üzerinden dizi izleyen ve daha çok yabancı dizileri takip eden kitleyi çok iyi yakaladık. Mesela dizideki Kare Murat bir fenomene dönüşmüş durumda internet aleminde.
Ellyf: Oyuncu olmak isteyen çok insan var, herkes kendini bir diziye atmaya çalışıyor. TV oyunculuğu ve tiyatro oyunculuğu farklı mı sizce?
Çiçek: Kesinlikle öyle, tiyatro bu işin arenasıdır. TV oyunculuğu ile tiyatro oyunculuğu çok başka işler ama konu oyunculuksa eğitim yüzde yüz şart bence. Konservatuvar olmasına geerek yok ama bir kurs ya da herhangi bir lisans programı üzerine oyunculuk master programı olabilir.  Bir şekilde disipline olmanız gerekiyor, metotları oğrenmeniz gerekiyor. Bir de mutlaka bır usta seçmelisiniz kendinize, usta çırak ilişkisi çok önemli. Mesela benim ustam Müşfik Kenter’dir. Ferhan Şensoy bir ekoldur, Genco Erkal bir ekoldür. Kendinize bır usta seçip onun yolunda ilerlemeniz gerekir.
Ellyf: Oyunculuk eğitimi olmayan ama çok popüler isimler var, beğeniyor musunuz o isimleri?
Çiçek: Oyuncu olmadığı halde kendini çok geliştirenler var. Mesela Kıvanç Tatlıtuğ’u bu konuda çok beğeniyorum, ciddi bir Kuzey Güney izleyicisiyim.  
Ellyf: Kuralı bozmayayım bayan oyuncuları da sorayım, beğendiğiniz biri var mı?
Çiçek: Öyle Bir Geçer Zaman ki’de Ayça Bingöl’e bayılıyorum. Ders gibi oynuyor, Zerrin Tekindor keza öyle.
Ellyf: Alaylı bayan oyunculardan beğendiğiniz kimse yok mu?
Çiçek: Kıvanç ile kıyasladığımda galiba yok. Ekran yüzü anlamında çok doğru isimler var ama Kıvanç belli ki sadece proje için çalışmıyor, işin altyapısını da sağlam kuruyor. Şunu da belirtmek gerek Kıvanç şu anda hem tiyatro okuyor hem de özel olarak rolüne hazırlanıyor. İpek Bilgin ile birebir oyunculuk çalışıyor. Eminim ki Kıvanç’ı yakında tiyatroda da göreceğiz.

13 Ocak 2013 Pazar

ENDER SARAÇ

Son yıllarda haber bültenlerinden magazin programlarına kadar, hemen her programda sağlıklı yaşam tüyoları vermek pek bir popüler. Tüyoları almakta sorun yok ama uygulama konusu oldukça sıkıntılı. Bu tür haberleri izlerken, “Bir dirhem et bin ayıp örter” atasözündeki şahane mesajın günümüz dünyasında geçerliliğini yitirmiş olmasına nasıl üzülüyorum bilemezsiniz. Günün 14 saatini iş nedeniyle tüketen biri olarak, güne erken başlamak dışındaki hiçbir tüyo bende işlemiyor. Ne sağlıklı beslenme, ne spor yapma ne de bol hareket etme... Öyle ki otoparktan ofise yürüdüğüm yol bile bazen zul geliyor. Hal böyle olunca, o hep yakınılan 3-5 fazla kilo bir türlü verilemiyor. Sağlıklı beslenme konusunda ülkedeki en bilinen isimlerden biri olan Dr. Ender Saraç ile söyleşiye giderken, bu anlamda nasıl tedirgindim anlatamam. Sanki Ender Bey söyleşi sırasında beni şöyle sağlam bir azarlayıp, “Bu şekilde karşıma çıkmaya utanmıyor musun?” diyecek :).  Neyse ki hem konuşacak konu çoktu hem de kendisi çok kibardı da böyle bir diyalog yaşanmadı. Sağlığın sadece bedene değil ruha da iyi bakmak olduğuna inanan Dr. Ender Saraç ile çalışmaları üzerine konuştuk.
Ellyf: Aile hekimisiniz aslında ama daha çok sağlıklı beslenme ve diyet konusundaki çalışmalarınızla tanınıyorsunuz...
Ender S.: Ben aslında uzman doktorum, bunun yanında yurtdışındaki üniversitelerden ayurveda ihtisasım var ayrıca akupunktur, estetik medikal ve işyeri hekimliği sertifikalarım var. Ayurveda, akupunktur ve geleneksel çin tıbbının içinde beslenme ve tamamlayıcı bilgiler var. Sağlıklı yaşamın en önemli bacağı sağlıklı beslenme ve bu konuda çok fazla çalışma ve demecim olduğu için insanlar böyle algılamış olabilirler. Ancak hem Posta Gazetesindeki yazılarımda hem de Kanaltürk’teki TV programımda Dr. Ender Saraç olarak geçiyor ve bilen de biliyor.
Ellyf: Tanınan biri olmak sizi ve özel hayatınızı nasıl etkiliyor? Memnun musunuz tanınıyor olmaktan?
Ender S.: Nasıl tanındığınızla alakalı biraz. Magazinel, kötü bir şöhret misiniz mesela? Ben tanınmak için hiçbir çaba göstermedim, hiçbir zaman Reina’da orada burada fotoğrafım olmadı. Çapkınlık yapan, gece hayatı olan, içki sigara tüketen biri değilim. Ben eşim ve çocuklarımla çok mazbut yaşayan biriyim. O açıdan cazip bir şöhret değilim, en fazla konserde, açılışta görüntülerler bu da çok rahatsız etmiyor.

Ellyf: Diyet ve beslenme konusunda özellikle internette bir bilgi kirliliği söz konusu, ne düşünüyorsunuz bu konuda, insanlar doğru bilgiye nasıl ulaşabilir?
Ender S.: İnternette ve dijital medyada okuduklarınıza, gördüklerinize çok fazla inanmayın. Şöyle bir örnek vereyim; bir gün internette gezinirken endersarac.net ve Ender Saraç Fan Kulüp diye iki site gördüm ancak benim bunlardan haberim yok. endersarac.net’e girdim ve o sırada sitede online olan çok sayıda kişi vardı. Kendimle canlı chat yaptım ve karşımdaki E.Saraç benim şikayetimi dinleyip ilaçlar önerdi ve bir takım ilaçlar pazarlamaya çalıştı. İşte dokuzlu çay, jinsei elektronik kolye gibi ürünler sanki ben tavsiye ediyormuşum gibi, benim ismim ve fotoğrafım kullanılarak pazarlanmaya çalışılıyor. Ender Saraç ürünleri danışma hattı bile kurulmuş. Bunlarla ilgili hukuki mücadele başlattık, bazıları kapatıldı bazılarıyla ilgili süreç halen devam ediyor. Son dönemde biraz azalmaya başladı.
Ellyf: Twitter’da da sizin adınıza açılmış birden fazla hesap var, nasıl ayırt edebilir insanlar gerçekle sahte olanı?
Ender S.: Twitter’da da sahte hesaplar var ancak gerçek hesap diğerlerinden ayırt edilebilir. Benim 17 bin ciddi takipçim var, yumurta kafa ya da parayla satın alınmış takipçiler değil. 100 dolara satın alınmış 50 bin kişi falan değil gerçek takipçiler, kimsenin takip etmediği ancak kendisinin 80 bin kişiyi takip ettiği kişiler hiç değil. İnternetten çok rahat fotoğraflar bulunup sahte hesaplar açılabiliyor, bunlara inanmamak gerek. Bunun yanında benim paylaşımlarından da rahatça anlaşılabilir.
Ellyf: Bir de diyet konusunda hemen her diyetisyen ya da uzmanın söylediği bir diğeri ile çelişebiliyor, bu konuda kimi referans almak gerek?
Ender S.: Bir kişinin kendi sistemi içerisinde söylediği bir cümle başka bir kişinin sistemiyle çelişebilir ancak kendi sistemi içinde bir bütündür. Mesela bir diyetisyenin önerdiği ekmek ya da su miktarı diğeriyle uymayabilir ama kendi sistemi içinde sonuca ulaşıyordur. Cümleleri birbiri ile çarpıştırmak yerine sistemin bütününe bakmak gerek. Kendinize bir referans seçeceksiniz ve bu kişinin tıbbi bir diploması ve geçmişi olmalı. O kişi uzun süredir, 10-15 yıldır var olmalı. Kendisi gereçekten mutlu, fit, başarılı kişileri seçin. Her sene bir doktor, bir ilaç, bir meyve parlar, ondan sonraki yıl unutulur gider. Biraz hafızanızı zorlayın ben şimdi çok fazla isim vermek istemiyorum ancak Montignac’tan başlayın sonra Atkins’ler hepsi unutuldu gitti. Geçen yıl da mesela sadece protein yiyin, işte sabah yumurta,  öğlen pastırma falan diyen Dukan diyeti vardı. Bir çok insan uyguladı, sağlığını kaybetti. Kısa sürede zayıflasalar da uzun vadede fazlasını yağ olarak aldılar, tansiyon ve  kolestorel sıkıntısı yaşıyorlar.
Ellyf: Formula 7 adında zayıflamaya yardımcı bir ilaç var, bu sizin formülünüz değil mi?
Ender S.: Formülü tamamen bana aittir. Douglas Laboratuvarları ilk defa Amerika dışındaki bir doktorun formülünü kabul etti. Çok ciddi bir başarı sağladı ürün ve şimdi geliştirilmişi plus olarak çıktı. Yurtdışında da bazı ülkelerde var ve gayet de iyi gidiyor. Metabolizmayı canlandıran bir ürün bu, içinde 7 tane şifalı madde var: tere tohumu, yeşil çay, zencefil gibi... Kan şekerinin düşmesi, iştah kontrolü, yağların yakılması ve metabolizmanın canlanmasına destek oluyor.
Ellyf: Kanaltürk’te hafta içi her sabah Ender Saraç’la Sağlıklı Günler adında bir TV programı yapıyorsunuz. O saatlerde ekranda göbek atan, eğlencenin dibine vurmuş kadınlar ya da magazin programları varken, sağlık üzerine program yapmak zor ve riskli değil mi?  
Ender S.: Niye riskli olsun ki... Sanırım artık enerjiler biraz değişmeye başladı. İnsanlar sabah ekranlarında kan, cinayet, ucuz magazin, meme, popo gibi kalitesiz şeyler görmek istemiyorlar. Bunları görmekten bıkmaya başladılar ve bunları gördükten sonra akıllarında ne kaldığını sorguluyorlar. Bunların yerine sağlıklı bir yemek pişirmeyi, yeni ve sağlıklı bir meyveyi tanımayı,  sağlıkla ilgili pratik ve işlerine yarayacak bilgileri öğrenmeyi tercih ediyorlar. Program her geçen gün daha çok takip ediliyor. 2011’de Antalya’daki TV ödüllerinde yılın en iyi sağlık programı seçildik. Program Kanaltürk gibi düzgün ailecek seyredebileceğiniz bir kanalda ciddi bir kuşağı işgal ediyor. 2 saate yakın bir süre yayında oluyoruz ve geri dönüşler gayet iyi. Kanal memnun, ben de memnunum. Sadece Türkiye’den değil Gürcistan, İran, Azerbaycan, Makedonya, Kırım ve diğer pek çok ülkeden seyrediliyor. Türkiye artık bu konuda öncü bir ülke, diğer ülkelerdeki insanlar bu gibi sağlık konularına daha açlar, takip ediyorlar çok mantıklı sorular soruyorlar.
Ellyf: Programda verdiğiniz tariflerde kullanılan otların bazılarının ismini bile telaffuz etmek zor, kolay bulunan ürünler mi bunlar?
Ender S.: Programda verdiğimiz ürünlerin yüzde 90-95’i pazara, aktara, bakkala gittiğinizde bulunabilir şeyler. Zaten çok pahalı ya da zor bulunan ürünlere yer vermiyoruz.
Ellyf: Programda alternatif tedavi yöntemlerine de yer veriyorsunuz. Geçen hafta sülükle tedavi konusunu işliyordunuz mesela. Bunlar senelerce modern tıbbın reddettiği konulardı ancak siz kullanıyorsunuz, tepki alıyor musunuz?
Ender S.: Bu bir sağlık programı, içinde herşey olabilir. Amerika’da çok gelişmiş hastanelerde estetik ameliyatlardan ya da saç ekiminden sonra sülükle tedavi kullanılıyor. Varis ya da hemoroid tedavisinde ya da detoks amaçlı kullanılıyor. Demi Moore bir iki sene önce katıldığı önemli bir programda her sene Avrupa’ya sülükle tedavi olmaya gidiyorum dedikten sonra bu yöntem daha da patladı. Biz bu kompleksi artık atmalıyız. Sülük olsun, kupa olsun, bitki çayları, tasavvuf, bunlar hep bizim kültürümüzde olduğu halde batı keşfedene kadar kabul etmiyoruz. Doğunun bilgisini Batı keşfedip noter tasdikini yaptıktan sonra bilimsel diyoruz. Biz Osmanlı İmparatorluğu gibi bir geçmişe sahibiz. Osmanlı sadece savaşıp harem entrikalarıyla yaşamamış, tıp alanında, şifalı macunlarda ve lokman hekimlikte de ileri çalışmalar yapmış.
Ellyf: Sağlıklı beslenme dışında pozitif enerji, ruhsal gelişim ve kader konularında da çalışmalarınız, kitaplarınız var. Neden bu konularda çalışıyorsunuz?
Ender S.: 7 kitabım var, çoğu kişi bilmez ama benim kitaplarımın toplam satışı bir milyonu geçmiştir. Türkiye’de kitaplarının satışı milyonu geçen sayılı yazarlandan biriyimdir. Sadece bedenle olmaz bu iş. Biz bu boyutta misafiriz ve özümüz zaten ruhlar aleminde. Esasımız vardı ve ilk anda yaratılmıştı. Sıramız gelince tekamül için buraya bir uğruyoruz ve kısacık bir süre burada bulunup tekrar özümüzün olduğu boyuta geçmek için beklemede kalıyoruz kıyamet gününe kadar. Kıyamette herkes mikroçipini teslim edecek ve performans değerlendirmesi yapılacak ve şu an yaptıklarımıza göre hangi durumda olacağımız ortaya çıkacak. Ezelde var olduğumuzu, yüce yaradanın bir parçası olduğumuzu, ruhun esas olduğunu hatırlatan ve zihin-beden-ruh üçlüsünün uyumunu sağlayacak ipuçları vermeye çalıştım son kitapta. Bu iş sadece yeşil çay iç, kilona dikkat et, yoga yap, nefesini kontrol et ile olmaz, bu onun ötesinde bir olay.
Ellyf: En son çıkan kitabınız “Artık Ruhunu da Besle”de 40 günlük tefekkür diyetinden bahsediyorsunuz. Nedir bu tefekkür diyeti?
Ender S.: Bedensel ve ruhsal bir içe dönüş dönemi bu yenilenmek için. Hayat boyunca çok kirleniyoruz, arabayı bile rektifiyeye veriyoruz yenilenmesi için...
Ellyf: Tıp doktoru olduğunuz için bu tip konularda yayın çıkardığınız zaman eleştiri alıyor musunuz?
Ender S.: Bazen eleştiriler alıyorum ama onun çok daha fazlası övgü ve destek alıyorum. Bu konuda farkındalığım arttı, uyguladım yararını gördüm, kendimi daha iyi hissediyorum diyenlerin sayısı  o kadar fazla ki... Eleştiriler de işte, ruh nedir, ne saçma, dua-ibadet ne demek şeklinde. İnsanlar kendilerini küçük bir tanrı olarak görüyorlar ve baya büyük egoları var ne dediğinin farkında bile değil. Pozitif bilim, modern tıp, hap-ilaç diyorlar. Ben 35 yıldır tıbbın içindeyim, 35 yıl önce kullanılan ilaç ve yöntemlerin çoğu tarih oldu. Bırakın 35 yılı, 5 yılda bile neler değişiyor. O halde nasıl bu kadar güvenebilirsiniz? İnanç, dua ise binlerce yıllık sistemler. Bu şekilde gelen eleştiriler beni mutlu ediyor, demek ki doğru bir şey yapıyorum diyorum. Bu şekilde egosu yüksek, kendini tanrı zanneden insanlara da içimden hep hayır duası ediyorum. Hakaret edenler bile oldu, hiçbirine olumsuz bir kelime bile söylemedim sadece birkaç tanesine açıklama yaptım, onlardan da sonrasında olumlu dönüşler aldım. Çünkü her insanın özü parçası olduğu Allah’ı özlüyor aslında. Bu gibi konularda en sert davranan, en karşı çıkan insanlar da bu gibi konularda en sevgiye muhtaç insanlar, bu nedenle kimseyi yargılamamak lazım.
Ellyf: Sizin ruh, inanç, kader konularındaki bu farkındalığınız yeni mi yoksa kendinizi bildiniz bileli böyle mi?
Ender S.: Epeyden beri olan bir farkındalıktı ama kendimdeki farkındalığın yüzde yirmisini kitaplara yansıttım, çoğunu kendime saklı tuttum. Bu kadarı bile bazı kişiler için anlaşılması zor olabildi, fazla geldi.
Ellyf: Siz aynı zamanda diplomalı astrologmuşsunuz, bu yönünüzü hiç bilmiyordum.
Ender S.: Türkiye’nin ilk sertifikalı astrologlarından biriyim ama aynı zamanda Reiki masterıyım, NLP eğitimim var.
Ellyf: İnanç konusu ile astrolojiyi pek yan yana koyamazlar aslında...
Ender S.: Tam tersi, pek çok İslam alimi aynı zamanda astroloji ile ilgilenmişlerdir, yıldıznamelerden faydalanmışlardır.
Ellyf: Astroloji ile geleceğe ilişkin tahminler yapılıyor ama bu çelişmiyor mu İslam’la?
Ender S.: Astroloji asla medyumluk değil. Bu aslında hava durumunu tahmin etmek gibi, işte şu dönem ortaklık yapmasanız iyi olur ya da şu dönem idrar yolları ile ilgili hastalıklara açık olabilirsiniz gibi öngörüler var. Ben astroloji konusunda 1,5 yıl yoğun eğitim alarak ancak astrolojinin ne olduğunu anladım. Gazetelerdeki günlük fal köşeleri ile karıştırmamak gerek, astroloji asla fal değil. Mesela  önümüzdeki bir hafta hava kar yağışlı olacak denir siz de ya önlemlerinizi alırsınız ya da inanmaz kısa kollu giysiler ve kabak lastik ile yola çıkarsınız. Astroloji asla size aracın kaza yapacak demiyor, hava durumunu veriyor. Allah’ın bize sunduğu bu bilgilerden yararlanmamak aptallık olur. Şunu da söyleyeyim, ben eğlence olsun diye bile kahve falı baktırmam. Kahveyi çok severim, içerim ama eğlence olsun diye bile fincanı kapatmam.
Ellyf: Söyleşi bitirirken birkaç öneri istememek olmaz. Bir ofis çalışanı olarak kahvaltı konusunu sormak isterim. Tost, poğaça, simit gibi alternatifler varsa kahvaltı için, hangisini önerirsiniz?
Ender S.: Bu çok zor bir soru ama birazcık şartları zorlamak lazım. Tam çavdar ekmeğine az yağlı peynir ile evde yapacağınız bir tost çok sağlıklı bir öğün olabilir. Biraz mutafağa girmek lazım...
Ellyf: Çay-kahve tüketimi konusunda ne önerirsiniz?
Ender S.: Ben günde 2 adet sade Türk kahvesi içerim, 3-4 fincan yeşil çay ve 1-2 fincan mate çayı içerim.
Ellyf: Siyah çay?
Ender S.: Ben içmiyorum ancak içilebilir.