21 Temmuz 2012 Cumartesi

TÜLAY GÜRLER

Herkes şarkı söyler ama çok az insan güzel söyler. Tülay Gürler güzel söyleyenlerden. Kurduğu orkestra ile çeşitli organizasyonlarda sahne alıyor ve belli ki dinleyenleri çok eğlendiriyor. Bıcır bıcır konuşan, hayat dolu bir kadın o, bu yönüyle eğlence sektörü için doğru bir isim. Şarkıcılar genelde albüm çıkardıktan sonra söyleşi verirken bu defa tam tersi oldu. Tülay çalışmalarına başlayacağı albümü öncesinde müziğe başlama hikayesini ve yapmayı hayal ettiklerini Söyleşi Günlüğü’ne anlattı. Onun hikayesi de, blogtaki diğer pek çok isim gibi, hayal edileni gerçekleştirmek için ısrar etmek gerektiğinin bir kanıtı.

Ellyf: Nereden mezunsun, nasıl başladın müziğe?
Tülay: İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunuyum ama kendimi bildim bileli bu işlerin içerisindeyim. Annem solistmiş zamanında, Samsun Musiki Cemiyeti’nde çalışmaları olmuş. Sonrası tipik Türk ailesi hikayesi; Ankara Radyosu’nun sınavını kazanıyor ama anneannem kağıtları saklıyor, annem de gidemiyor. Sonra babamla evleniyorlar ve solistlik geride kalıyor.
Ellyf: Senin müziğe ilgi duymanda belli ki annenin rolü büyük. İktisat okumuşsun ama konservatuvar okuman için yönlendirdi mi hiç annen?
Tülay: Hiç öyle birşey olmadı. Babam ciddi şekilde bu işlere karşıydı mesela hiç dinlemedi beni sahnede. Annem de sahnede canlı  dinlemedi ama bazı şarkı kayıtlarımı dinledi. Müzik onlar için net olmayan, belirsiz bir iş, insan meslek edinecekse mimar, mühendis, avukat falan olmalı. En büyük pişmanlığım da konservatuvar okuyamamış olmaktır zaten.
Ellyf: Nasıl bu kadar müziğin içine girdin o halde?
Tülay: Samsun Anadolu Lisesi mezunuyum ben. Okulun 8 Aralık kuruluş yıldönümlerinde grupların müzik yaptığı bir gelenek vardı. Orada izlediklerime özendim ve ben de şarkı söylemeye başladım. Gördüm ki yapabiliyorum bu işi, devam ettim.
Ellyf: Eşin de müzisyen, onun sayesinde daha da yakından ilgileniyorsun sanırım müzikle?
Tülay: Eşim konservatuvarlı, İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı mezunu. Ama onunla çalışmaya başlamadan öncesinde üniversitede ve bazı gruplarda solistlik yaptım. Üniversite bittikten sonra çalışmaya başladım ve yine şarkı söyleyeceğim bir grup arıyordum. Eski işyerimden bir arkadaşım ki şimdi eltim olur, erkek arkadaşımın ağabeyi bir solist arıyor git bir görüş istersen dedi. O şekilde tanıştık eşimle 2005’te.  Bir süre hem beraber hem ayrı ayrı işler yaptık,  sonrasında da evlendik zaten.
Ellyf: Yapmaya çalıştığınız şey profesyonel olarak müzikten para kazanmak mıydı?
Tülay: Tam olarak öyleydi, hatta Temmuz sonrasında bir albüm kaydı için stüdyoya giriyor olacağız.
Ellyf: Henüz albüm yapmamışsın ama bir klibiniz var.
Tülay: O bir albüm değil sadece tek şarkılık bir kayıt. Grubun adı Ref, parça da Zindan. Bir arkadaşımız var, zor bir dönemden geçti, ardından kendini tasavvufa verdi. O sırada bir takım besteler yapmış, bu da o bestelerden biri. Eşim Timur aranjmanını yaptı, ben şarkıyı söyledim, bir de klip çektik, tam imece usulü yapılmış bir iş. Şarkı pop-rock ama sözler tasavvuftan esinlenerek yazıldığı için daha derin.
Ellyf: Klip sadece internette mi yayınlandı, bir tanıtım yaptınız mı?
Tülay: Tanıtım yapmak istedik ama yoğunluk nedeniyle yapamadık. Şu anda sadece internette yayınlanmış durumda.
Ellyf: Albüm çalışmalarından söz ettin, nasıl bir albüm olacak?
Tülay: Pop bir albüm düşünüyoruz, maxi-single olacak. Besteler bize ait, aranjmanları eşim yapacak. 5-6 parça diye düşünüyoruz. Hızlı ve verimli şekilde çalışırsak, Aralık gibi hazır olabilir.
Ellyf: Neden bugüne kadar albüm yapmadınız peki?
Tülay: İş hayatının yoğunluğu, bütçe ayıramamak gibi nedenlerle bugüne kadar sarktı.
Ellyf: Eşinin bir kayıt stüdyosu var, o kısım tamam. Peki albümün basılması, dağıtımı gibi konularda çalışacağınız şirket belli mi?
Tülay: Maalesef belli değil işin zor kısmı da o zaten.
Ellyf: Sen aslında kurumsal bir firmada çalışıyorsun ama bir de orkestran var, özel günlerde sahne alıyorsunuz...
Tülay: Evet iş yoğunluğundan dönem dönem sekteye uğrasa da sahne almaya çalışıyoruz. Buna dönem dönem piyasada meydana gelen hareketsizliği de ekleyebiliriz.
Ellyf: Bu orkestralar arasında en bilineni Enbe Orkestrası sanırım. Enbe popüler isimlerle albümler yapıyor, senin de bu şekilde bir çalışman olacak mı?
Tülay: Yok, ben düşünmüyorum. Albüm solo olacak, orkestrada da solist olarak ben varım, diğer türlüsünü çok da istemem.
Ellyf: Profesyonel olarak herhangi bir soliste vokal yaptığın oldu mu?
Tülay: Maalesef olmadı. İsterdim oysaki, çok güzel bir deneyim olabilirdi.
Ellyf: Şan dersi alıyormuşsun.
Tülay: Timur Selçuk’tan şan dersleri alıyorum 2 yıldır.
Ellyf: Bir şehir efsanesi vardır: Ajda Pekkan şan eğitimi aldıktan sonra eskisi kadar iyi şarkı söyleyemediğini düşünüp şan eğitimini bırakmış diye, doğru mudur bilemem. Sende şan eğitiminin nasıl bir etkisi oldu?
Tülay: Şan dersinde aslında nasıl şarkı söylenir ile beraber en güzel en doğru ses rengini ve olması gereken ses aralığını buluyorsun. Ben memnunum bu açıdan. Şarkı söylerken aslolan birilerinin seni dinlediğinde şarkının onların ruhuna dokunup dokunmadığıdır. Ses renginin güzel ve özel olması işi kolaylaştırır. Çok geniş aralıkta şarkı söyleyemiyor olabilir insanlar ama doğru ses rengini kullanınca zaten kulağa daha çok hitap ediyor. Bir de şu var, ben Samsunluyum, “e” harfini açık kullanmaktan muzdariptim. Şan derslerinin bu durum üzerinde de çok etkisi oldu, daha doğru kullanıyorum artık.
Ellyf: Popüler olmak, ünlü olmak gibi bir isteğin var mı?
Tülay: İsterim tabii, sahneye çıkan insanlarda bir şovenizm ve teşhircilik ruhu vardır zaten.
Ellyf: Şu anda sahneye çıkıyorsun bu da aynı tatmini sağlamıyor mu?
Tülay: Bir anlamda sağlıyor ama şu anda insanları eğlendirmek adına sevmediğin şarkıları da söyleyebiliyorsun. Hayalim sadece kendi şarkılarımı söyleyebileceğim şekilde sahne almak, o çok daha keyifli olacak.

3 Temmuz 2012 Salı

DİLŞAD ÇELEBİ


Son dönemin yıldızı parlayan oyuncularından Dilşad Çelebi, Söyleşi Günlüğü'nün yeni konuğu. İnternet gazeteciliğinin en çok sevdiği ve hakkında fotogaleriler yaptığı, makyajsız fotoğrafları tanınmayan ünlülerden değil kendisi. Söyleşiye de uzun ve koşuşturmalı bir günün sonunda makyajsız geldi, bakınız fotolar. Sonuç olarak şunu söyleyebilirim; kız güzel azizim! Üstelik yetenekli ve de başarılı bir akademik geçmişe sahip. Arkadaşımın arkadaşı arkadaşımdır felsefesinden yola çıkıp kendisiyle söyleşmek istediğimde sağolsun kırmadı. Pek çok reklam filmi ve Gönülçelen, Seni Bana Yazmışlar gibi dizilerden tanıyoruz kendisini. Geçtiğimiz haftalarda da Yalan Dünya'ya konuk oldu. İşte karşınızda gelecek yılların fenomeni olacak oyuncu...


Ellyf: Şu anda oyunculuk yapsan da aslında akademik kariyerin çok farklı. Fen Lisesi mezunusun, sonra üniversitede Bilgisayar Bilimleri okumuşsun, şimdi de  İşletme yükseklisansı yapıyorsun. Bu kadar okulun arasında oyunculuk nasıl başladı?
Dilşad: Fen lisesi mezunu olduğum için üniversitede mecburen sayısal tercih yaptım. İlk yıllarımda okulu bırakmak istedim. O dönemde bir ara reklam yazarlığı yaptım, çizgi film yazdım ama sonra yine de Bilgisayar Bilimleri’ni bitirmeye karar verdim. Bu arada okulun son yılında Gaye Sökmen Ajans’a kaydoldum ve ajans sayesinde bir reklam filminde oynadım, ardından da dizi teklifi geldi.
Ellyf: Oyunculuk eğitimi aldın mı?
Dilşad: Konservatuvar eğitimim yok ama Laçin Ceylan’dan oyunculuk üzerine özel ders aldım.
Ellyf: Derdest, Kapadokya Düşleri, Alayına İsyan, Gönülçelen, Seni Bana Yazmışlar gibi pek çok dizide oynadın. Son olarak da geçtiğimiz günlerde Yalan Dünya’da konuk oyuncu olarak yeraldın. Yeni   projeler var mı?
Dilşad: Aslında bir dizi olacaktı ama aynı dönemde de Küba seyahati sözkonusu oldu. Küba mı dizi mi deyince Küba ağır bastı. Castro öldü ölecek, bu fırsat kaçmaz dedim ve Küba’ya gittim.
Ellyf: Son uzun soluklu projen Seni Bana Yazmışlar’da Cemal Hünal, Yeliz Kuvancı ve Ali İl gibi son dönemin genç ve yetenekli oyuncularıyla oynadın. Nasıldı set ortamınız, dizi beklenenden kısa sürdü?
Dilşad: Başlarda set ortamımız çok keyifliydi ve dizinin reytingleri de gayet güzeldi aslında. O dönemde babamı kaybettim ve bu nedenle bir kopukluk yaşadım. 10 bölüm sonunda diziyle ilgili de bazı terslikler çıkınca planlanandan kısa sürdü.
Ellyf: Reklam oyunculuğunu mu, dizi oyunculuğunu mu daha çok seviyorsun?
Dilşad: Reklam oyunculuğunu daha çok seviyorum. Dizide her haftaya 90 dakika yetiştime sıkıntısı olduğu için, 15 gün hiç repo vermeden, günde 3 saat uykuyla çalıştığımı biliyorum. Bu süre zarfında sürekli çalışmasan da sahnenin gelmeni bekliyorsun. Dizide yetiştirme kaygısı olduğu için ister istemez içine sinmeyen sahneler olabiliyor. Reklamda ise  bir sahne üzerinde yeterli tekrar yapma şansın oluyor.
Ellyf: Diziler tanınma konusunda daha mı çok yardımcı oluyor?
Dilşad: Dizilerde oynamak kesinlikle tanınırlığın artmasına daha çok katkı sağlıyor.
Ellyf: Tanınırlık demişken, normalde kıvırcık saçlısın ama dizilerde genelde düz kullanıyorsun. İnsanlar seni yolda tanıyorlar mı?
Dilşad: Saçlar nedeniyle çok tanımıyorlar aslında ve benim de işime geliyor çünkü ben vapurda, orada burada çok rahat dolaşan biriyim.
Ellyf: Gönülçelen’de ve Seni Bana Yazmışlar’da izleyicinin kötü olarak kabul ettiği karakterleri oynadın. Bir kere kötüyü oynayınca hep öyle mi devam ediyor?
Dilşad: Gönülçelen’de dizinin başında intihar eden kızı, devam eden bölümlerde ise o kızın intikam almaya gelen ikizini oynadım. Bahar karakteri baya baya ruh hastasıydı hatta... Yapımcılar da bir defa o rolü sana yakıştırınca genelde o yönde teklifler geliyor. Seni Bana Yazmışlar’da kötüden ziyade biraz saf bir karakteri oynuyordum.
Ellyf: Diziler devam ederken oyuncular set ortamını ballandıra ballandıra anlatıyor. Dizi bitince ne oluyor o sıkı fıkı ilişkilere?
Dilşad: Benim arkadaşlıklarım genelde kamera arkasındakilerle devam ediyor. Seni Bana Yazmışlar’da set çok iyi başlamıştı ama sonlara doğru benim özel durumların yüzünden koptuk biraz.
Ellyf: Şu andaki dizilerden olmak istediğin bir karakter var mı ya da oynamayı hayal ettiğin bir rol?
Dilşad: Şu sıralar Muhteşem Yüzyıl’da Mihrimah Sultan’ın büyümüş halini oynamak isterdim ama o rolün de talibi çok. Onun dışında Hakan Günday’ın eserleri çekilirse, orada oynamak isterim. İzledikten sonra keşke ben de bir parçası olsaydım dediğim pek çok film var.
Ellyf: Sinema filmi konusunda iş kovalıyor musun iş mi sana geliyor?
Dilşad: Aslında iş kovalamıyorum, birkaç film teklifini de reddettim çünkü senaryo içime sinsin isiyorum. Tabii şimdi sen; “reklamda, dizide oynuyorsun da bunu mu beğenmiyorsun?” diyebilirsin ama sinema benim için ayrı bir kulvar.
Ellyf: Klasik bir soru olsa da sormadan geçemeyeceğim, kuralların var mı oyunculukta?
Dilşad: Yok, aksine kaliteli bir proje, içime sinen bir sinema filmi olduğu sürece rahatım. Anneme sorsan vardır tabii... Dizide bu tür bir sahnede oynamam ama. Diziler her an evlerin içinde olduğu için tercih etmem.
Ellyf: Hep merak ederim; oyuncular bir yerlerde oynamadıkları, çalışmadıkları zaman nasıl geçinirler? 2-3 yıl ortadan kaybolurlar ya...
Dilşad: Çalıştığımız dönemlerde tatmin edici paralar kazanıyoruz. Bu para çalışmadığımız zamanlarda da yetiyor çoğunlukla ama çok uzun sürerse annemden-ablamdan geçiniyorum.
Ellyf: Akademik olarak eğitimini aldığın alanda çalışmayı düşünmüyor musun hiç?
Dilşad: Hayır. Hiç öyle bir isteğim yok.
Ellyf: Söyleşinin başında da çizgi film yazdığından bahsetmiştin...
Dilşad: Çizgi film senaryosu çok naif birşey aslında. 80 bölüm oynadı Star’da. Bilgisayar bölümünden ayrılmak istediğim dönemde Visual Communication Design diye bir bölüme geçmek istedim. O dönemde Ali Murat Erkorkmaz’ın yanında staj gibi çalışmaya başladım. “Bekir Tekir ve Kuyrukları” onun eski çizgi filmiymiş. Tekrar 3D’sini yapıyoruz dediler ve ben de çizgi filmdeki 2 rock star kedinin diyaloglarını yazdım. 
Ellyf: Bir de kitabın çıktı “Şatşat Nereye- Yıldızsız ülke?”. Çocuk kitabı sanırım, nasıl gidiyor satışlar?
Dilşad: Yazmayı seviyorum. Benim büyüklere çocuk kitabı yazmak gibi bir hayalim vardı. Bakarsan başucu kitaplarım da “Alice Harikalar Diyarında” ve “Küçük Prens”’tir. Ben o niyetle yazdım, en kötü ihtimal matbaada bastırırım diyordum, sonra yayınevlerine gönderdim; kabul geldi. Bu yıl Ocak’ta serinin ilk kitabını basmış olduk. 23 Nisan’da da ilk imza günümüzü yaptık.
Ellyf: Seri kaç kitap olacak?
Dilşad: 3 kitap olacak. Şu anda 2. kitabı bitirmek üzereyim. Hatta büyükler için, çocuk kitabı dışında da birşeyler yazmaya başladım.
Ellyf: İnsanlar ilk kitaplarında genelde kendileri üzerinden yazarlar, bu kitapta Dilşad var mı?
Dilşad: Var aslında, ana karakterin Şatşat olduğu düşünülürse... Kitabın genelinde ise ne kadar absürt şeyleri ne kadar normal algıladığımızı anlatmaya çalıştım.
Ellyf: Bulmaca çözmeyi de çok seviyormuşsun.
Dilşad: Evet, bulmacayı severim. ÖSS’ye hazırlanırken kare karalamaca vardı. Onu yaprak yaprak yırtar, dershanede test sonrası çözerdim.
Ellyf: Ablan gerçekte akademisyen olmasına rağmen bir kısa film çekmiş. Ailede bir ilgi var sanırım, sen de oynamış mıydın o filmde?
Dilşad: O dönemde oyunculukla  hiç alakam yoktu, sadece yoldan geçen birini canlandırdım. Ablam aslında Endüstri Mühendisi ama bir dönem İFSAK’ın kurslarına gitmişti. Bazı senaryoları da var ama şu anda aktif olarak bu konuyla uğraşmıyor.
Ellyf: İleride abla-kardeş biriniz yazar, biriniz oynarsınız. Güçlerinizi birleştirip güzel işler çıkartabilirsiniz...
Dilşad: İnşallah. Ben ablamı çok yetenekli buluyorum, o da keyfine birkaç senaryosunu daha çekmek istiyor. Bakalım, güzel olabilir.