21 Aralık 2012 Cuma

HAMİT ÇAĞLAR ÖZDAĞ

Üniversitedeyken keyif aldığım konulara zaman ayırmakta sorunum yokmuş demek ki, zira bol bol yazardım. Yazdıklarım konusunda o kadar müsriftim ki, kağıtlara karaladığım çoğu şeyi bilgisayara bile geçirmezdim. Yazabiliyor olmanın ne kadar değerli ve zaman isteyen bir şey olduğunu anlamak için iş hayatına atılmak gerekiyormuş. İşsizlerin girmek için can attığı, işi olanların ise altın kafesi haline gelmiş ofislerde, günün on saatini bilgisayar başında ya da toplantılarda geçirirken farkettim ki artık eskisi gibi yazamıyorum.  Bu anlamda yazar Hamit Çağlar Özdağ ile yaptığım söyleşinin beni yeniden yazmak konusunda heyecanlandırdığını sevinerek farkediyorum. Kendisi de benim gibi bir mühendis olan Hamit Çağlar Özdağ’ın zaman planını benden daha iyi yaptığı, ortaya koyduğu eserlerden belli. Yazarın ilk kitabı olan fantastik kurgu türündeki Kan Muskaları, türün fanatikleri için farklı bir yorum. Türün  klasiklerinden farklı olarak, batılı figürlerin yanında bolca doğulu figür barındıran kitap meraklılarını bekliyor. Yazar ile yaptığım söyleşi, Kan Muskaları’nı henüz okumayanlara bir rehber, okuyanlara ise yazar ve yazarın diğer çalışmalarını yakından tanımak için bir fırsat olarak takdimimdir.
Ellyf: İlk kitabın Kan Muskaları raflarda, tanımayanlar için kimdir Hamit Çağlar Özdağ?
Çağlar: Hamit Çağlar Özdağ sürekli hayal kuran biridir. Gece rüyasında, gündüz de zihninin arka tarafında sürekli bir şeyler düşünür. Gerçek üstü diye tabir edilen şeylerin bir yerlerde gerçek olduğuna inanan biridir. Ve tabii ki bir evlat, koca, baba, kardeş, sporcu, marangoz ve mühendistir.
Ellyf: Kan Muskaları’nın iki yazarı var biri sen diğeri Darius Lancelot, biraz da kendisinden bahseder misin?
Çağlar: Bu tanıtımı kitapların son safyalarında layıkıyla yaptım ama özetlemek gerekirse, Darius Lancelot benden başkası değil. Kan Muskaları Destanı, doğu ile batı harmanı diye nitelediğim bir metin. Darius doğuyu, Lancelot da batıyı simgeliyor, bir araya gelip bana harmanı kurmamda yardımcı oluyorlar.
Ellyf: Kitabın adı neden Kan Muskaları? Kitapçıda gezen biri kitabı görünce ne düşünsün istedin?
Çağlar: Kan Muskaları’nı bir seri olarak kurguladım, ismini de önceleri “Kanlı Ozanların Hikayesi” olarak düşünüyordum. Kanlı Ozanlar, hikayede anılan ana karakterlerin kendilerine taktığı isimdi. O dönemlerde başka bir fantastik kurgu yazarı olan Göktuğ Canbaba’nın (sonradan tanıştık, kendisini çok severim) “Ozanın Şarkısı” adlı kitabı çıkınca, benzerlikten ürkerek yeni bir isim aradım. Nihai sonuç “Kan Muskaları Destanı” oldu. Muskalar hikayenin içinde önemli bir yer tutuyor, bir taraftan da Anadolu’ya yakın bir fikir uyandırıyor, haliyle beni tatmin etti. Kitapçı raflarında muska ve kan kelimelerini yan yana gören insanlarda, macera ve Anadolu hislerinin uyanmasını istiyordum, bir şekilde amacıma ulaştım sanırım.
Ellyf: Ben bir kitapçıda dolaşırken en çok kitap kapakları dikkatimi çeker mesela, serinin kapak tasarımları bu anlamda değişik ve kitabın fantastik kurgu türünde olduğunu vurgular nitelikte. Kapak tasarımı konusuna ne kadar dahil oldun?
Çağlar: Tasarımların bir miktar içindeydim, açıkçası bugünkü aklımla kapakları pek uygun bulmuyorum. Başlarda dikkat çekici ve vurucu oluşu beni cezbetmişti ama korku unsurunu ön plana çıkarması maalesef yanlış oldu. Kitaplarda korkudan ziyade macera, kan ve cinsellik var.

Ellyf: Serinin ilk üç kitabı 2011 yılında yayımlanmış. Seri üç kitapla bitmiyor sanırım, devamı ne zaman gelecek?
Çağlar: Doğrusun, üç kitapla bitmedi seri. Serinin altı kitap olması fikri en baştan beri aklımda. İlk üç kitapta bir hikaye anlattım ve sonunu getirdim. Haliyle ikinci üçlemeyi beklemeye gerek yok, ilk üçlü özgürce okunabilir. İkinci üçleme için kafamda birkaç yıl daha beklemek var zira cebimde yazılmış bir öykü kitabı, bir de roman var. Bir diğer romanı da halihazırda yazıyorum ve birkaç başka fikir de beynimi gıdıklıyor. Sanırım 2015’ten önce yeni bir Kan Muskaları kitabı görmeyeceğiz.
Ellyf: Serinin ilk üç kitabını okumuş bizler diğer üç kitabı beklerken, henüz okumamış olanlar Kan Muskaları serisini neden okumalı sence?
Çağlar: Bir röportajda “Batının oyun tahtasındaki doğulu oyuncuları anlattım.” demiştim, sanırım bu cümle soruna güzel bir yanıt olur. Kan Muskaları Destanı, batılı ve doğulu figürleri harmanlayan bir roman serisi. Vampirler, şövalyeler, krallar da var; şahlar, öcüler, uçan halılı cadılar da... Yerli bir fantastik kurgu eser, Anadolu’yu ve batının gerçek üstü efsanelerini bir potada eritebilir mi diye düşünenler, Kan Muskaları’nı okumalı bence...
Ellyf: Kitaplar ne kadar sürede yazıldı? Yazmak için kendini bir yere kapatıp odaklanır mısın yoksa her an aklından geçenleri not alıp birleştirenlerden misin?
Çağlar: 2005’ten beri yazıyorum. İlk roman uzun sürdü ama ikinci ve üçüncü romanların yazımı 5’er ay civarında tamamlandı. Yazmak için kesinlikle odaklanmalıyım. Genellikle kulaklıklarımı takıp epik müziklere dalar, kendimi bir kafeye koyup çayımı yudumlayarak yazarım. Çevrede hareket ya da konuşma olmasını isterim ama ben zaten başka bir yerde, başka kişilerleyimdir. Cafer Ağa Medresesi favori mekanlarımdandır. Not alma konusunda da haklısın, her zaman yanımda gezen bir defterim var, anlık fikirler oraya not düşülür, pişer, olgunlaşır ve metinlere dahil olurlar.
Ellyf: İnanılmaz betimlemeler, peşi sıra dizilmiş ağdalı cümleler kullanıyorsun. Kelimelerle aranın bu kadar iyi olduğunu ilk ne zaman keşfettin?
Çağlar: Öncelikle iltifatın için çok teşekkürler, elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Yazdıkça ve okudukça keşfettim sanırım. Okurken aynı kelimeleri sık görmek, eğer belirli bir gaye gütmüyorlarsa, beni çok yoran bir durum. Zengin bir dilimiz var, Farsça ve Arapça’dan da bir hayli beslenmiş, dolayısıyla kelime hazinesi iyice genişlemiş. Bunları araştırdıkça gördüm ki kullanılacak çok kelime var. Okuma konusunda da Yaşar Kemal beni derinden etkileyen bir kişi. Onun kelimelerle raksını gördükçe bir şekilde bu sanatın içine çekildim, kıskandım, özendim. Sonuç da Kan Muskaları Destanı’nın ağdalı cümleleri oldu sanırım.
Ellyf: Kan Muskaları’nda çok fazla karakter var; kimi insan, kimi elf, kimi cüce ve hatta daha önce duymadığımız diğerleri... Üstelik türün diğer örneklerinden farklı olarak çok fazla da yerel ögeler kullanmışsın, bu anlamda bir akım başlattığını söyleyebilir miyiz?
Çağlar: Rica ederim, öyle söylemeyelim. Yüksek fantazya dendiğinde, ben zaten bunların olmazsa olmaz olduğunu düşünüyorum. Karakterlerin çok sayıda olması, hikayeyi üzerlerine kurguladığım arkadaşlarımın çok olmasından kaynaklanıyor. Bu açıdan negatif eleştiriler aldığım da oldu, karaterleri ilk 100 sayfada takip etmekte zorlandığını söyleyen kişiler de. Yerel ögeleri metinde göstermekse amaçladığım bir şey, haliyle yorumun için teşekkürler. Fantastik kurgu alanında yerel unsurlar içeren eserler mevcut. Özgür Özol’un Ilgana’sı Orta Asya kokar, Göktuğ Canbaba’nın Tılsım-ı Kudret’inde ve Çağan Dikenelli’nin Upirlerin Fısıltısı’nda Osmanlı vardır. Saygın Ersin’in Zülfikar’ın Hükmü romanı da lezzetli bir Anadolu ve İstanbul hikayesidir. Örneklerden de görüldüğü üzere Kan Muskaları yerel ögeler içerme hususunda tektir ya da ilktir diyemem ama az örnekten biridir diyelim.
Ellyf: Karakterler ya da hikayenin gerçek yaşantına değen bir tarafı var mı?
Çağlar: Olmaz mı, gani gani! Zaten aksini iddia eden bir yazarın olması garibime gider doğrusu... Aşklar, arkadaşlıklar, acılar... Benim de hayatımda herkes gibi dalgalar mevcut, haliyle satırlara bunların yansımaması söz konusu değil. Kan Muskaları özelinde ise durum daha da keyifli çünkü bu hikayeyi ben arkadaşlarımla oynadığım oyunlar üzerine kurguladım. Cborrak diye gördüğümüz karakter Can Burak’tan, Erust ise Ertan Usta’dan gelme. Daha nice örnek verebilirim bunlara benzer şekilde, göreceğin üzere hayatıma temas eden nokta ve kişi sayısı Kan Muskaları’nda son derece fazla.
Ellyf: Hikaye bildiğimiz dünyada geçmiyor, karakterler gibi dünya da farklı. Anstorra adlı 2 güneşin doğduğu bilinmeyen bir yer. Böyle bir kurgu yazabilmek için hayalperest olmak mı gerekir?
Çağlar: Galiba evet. Uzun süre düşündüm bu dünyayı tasarlarken. Nerede ne nehirler akar, nerenin insanı nasıldır, kuşu ne şekilde öter, karı ne renktir... Bir yandan özgürce uçup tasarlama fiilini sonsuzca icra etmek haz verirken, diğer yandan tutarlı olma zorunluluğu vardı zihnimde. Çok keyif aldım, umarım okurlar da Kan Muskaları dünyasından keyif almıştır.
Ellyf: Yaşar Kemal’den etkilendiğini söylemiştin. Fantastik kurgu türünde kitaplar yazmana sebep olan, tarzından etkilendiğin başka yazarlar var mı?
Çağlar: Yaşar Kemal ile birlikte Tolkien beni köküne kadar etkileyen yazarlardır. İlkinden Türkçe’nin özünü, ikincisinden de uçsuz bucaksız hayallerin demini tattım. Yazmak, benim için, sayfalara duyguyu yansıtmak, derdini anlatmak, fikrini savunmak. Bu iki yazarda da bahsettiğim olguları gördüm ve yazar olma hayalimde önemli birer yol taşı olarak benimsedim onları. 
Ellyf: Fantastik kurgu dışında yazdığın bir tür var mı? Hazır olduğunu söylediğin öykü kitabı bir aşk öyküsü veya roman tarihi bir roman olabilir mi?
Çağlar: Kan Muskaları yüksek fantazya diye tabir edilebilecek bir roman serisi, yani hayali bir evrende, hayali bir hikaye anlatılıyor. Ben bunu bir şekilde gerçek üstü diye tanımlamaktan hoşlanıyorum. Yazdığım öyküler, denemeler ya da yayımlanmamış diğer romanlarımda da mutlaka gerçek üstü dokunuşlar oluyor ama Kan Muskaları gibi yüksek fantazya değiller. Örnek vermek gerekirse, Güneydoğu’daki sonu gelmez savaşı anlatırken Tendürek’in ve Fırat’ın ruhunu canlandırıp Hızır’a el verdirdim, doğanın bu savaşa dair isyanını anlattım. Şu an yazdığım romansa tam anlamıyla bir aşk romanı ama yine içinde gerçek üstü dokunuşlar var. Tarihi kurgu olarak yazımını tamamladığım ama henüz yayımlanmayan bir romanım da Osmanlı’da geçiyor ve tabii ki yine içinde gerçek üstü unsurlar cirit atıyor. Fantastik kurgu dendiğinde ben sadece ejderhaları ve büyücüleri anlamıyorum; nazar, muska, gulyabani, öcü, Zülfikar vb. bir sürü figür de canlanıyor aklımda ve bunları metinlerde kullanmaktan keyif alıyorum.
Ellyf: Söyleşiyi bitirirken, bundan sonrası için kendine hedef seçtiğin kariyer nedir diye sorsam? Mühendislik, yazarlık, ikisi birden?
Çağlar: Finansal bir kaygım olmasa, tek cevabım yazarlık olur. Sabah erken kalkıp bir yerlerde yazmaya başlamak, okumak, düşünmek ve kurgulamak isterim. Hayal ettiklerimi bekletmeden harflere dönüştürmek isterim. Yazarken aldığım keyif, iş dünyasındaki herhangi bir başarıyla kıyaslanabilecek ölçüde değil. Mühendislik tarafında şu ara şansım yaver gidiyor, haliyle dertli değilim ama madem hayallerden konuşuyoruz, cevabım yazarlık olsun.

16 Aralık 2012 Pazar

BAY J

8-18 arası çalışan ofis insanları bilir, iş çıkışı serviste bir iş arkadaşınız kahkahalar atarak radyo dinliyorsa, kulaklıktan duyduğu ses kesin Bay J’ye aittir. Dahası araba kullanırken dikkat dağıtıcı olabilen Bay J nedeniyle, kaç defa kırmızı ışıkta yan arabadan manidar bakışlara maruz kaldığımı ben bilirim. Dakikada 110 kelimeyi art arda, hızlı ve hızlı olduğu kadar da komik sıralayabilen bir adam kendisi. Komik olmasının yanında cesur da... Kadın erkek ilişkileri ve insanlık halleri üzerine, çoğu insanın aklından geçirip söyleyemediklerini, kendisinin özne olduğu hikayeler ile öyle güzel anlatıyor ki kahkaha atmak işten bile değil. Gerçek adı Jerfi Benveniste olan Bay J radyo dinleyicileri için bir fenomen olmuşken son bir kaç yıldır televizyonda yaptığı işlerle de adından sıkça söz ettiriyor. Kadın hayranlarının televizyonda daha sık görmek istediği Bay J ile bu güne kadarki çalışmalarını ve gelecek projelerini konuştum.
Ellyf: Bundan 4-5 yıl öncesine kadar kimse Bay J’yi görmemişti, özellikle görsel medyadan uzak duruyordunuz. Ne oldu da sonrasında gizlenmekten vazgeçip ekranlarda görünür oldunuz?
Bay J: Görünmemek tam olarak benim seçimim sayılmaz aslında. Power Fm yönetimi radyocuların bir büyüsü olduğuna inanıyordu ve dışarıda başka bir iş yapmamızı istemiyordu, görünürsek büyü bozulur diye. “Herkes kafasında sizi farklı canlandırıyor, bunu bozmayalım.” diyorlardı. 2010 yılında Doğuş Grubu’na transfer olduğumda Virgin Radio’da böyle kurallar olmadığını gördüm ve gelen televizyon projeleriyle ilgilenmeye başladım.
Ellyf: Görünür olduktan sonra neler değişti?
Bay J: Fazla bir şey olmadı doğrusu... En önemli değişiklik yolda selam verenlerin sayısının büyük ölçüde artması oldu. Ha tabii bir de 9 senedir radyo programından başka bir şey yapmıyordum, rutinimi kırınca daha yaratıcı ve komik biri olmuş olabilirim.
Ellyf: Radyodaki programda ilişkiler ve evlilik üzerine çok rahat, hatta aykırı espriler yapıyorsunuz, RTÜK ile aranız nasıl?
Bay J: inanması güç biliyorum ama 21 yıllık yayın hayatımda RTÜK’le hiçbir sorunum olmadı. Ayrkırı espriler, sıradan esprilerden daha komik. Sanırım ben bu esprileri kimseyi kırmadan dökmeden yapmayı başardım. Ha pardon sadece bir uyarı almıştım ama uzun yıllar oldu. Konu da AIDS hastalığının çıkışıydı. Maymunlardan insana bulaştığı yönündeki bulguları konuşurken, bunu ilk olarak hangi insana ne şekilde bulaştırdı maymunlar filan derken aldık uyarıyı ama büyük bir sorun yoktu.
Ellyf: Radyodaki başarınız tartışılmaz olsa da programlarınızı çok Amerikan bulanlar da var, ne düşünüyorsunuz bu konuda?
Bay J: Doğru düşünüyorlar. Ben uzun yıllar boyunca Amerikalı stand up komedyenleri izledim ve aralarında bazıları halen ürettiğim esprilerin formasyon babalarıdır. Ben neye gülüyorsam insanlara da onları anlatıyorum. Kapasite olarak daha düşük bir dinleyici kitlem olsaydı bile ben kapasitemi düşürmezdim.
Ellyf: İtalyan-İspanyol-Türk, kendinizi hangisi olarak ifade ediyorsunuz? Bu çok kültürlü durum avantaj mı dezavantaj mı yaratıyor?
Bay J: Türkiyede doğdum büyüdüm, en çok Türk’üm doğal olarak. Babadan kalma İtalyan pasaportu farklı bir kimlik daha taşımamı sağlıyor, onu da kullanıyorum. İspanyollukla pek alakam yok orta derecede İspanyolca konuşurum, o kadar.
Ellyf: Uzun yıllar radyoculuk yapmış ve neredeyse bir efsane olmuşken, radyoculuğun yanında televizyon çalışmalarınız da oldu. Televizyondan beklentiniz neydi, bu beklenti gerçekleşti mi?
Bay J: Televizyona büyük ümitler ve bir televizyon yıldızı olmak için girmedim. Değişikliğe ihtiyacım vardı çünkü uzun yıllar boyunca tek yaptığım şey komedi yazıp şovumu sunmaktı. Beklentim gerçekleşti ve gerçekten çok memnunum yaptıklarımdan. Tabii ki 3 senede 6 projede çalışıp hepsinin harikulade olmasını bekleyemezdim. Nitekim bir kısmı çok keyif verdi, bir kısmı da hadi bakalım hala televizyonda bir şeyler yapıyorum der gibiydi.
Ellyf: Çal Kalbimi, 101, Fazla Mesai gibi programlarda sunuculuk yaptınız, radyoda program sunmak ile TV’de sunmak arasında ne gibi farklar var sizin için? Hangisinde daha rahatsınız?
Bay J: Radyo benim evim gibi, kimsenin bana dokunamadığı özgür dünyam. Kendimi ispat ettiğim 90’lı yılların sonundan beri son derece rahatım çünkü neyin tuttuğunu neyin itici olduğunu büyük oranda çözdüm galiba. Televizyonsa son derece vahşi bir dünya; siz rahat olmak isteseniz de kimse size rahat vermiyor zaten. Ratingler, rakipler, her seferinde performans yükselterek devam etme sorumluluğu... Radyo iyidir.
Ellyf: Benzemez Kimse Sana yarışmasında pek çok ünlüyü taklit ettiniz, beni en çok güldüren Sezen Aksu taklidinizdi... Sizin en heyecan duyarak taklit ettiğiniz ya da en çok oldum dediğiniz isim kimdi?
Bay J: Ben anlamsız derecede çok benzedim Özdemir Erdoğan’a. Görüntü, ses, tavır... Sunucu bile “Ben Özdemir Bey’in eşi olsam, akşam kapıyı çalsan, hoş geldin bey deyip içeri alırdım” demişti. Sezen Aksu taklidimi hatırlamak bile istemiyorum hahahaha şaka gibiydi. Kendimi izleyince yerin dibine girdim, minik serçe olmuş koca öküz; kürek gibi eller, koca koca omuzlar...
Ellyf: Yarışmanın bir de sosyal yardımlaşma boyutu vardı, siz sanırım Koruncuk Vakfı için yarıştınız, yarışmanın bu boyutu olmasaydı da bu yarışmada olmayı kabul eder miydiniz?
Bay J: Ederdim tabii, çok eğlenceli bir yarışma olacağı baştan belliydi. Çok isteyerek girdim bu projeye,  nitekim yaklaşık 10 hafta ratinglerde bir numaraydı. Bu kadar önemli bir amaç için olması ise işi daha da tatlandırdı.
Ellyf: Eğitiminiz müzik üzerine, neden müzik konusunda ön plana çıkmak yerine radyo ve tv programcılığını seçtiniz?
Bay J: Gerçekten bilmiyorum. Buna cevap vermek çok zor. 25 senedir sahne şarkıcısıyım aslında ve hala özel gecelerde, şirket toplantılarında, zaman zaman gece mekanlarında sahne alıyorum. 1997-2001 yılları arasında kendi stüdyomda ürettiğim 300 kadar reklam filmi müziği de var hatta, yani çok uzak kalmış değilim müzikten ama bu yönüm fazla bilinmez.
Ellyf: Benzemez Kimse Sana’da yarışırken sesinizin ne kadar güzel olduğunu da duyduk, zaten sahne çalışmalarınızı bilenler biliyordu. Albüm yapmayı düşünür müsünüz?
Bay J: Açıkçası albüm çok özel bir konsantrasyon gerektiriyor ve benim radyo, televizyon ve dublaj işlerim nedeniyle bu kadar büyük bir vakit ayıramama gibi bir durumum var. Ama bir gün, tabii ki isterim.
Ellyf: Evli Bay J ile bekar Bay J arasında ne gibi farklar var? Kadın hayranlarınızın davranışlarında bir değişiklik oldu mu?
Bay J: Aman canım ne fark olacak, artık eski karım dışında biriyleyim yoksa karakterim değişecek değildi ya... Bayan hayranlarımla ilişkimiz çok dengeli ve saygılıdır. Bu güne kadar sanıldığı kadar fazla ahlaksız teklif almadım. Silik bir profil çizmeye çalışırım, çok şaşaalı bir hayatım yok.
Ellyf: Eros adında bir oğlunuz var, sizin şöhretinizin ne kadar farkında? Şöhretli bir baba olmanızın aranızdaki ilişkiye ne gibi bir etkisi var?
Bay J: Valla son derece farkında şöhretin ne olduğunun, şimdi artık kanıksadı ama daha küçükken “Ben Bay J’nin oğluyum.” diye çığırıp duruyordu. “Oğlum yapma, ayıp.” Diyordum,  o da “Neden ki,  neden ayıp olsun ki, kim olduğumu bilsinler.” diyordu. Çok güldük tabii ama annesiyle ünlü olmanın birinin oğlu olmak olmadığını, kendisinin bir şeyler başarması gerektiğini öğrettik.
Ellyf: Son olarak önümüzdeki dönemde radyo ve TV’deki yeni projelerinizden bahseder misiniz.
Bay J: Yakın dostlarımla bir sitcom projesi üzerine çalışıyoruz. Çok teklif de var yeni televizyon programları için ama ben iki program arasında biraz ara vermenin faydasına inanıyorum.