15 Ağustos 2012 Çarşamba

TUNCER TUNÇ

Bundan 30-35 sene önce fotoğraf çektirmek için fotoğraf stüdyolarına gidilirmiş. Meşakkatli bir şekilde elde edilen fotoğraflar da kıymet verilip özenle saklanırmış. Ben doğduktan sonra, artık üşendiklerinden mi bilmem, birkaç yıl kadar fotoğraf stüdyosuna götürmemiş beni annem ve babam. Hasbelkader kalabalık bir ortamda topluca çekilen kareler dışında hayatımın ilk 3 senesine ait fotoğrafım neredeyse yok. Buradan canım anne ve babama selam ederek konuya geleyim :) Teknoloji geçen 30 yılda çılgınca ilerledi ve hemen her türlü elektronik cihaz ile fotoğraf çeker olduk. Artık hayatlarımız sürekli fotoğraflanıyor ancak bu sefer de her an kolayca çekebildiğimiz fotoğraflar bilgisayar ya da taşınır belleklerde kalıyor, kağıda basılmıyor. Korkum o ki, bundan bir 10 sene sonra şu sıralar çekilen fotoğrafların çoğu kaybolup gidecek. Buna rağmen, bu başdöndürücü değişimin güzel sonuçları da yok değil. Birbirinden çeşitli ve kaliteli fotoğraf makineleri sayesinde, meraklıları, her an her yerde inanılmaz kareler yakalayıp, hayatın o AN'ını dondurup sonsuzlaştırabiliyor. Tuncer Tunç da hayatın o AN'larını ölümsüz karelere çeviren bir fotoğrafçı. Gerçekte bir mühendis olan Tuncer Tunç, çalışmalarını geçtiğimiz aylarda Ford Otosan'ın desteğiyle açtığı ilk kişisel sergisinde sundu. Onu tanımayanlar için, fotoğrafçılık merakını konuştuğumuz bir söyleşi yapıp, bol bol fotoğraf kullanarak bu yetenekli fotoğraf sanatçısı adayını sizlerle buluşturmak istedim.

Ellyf: Fotoğraf merakı nereden geliyor? Kaç yıldır fotoğrafçılıkla ilgileniyorsun?

Tuncer: 7 yıldır fotoğrafla uğraşıyorum. Daha önceden böyle bir merakım yoktu ya da ben farkında değildim.  2005 yılında bir kitapçıda Fotoğraf Dergisi’nin Haziran-Temmuz sayısını gördüm, merak edip aldım. İnceledikçe hoşuma gitti; daha fazla bilgi edinme ve fotoğraf çekme  isteği oluştu. Fotoğrafla ilgili yayınları okumaya başladım. Ekipmanımı da ihtiyaçlarım doğrultusunda geliştirmeye çalıştım.



Ellyf: Fotoğrafçılık konusunda herhangi bir eğitim aldın mı?

Tuncer: Herhangi bir eğitim almadım ama Tamer Selçuk, Muzaffer Sütlüoğlu, İsmail Saatçi ve Cem Turgay gibi fotoğrafa gönül vermiş  ağabeylerimin  çok  yardımını gördüm.  Özellikle 2007 yılında Cem Turgay’la tanışmamın  bakış açımın gelişmesine  büyük katkısı oldu. Bununla birlikte Türkiye ve dünyadan, farklı tarzları olan fotoğrafçıların çalışmalarını takip etmeye çalışıyorum. Internet, bilgiye ulaşmada büyük bir araç ama sergi ve albümlerin yerini tutmuyor. Onun için elimden geldiğince sergilere gitmeye ve fotoğraf albümlerini almaya gayret ediyorum.

Ellyf: Kullanmayı tercih ettiğin özel bir makina var mı? Dijital, manuel savaşında hangi taraftasın ?

Tuncer: Kendi karanlık odam olmadığı için dijital makina kullanmak daha avantajlı geliyor. Çünkü çekilen fotoğrafı direkt bilgisayara atıp  Photoshop’ta işleyebiliyorum. Inkjet baskı tekniği de günümüzde çok gelişti. Bu nedenle gerçek fotograf kalitesinde baskılar alınabiliyor. Şu anda DX format dijital gövde(Nikon D90) kullanıyorum. Eğer yeterli meblağı bulabilirsem full frame(FX Format) bir dijital gövde almak istiyorum. Tabi ki lensleri de ona göre yenilemem gerekecek.



Ellyf: Siyah-beyaz fotoğrafları mı renkli fotoğrafları mı daha çok seviyorsun?

Tuncer: Çekeceğim konu ve tonlara  göre değişir. Bazen siyah beyaz uygundur, bazen de renkli. Renkli fotoğrafta  pastel tonları tercih ediyorum.

Ellyf: Çektiğin fotoğraflar üzerinde herhangi bir dijital müdahalen oluyor mu?

Tuncer: Photoshop’ta kontrast  ve ton  düzenlemeleri  yapıyorum.

Ellyf: Fotoğraf çekmek üzere hazırlık yapar mısın yoksa anlık olarak görüp beğendiğin bir kareyi mi fotoğraflarsın?

Tuncer: Her ikisi de.. Bazen kurgusal çalışırım; önceden hazırlık yaparım. Bazen de anlık; ilgimi çeken konuları fotoğraflarım.



Ellyf: Özellikle fotoğraflamayı sevdiğin bir figür, eşya, mekan, tema vs. var mı?

Tuncer: Genelde insanı  anlatan fotoğraflar çekmekten hoşlanıyorum. Grafik öğelerden de yararlanıyorum.

Ellyf: Profesyonel çalışmaların var mı? Bir dergi veya gazete için çekim yaptın mı hiç? Para kazandın mı hiç fotoğraftan?

Tuncer: Dergi ya da gazete için çekim yapmadım ama 2010 yılında Youth Holding’e bağlı Eğitişim Kariyer Enstitüsü’nün  organize ettiği ve Kadir Has Üniversitesi’nde gerçekleştirilen  “CEO’lardan Yönetim Dersleri” isimli 3 haftalık programın fotoğraflarını çektim. Ayrıca yine 2010 yılında  Futuristler Derneği’nin Levent’teki  Microsoft  Binası’nda yapılan “Futurist Shuffle-4” toplantısını görüntüledim.




Ellyf: Instagram vb. siteler sayesinde fotoğraf paylaşma çılgınlığı yaşanıyor. Eline makineyi alan fotoğrafçı, ne düşünüyorsun bu konuda?

Tuncer: Yapılan işlere bakmak lazım. Emek sarfedilmiş, nitelikli fotoğraflar  kendini  belli ediyor.

Ellyf: Ford Otosan desteğiyle Gölcük Vehbi Koç Vakfı Kültür Merkezi'nde kişisel bir sergi açtın, ne gibi tepkiler aldın?

Tuncer: Benim için güzel bir anı oldu. Sergiyi açarken düşüncem kaliteli bir iş çıkarmaktı. İyi fotoğraf-iyi baskı.  Sergiyi gezenlerden aldığım tepkiler olumlu. Onun dışında kaç kişi gezdi; düşünceleri  nedir bilemiyorum. Belki sergi alanına bir defter konulsaydı gelen tepkileri daha sağlıklı ölçme şansım olabilirdi.

Ellyf: Hayatını fotoğrafçı olarak kazanmak ister miydin?

Tuncer: Evet... Yani sipariş almadan, sadece kendi istediğim  fotoğrafı çekebileceğim  maddi  özgürlüğüm olmasını isterdim. Tabii ki bu bir hayal. Bunun için piyangodan yüklü bir para çıkması lazım.



Ellyf: Takip ettiğin fotoğrafçılar var mı?

Tuncer: Türkiye’den Cem Turgay, Nuri Bilge Ceylan, Mehmet Turgut;   yurtdışından ise Sebastiao Salgado, Nikos Ekonomopoulos,  Christina Garcia Rodero, Anders Petersen ve Steve Mccurry. Bu saydığım kişiler iyi işler çıkarmış olan ve bundan sonra da çıkaracağını umut ettiğim fotoğrafçılar. Bir de Ara Güler, Josef Koudelka, Marc Riboud, Jean Loup Sieff, Robert Doisneau,  Andre Kertesz, Alfred Eisenstaedt ve Eugene Smith gibi  efsaneler var. Fotoğraflarının çoğu beynime kazınmıştır;  yine de ara ara bakarım.

Ellyf: Bazı ünlü fotoğraf kareleri vardır, mesela “Afgan Kızı”... Seni çok etkileyen bir fotoğraf karesi ve fotoğrafçı var mı desem?

Tuncer: Alfred Eisenstaed’in 1963 yılında Paris’te bir kukla gösterisi sırasında çektiği fotoğraf beni çok etkilemiştir. Gösteriyi seyreden çocuklardan herbirinin farklı tepki vermesi ve fotoğrafçının bütün bu ifadeleri tek kareye sığdırması tam bir ustalık işi.



Ellyf: Sanat çok geniş bir kavram, Fotoğrafçılık da bir sanat olarak kabul görüyor. Kimilerine göreyse varolanı bir cihaz ile sabitlemek sanat değil, ne düşünüyorsun bu konuda?

Tuncer: Bu konuda yorum yapacak kadar kendimi kıdemli görmüyorum;  gerekli yorumlar işin ustaları tarafından zaten yapılıyor. Benim için önemli olan daha çok fotoğraf çekebilmek ve geriye nitelikli fotoğraflar bırakabilmek.

Ellyf: Fotoğrafçılığa ilgi duyanlara tavsiyelerini istesem?

Tuncer: Tesadüflere karşı duyarlı olmak ve ne istediğini çok iyi bilmek gerek. Bunun için donanımlı olmak yani sanatın diğer disiplinlerini (resim, müzik, edebiyat, sinema, vs.) de mümkün olduğu kadar takip etmek, Türkiye  ve  dünya  fotoğraf örneklerini  incelemek(internetle yetinmeyip imkanlar ölçüsünde sergilere gitmek, albümler almak), teknik bilgiyi arttırıcı yayınları okumak ve mümkünse workshoplara katılmak gerekiyor. Bu yazdıklarım tavsiyeden ziyade benim de uygulamaya çalıştığım prensipler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder