18 Ekim 2012 Perşembe

EMRE YURDAKUL

İşte karşınızda Söyleşi Günlüğü’nün ennnn nazlı konuğu: Emre Yurdakul. Söyleşi üzerine bir blog yazma fikri, işyerindeki aylık dergide gördüğüm bir söyleşinin sorularını sıradan bulmamla oluşmuştu. Ekipten bir arkadaşıma dönüp “Bu söyleşiyi ben yapmalıymışım, ne sorular sorardım.” demiştim.  Cümlemi bitirir bitirmez de kimlerle söyleşi yaparım, yapsam nerede yayınlarım diye kafa yormaya başlamıştım. İlk aklıma gelen isim ise şirketten tanıdığım Ford Ralli takımının pilotu Emre olmuştu. Hemen mail atıp kendisiyle söyleşi yapmak istediğimi söyledim. Emre’den gelen cevap tam bir ralli pilotuna yakışır hızda ve “Neden olmasın!” şeklindeydi. Gelin görün ki söyleşiyi ancak 8 ay sonra yayınlayabiliyorum. İşte bu nedenle kendisini en nazlı konuk ilan ettim. Şaka bir yana, hem kurumsal bir firmada tasarımcı olarak çalışan hem de Castrol Ford Team Türkiye ile ralli  şampiyonalarına katılan biri için bu kadar yoğun olmak kaçınılmaz olmalı. Emre ile ülkemizde henüz kıymeti çok bilinmeyen motorsporları ve ralli pilotu olma hikayesi üzerine konuştuk. Bence beklediğime değdi...

Ellyf: Nasıl başladı hikayen, kısaca kendini anlatır mısın?

Emre: Hikayem 04.08.1982’de doğmamla başladı. Kendimi bildim bileli otomobillere ve motosikletlere karşı aşırı ilgili bir çocuktum ama bu sonradan oluşan bir ilgi değildi, ben böyle doğdum. Babam otomobilleri sever ve otomobillerine özen gösterir fakat hızlı otomobil kullanmaya hevesli değildir. Ben daha ilkokula gitmeden önce evde tencere kapaklarını elime alıp direksiyon gibi tutar evin içinde otomobil kullanır gibi dolaşırdım. Terlikleri yere ters koyar gaz, fren, debriyaj pedallarını simüle ederdim. Otomobil kullanmakla ilgili kafayı bozmuştum galiba. J Çok fazla hayal ediyordum. Televizyondaki programlarda otomobil yarışlarını keşfedince ilgim işin sportif tarafına yöneldi. Belli bir spor disipliniyle otomobilin ve kendi sınırlarınızı zorlama duygusunun çok heyecan verici olduğunu düşünüyordum. Yıllar geçtikçe de bu arzum hiç azalmadı, tam tersine bunu gerçekleştirebilecek yollar aramaya başladım. Tabii bütçemiz kısıtlı olduğu için hop diye karting yapmaya başladım gibi bir durum olmadı. 17 yaşında karting yapmaya başlayana kadar zamanımı model otomobil yarışları ile değerlendiriyordum. O zamanlar Türkiye’de yeni gelişen model otomobil camiasında bana motorsporları disiplini ve yarış kültürünün temellerini atmamı sağlayan halen irtibatımızı koparmadığımız Turbo Model’den Bülent abi ilk gokart deneyimimi yaşamama yardımcı olmuştu, hatta o sıralarda kendisi karting yarışlarına katılıyordu ve bir kere kendi yarış gokartıyla antrenman yapmama izin vermişti. Bu hissi yaşamak benim için dönüm noktalarından biri oldu. Ailemi ikna edebilmek için önce babamı yaptığım bu antrenmana sonra da birkaç kere karting yarışları ve antrenmanlarını izlemeye götürdüm. Önce çok düşük bütçeli bir karting şampiyonasına katıldım. Burada şampiyon olunca Bülent abinin yarıştığı gokart’ı satın aldık ve Formula A
 kategoride bu araçla birkaç sene kelimenin tam anlamıyla ‘tırmaladık’. Yılda sadece birkaç yarış ve birkaç antrenmana çıkabiliyordum ama sporun içinde kalabilmek için devam ettik; ta ki Ford’un düzenlediği Renç Koçibey Eğitim Seminerleri başlayana kadar. Bu seminer benim için diğer bir dönüm noktası oldu. Bu seminerlere çok fazla başvuru oluyordu ve ilk denememde seminere katılmaya hak kazanamamıştım aslında. Sonra bir tanıdık vasıtası ile Ford yarış takımına gidip seminere katılmak istediğimi söyledim. Ardından birkaç yarışta zaman ekibinde bulunarak takıma yardımcı oldum. Seminerde de başarılı olunca, takım direktörümüz Serdar Bostancı’nın dikkatini çekmeyi başarabildim ve onun da desteğiyle ralli kariyerim başlamış oldu...

Ellyf: Endüstri Ürünleri Tasarımı okumuşsun, yarış arabaları çizen çocuklardan mıydın?

Emre: Tabii en çok düşündüğüm şey otomobiller olunca en çok çizdiğim şey de otomobillerdi. J İlginçtir ama Endüstri Ürünleri Tasarımı bölümü okumak için verdiğim kesin karar yine bir yarış otomobili aracılığıyla oldu. O sıralar başka bir üniversitede Şehir ve Bölge Planlama okuyordum, 2. sınıftaydım. Daha önce güzel sanatlar yetenek sınavlarına girmiştim ama hiç ciddi bir hazırlığım olmamıştı. Bir gün ekonomi dersinde sıkılmış otururken pencereden okulun bahçesine çekicinin üstünde bir ralli otomobili getirdiklerini gördüm. O sırada okuldaki Endüstri Ürünleri Tasarımı öğrencileri bir otomobil markasıyla koltuk tasarımı üzerine çalışıyorlardı ve yarış koltuklarını incelemek için bu aracı getirmişlerdi. O anda kesin karar vermiştim. Hemen dersten çıktım ve aşağıya inip Endüstri Ürünleri Tasarımı öğrencileri ile birlikte ben de aracı incelemeye koyuldum. Sonra bir kursa yazılıp Endüstri Ürünleri Tasarımı bölümü için yetenek sınavlarına hazırlanmaya başladım. Sınavda da tek tercih ettiğim bölüm bu oldu ve kazandım.

Ellyf:  Kaç yaşında araba kullanmaya başladın? Ailenden gizli arabayı kaçırır mıydın?

Emre: 15-16 yaşlarında köyde boş bir tarlada babam öğretmişti. Ehliyeti almadan önce evin otoparkının bir kapısından çıkıp öbür kapısından girdiğim olmuştur 1-2 kere ama bu ‘arabayı kaçırmak’ sayılmaz sanırım? J

Ellyf: Ralli pilotu olmak alınan tüm önlemlere karşın tehlikeli bir iş aslında. Ailen ne diyor bu duruma?

Emre: Her türlü ekstrem sporun bazı riskleri var fakat ralli pilotluğuna kıyasla futbolda sakatlanma riski bence daha fazla. Kariyerimdeki en büyük kazayı geçen yılın ilk yarışında yaptım. Asfalt bir yarışta çok hızlı bir bölümde fren bile yapmadan yoldan çıkıp uçtuk. Çok sert darbe aldık, sadece ayağım kırıldı. Ailem her yarışıma gelip ilgiyle izliyor, bitince de derin bir oh çekiyor sanırım. Onların yerinde olmak çok daha zor olmalı.


Ellyf:  Kurumsal bir firmada çalışıyorsun bir yandan da. İş ve ralli pilotluğunu aynı anda nasıl idare ediyorsun?

Emre: Benim şansım, çalıştığım firma kurumsal olsa da yaptığım iş ile ralli pilotluğunun birbirini destekliyor ve birbirinden besleniyor olması. Ayrıca aynı marka adına iki farklı alanda da başarıya koşmak firmamızca destekleniyor. Tabii iş planlarımı, yıllık izinlerimi kısacası tüm hayatımı bu planlama üzerine kuruyorum. Ayrıca göründüğünden biraz daha zor bir durum fakat çok sevdiğim için beni yormuyor.

Ellyf: Neden sadece ralli pilotluğu yapmıyorsun da bir yandan da çalışıyorsun? Ralli pilotu olmak, iyi kazandırmıyor mu?

Emre: Türkiye’de motorsporları hala futbol gibi bir sektör olabilmiş değil. Sponsor sayısı çok az ve bu işten para kazanmıyorsunuz. Türkiye’de her ralli pilotunun mutlaka uğraştığı başka bir işi daha var. Benim ise ralliye başladığımda bu işe harcayabilecek hemen hemen hiç bütçem yoktu, başından beri takımımın desteğiyle bu noktaya geldim. Aslında hem Türkiye’de hem de Dünya’da bu işi para harcamadan yapabilen şanslı çok az insan var ve ben de kendimi şanslı adlediyorum; Türkiye’nin en iyi ralli takımında 7 yıldır bu işi yapabildiğim için.

Ellyf: Ralli pilotu olarak ciddi başarıların var. Hayal ettiklerinin ne kadarını elde ettin?

Emre: Öncelikle hayallerime adım adım ulaştığımı söyleyeyim. Başta sadece bir ralli otomobili kullanmak hayaldi, daha sonra bir takımda yarışabilmek, daha sonra bir dünya şampiyonası serisinde yarışabilmek... Hepsi hayaldi ve bunlar gerçekleşti, fakat sportif anlamda hayallerim tabii ki bitmedi. J Türkiye Şampiyonası’nda genel klasmanda pilotlar ikinciliğim var fakat şampiyonluğum henüz yok, aynı şekilde Avrupa veya Dünya Şampiyonası’nda daha üst serilerde yarışmak hayallerimden bir başkası. Eğer uygun şartlar oluşursa bunları da gerçekleştirmek istiyorum.

Ellyf: Türkiye’de Ralli pilotu olmak kolay mı? Keşke şu ülkede olsaydım, daha farklı imkanlar olurdu dediğin oluyor mu?

Emre: Türkiye’de ralli pilotu olmak kolay değil çünkü Türkiye Ralli Şampiyonası’ndan başka takip edebileceğiniz daha küçük ölçekli bir seri yok. Yeni başlayacak ve dolayısıyla bu işe para harcayacak bir kişi Türkiye Şampiyonası’nda kendini göstermek için büyük bütçeler bulmak zorunda. Bu anlamda Ford’un zamanında yaptığı Castrol Fiesta Cup veya Ka Challange Cup gibi organizasyonlar bu sporu daha ulaşılabilir bir seviyeye çekmişti.
Örneğin eğer Finlandiya’da olsak, çok çeşitli araçlarla bir yıl içinde girebileceğiniz yüzlerce yarıştan bütçenize uygun bir paket yaratabilirsiniz, üstelik sponsor bulma şansınız daha yüksek olabilir. Finlandiya’da motorsporları bizdeki futbol gibi. Türkiye’de ise potansiyel bir sponsor ile görüşmeye gittiğinizde önce rallinin ne olduğunu anlatmanız gerekiyor.


Ellyf:  Trafikte araba kullanırken hız yapar mısın?

Emre: Trafikte kesinlikle hız yapmam, benimle yolculuk ederken sıkılabilirsiniz bile. J Yarıştayken trafikte kullanabileceğim şartların çok çok üst limitlerinde araç kullanıyorum zaten, trafikte hem bu ihtiyacı hissetmiyorum hem de açıkçası trafik şartlarını çok daha tehlikeli buluyorum.

Ellyf:  Bayan hayranların var mı? Seninle söyleşi yapacağımı duyan bir bayan arkadaşım co-pilotun olmak istiyor...

Emre: Sanılanın aksine bu sporun bir cinsiyeti yok. Hem erkekler hem de kadınlar ilgileniyor, ayrıca hem erkekler hem de kadınlar bu sporu yapabiliyor. Aynı soruyu ben de birçok kişiden duydum bugüne kadar... Tam bu noktada co-pilotum Burak Erdener’i sevgi ve saygıyla anmak istiyorum çünkü co-pilotluk çok ciddi bir iş ve kendisi benim yapamayacağım bir işi başarıyla yaparak beni tamamlıyor.

Ellyf: Burcu Çetinkaya gibi isimleri ekranlarda çeşitli programlarda hem sunucu hem de konuk olarak çok sık görüyoruz. Senin de böyle çalışmaların var mı ya da olacak mı?

Emre: Konuk olarak programlara katılıyorum fakat sıklığı değişkenlik gösteriyor tabii ki. Özellikle Dünya Şampiyonası’nda yarıştığımız yıllarda oldukça sıklaşmıştı. Ben iş olarak otomotiv sektörünün içinde olmayı tercih ediyorum, o yüzden şu an için program hazırlamak ya da sunuculuk yapmak için ayırdığım bir mesaim yok.

Ellyf:  Müzikle de ilgileniyorsun sanırım, bir enstrüman çalıyor musun?

Emre: Müzikle amatör olarak ilgileniyorum, davul çalmayı seviyorum. Evimde gerçek bir davulu koyabilecek yerim yok o yüzden zaman zaman stüdyo kiralayıp tek başıma ya da arkadaşlarımla biraz müzik yapıp eğleniyoruz..

Ellyf:  Söyleşiyi bitirirken, seni rol model seçen gençlere tavsiye ve önerilerin neler olur?

Emre: Tavsiyem ideallerinden vazgeçmemeleri ve hayatta herşeyin mümkün olabileceğini unutmamaları. Kendilerini yapmak istedikleri şeyler için mental olarak hazırlasınlar ve bunun için fırsat yaratmaya çalışsınlar. Zamanı gelince herşey olur...

1 yorum: