3 Mart 2012 Cumartesi

PINAR KARAASLAN

Pınar Karaaslan bir Endüstri Ürünleri Tasarımcısı ama kendini tanımlarken mesleği yerine meslek edinmek istediği şeyi söyleyip "Oyuncuyum" diyor. Oyunculuk adına bugüne kadar önemli işler yapmış, yaşamın kendine dayattıklarını yeteneğiyle birleştirip avantaja dönüştürmeyi bilmiş genç ve güzel bir kadın... Adana, İstanbul ve Malmö'de yoğrulan 27 yıllık hayatına öyle görünüyor ki önümüzdeki yıllarda daha çok şehir katılacak. Neşesini de hüznünü de gizlemeyen, konuşurken anlattıklarını yaşayıp-yaşatarak oyunculuğun hakkını veren bu kıpır kıpır kadınla yollarımız üniversite yıllarında kesişti. Onu tanıma ayrıcalığına siz de sahip olun istedim; hayat hikayesi okumaya değer kişilerle söyleşi yapmak üzere yola çıkmışken ilk konuğum olarak kendisini seçmem haliyle kaçınılmazdı. :)



Ellyf: Anadolu Lisesi mezunusun, Üniversite'de Endüstri Ürünleri Tasarımı okudun, bilinçli bir tercih miydi?


Pınar: Hem evet hem hayır; yani ben aslında konservatuvara gitmek istemiştim ama annemler karşı çıktı. Altın bilezik meselesi... O halde ben de "sadece Endüstri Ürünleri Tasarımı bölümüne girmeye çalışırım, Tasarım kazanamazsam ama konservatuvara giderim anlaştık mı?" dedim. Ama çalışmak için söz de verdim, çalıştım kazandım :D Bolümler içinden aklıma sadece tasarım yatmıştı çünkü, başka bir şey okumam dedim, yani aslında bilinçli bir tercihti ama sanırım ilk tercih değildi.


Ellyf: İTÜ Tasarım olmasa hangi okulun konservatuvarını istiyordun?


Pınar: Mimar Sinan


Ellyf: Bölüm?


Pınar: Tiyatro


Ellyf: Seninle üniversitenin ilk yıllarında tanıştık, çalışkan kız çocuğunun çılgın kıza nasıl dönüştüğüne birebir tanığım...


Pınar: :) İçimde varmış.


Ellyf: Ayrı ayrı düşünürsek; İTÜ, Endüstri Ürünleri Tasarımı okumak seni nasıl değiştirdi?


Pınar: Hmm, aslında bölüm müydü beni değiştiren yoksa İstanbul’a taşınıp yalnız yaşamaya başlayarak kendimi daha da iyi tanımaya başlamam mı bilemiyorum ama kendime daha çok yaklaştım diyebilirim.


Ellyf: Benim gibi mühendislik okusan da bu kadar evrilir miydin sence?


Pınar: Senin çılgın kıza dönüşme dediğin şey aslında inek inek ders çalışmaya devam ettiğim halde, yalnızca kendimle daha barışık bir hale gelip rahatlamamdı sanırım. Evet bence evrilirdim ve bu evrimin nedeni sadece okuduğum bölüm değil geleceğe, değişime olan açıklığım ve merakımdı.


Ellyf: Taşkışla'nın etkisi yok mu yani hiç, tanıdığım neredeyse tüm Taşkışlalılar biraz fazla evrildi. :)


Pınar: Ahahah, o bence kendini bulma sürecinin biraz daha serbest bırakılmış olmasından kaynaklanıyor; hani misal renkler, tasarım, değişim, fikirler içinde kaybolmak ve gerçekten çok da gerçekçi davranmak zorunda bırakılmamak gibi etkenler var arada. On bin çeşidin arasında hangi baharat benim acaba diye deneme yanılmanın rahatlığından. Bir de zaten bu gibi bölümleri seçenlerin biraz kırık olmasından sanırım :D ama bak şunu da söylemeliyim ODTÜ Mimarlik ya da Tasarım vs mezunları bize benzemiyor hiç; olayın bir de İstanbul yüzü var.


Ellyf: İstanbul'da öğrenci olmak farklı diyorsun yani?


Pınar: Sanırım, başka türlüsünü tatmadım aslında karşılaştırma yapamam o anlamda ama gördüğüm kadarıyla evet.


Ellyf: Peki, bir de tiyatro vardı hayatında... Lise yıllarında da uğraşmıştın zaten söyleşinin başında gerçekte konservatuvara gitmek isterdim dedin, İTÜ'de de tiyatro yaptın, hangi kulüptü? Hangi oyunları sahnelemiştiniz?


Pınar: İTÜ Oyuncuları “Sinekler, J.Paul Sartre” ve “Woyzeck, Georg Büchner” benim olduklarım ve bir de Şişli Belediyesi için oynadık; oyunun adı “Doğ Güneşim Doğ”, Ayşe Emel Mesci yönetti.


Ellyf: Woyzeck'teki rolünü ve nasıl çalıştığını hatırlıyorum, oyunda da çok başarılıydın. Doğ Güneşim Doğ bir çocuk oyunuydu sanırım? Nişantaşı'nda galada izlemiştim seni ama oradaki rolünü hatırlamıyorum.


Pınar: Teşekkür ederim :) Evet bir çocuk oyunuydu, Çocuk ve Güneş rollerindeydim zaten 4 çocuktu başrollerdekiler. Güneş rolünü iyi dans ediyorum diye bana vermişti Ayşe Hanım, bizim dansçı arkadaş oyundan çekilince yerini ben doldurdum.


Ellyf: Kaç yerde oynandı bu oyun? Sosyal bir proje miydi? Şişli Belediyesi'nin desteklediği, çocuklar için ücretsiz bir oyun diye anımsıyorum.


Pınar: Evet öyleydi. Şişli Belediyesi bünyesinde çalıştık, Nişantaşı’ndaki Hadi Çaman Tiyatrosu’nda oynamıştık, birkaç Belediye’nin daha sahnesinde çıktık, mahallelerde oynadık, en son da Hacı Bektaş-ı Veli Şenlikleri’nde çıktık Nevşehir’de.


Ellyf: Üniversitede bir değişim programıyla İsveç Malmö'ye gittin, biraz bahseder misin bu süreçten?


Pınar: 4. sınıfa geçtiğim sene gittim değişime. Ben İtalya'ya gitmeyi umuyordum; ilk tercihimde o vardı ama sana İsveç daha uygun diyerek buraya yolladı hocalarım beni. Neye dayanarak öyle düşündüler hala merak ederim! 10 ay burada okudum, ilk dönem dersler hafif geldi diye ikinci döneminde master derslerine girdim. Bölümüm de Etkileşim Tasarımıydı, Ürün değil.


Ellyf: Adanalı bir kızı İsveç'e yollamak da ironik biraz... :)


Pınar: Ahahha, evet ilginç hele bir de sana daha uygun demeleri! :)


Ellyf: Sonrasında okulu bitirmek için Türkiye'ye döndün, okul bittikten sonra bir tasarım ofisinde çalıştın?


Pınar: Okurken başladım çalışmaya, toplamda 10 ay çalıştım İstanbul’da.


Ellyf: Ardından topladın tası tarağı İsveç'e döndün, zor bir karar oldu mu?


Pınar: Aslında benim hayatımda karar alması zor olmuyor pek. :) Karar zor değildi de uygulama kısmı meşakkatli oldu. Benim vizem özel bir vizeydi erkek arkadaşımdan dolayı o nedenle yaklaşık bir 6 ay aldı cevap gelmesi ama bu kısımlar değil, taşınmak da değil, asıl zihnen taşınma biraz meşakkatli; kültürler arası bir tuşla geciş yapma durumu.


Ellyf: Ki sen farklı kültürlere kolay adapte olabilen birisin.


Pınar: Orası öyle... Misal değişim programı sonrasında 4 ay bir staj nedeniyle Belçika'da yaşadığımda her şey daha kolaydı ama evi taşımak beynen cok da kolay değil gibi. Eğer ki kurulu bir düzene gitmiyorsan; ben bavulumla buraya geldim o kadar; iş yok, dili bilmiyorum vs. ki iş çok önemli bir detay.

Ellyf: İsveç'e yerleştikten sonra da tiyatro yaptın, nasıl dahil oldun İsveç'teki topluluğa?


Pınar: İsveçce bilmedigim o zamanlarda, ki bu ilk ayım oluyor burada :), üniversitede İngilizce tiyatro yapıldığını öğrendim. "Ben oyuncuyum, profesyonel olarak da çalıştım, oynayacak grup ya da piyes arıyorum." dedim, "Bizim öğretmene ihtiyacımız var aslında ne kadar profesyonelsin?" dedi, Adam :D Sonra da öğretmenliğe başladım zaten. Ardından seçmelere katıldım. Girdiğim ilk seçmede başrol kaptım. Oyun İngilizce; Eric Bogosian'dan Suburbia. Sooze karakterini oynadım ki bu benim için dönüm noktalarından biridir oyunculuk anlamında.


Ellyf: Devamı geldi tiyatronun, geçen yaz da bir oyuna çalışıyordunuz, kaç oyun oldu toplamda?

Pınar: 4 oyunda oynadım; 2 İngilizce, 2 İsveçce olmak üzere. 2 kısa film ve 1 de TV dizisi var.

Ellyf: Kısa filmlerden bahsedelim biraz Short Film #21’i biliyorum, diğeri nedir?


Pınar: #21 benim ilk kısa filmim buradaki sonrasında Coasts adinda bir kısada daha oynadım. Oyuncuya ihtiyaç olunca yönetmen arkadaşlar arıyorlar. #21 şimdi dünyayı geziyor; Florida'da en iyi kısa seçildi ve en iyi yönetmen ödülünü aldı.

Ellyf: Türkiye'ye gelecek mi #21 herhangi bir festival kapsamında?


Pınar: Başvuramadık maalesef Türkiye için ama umuyorum gelir.

Ellyf: TV dizisinden bahseder misin biraz da?


Pınar: Çocuklar icin bir TV programıydı o “Piraterna” yani “The Pirates” orada acımasız bir korsanı oynadım. Toplamda 10 bölümlük, çocukların da içinde olduğu bir programdı, ben 5 bölümünde vardım, her sene yenisi çekiliyor. İlginç bir konsept; tüm İsveç'ten 8 çocuk seçiyorlar sonra onlara herhangi bir senaryo vermeden oyuncularla dolu bir korsan adasında maceralara sürüklüyorlar, çok hoştu: çocuklar icin tabii :)


Ellyf: Türkiye'de yapılan dizileri takip ediyor musun? Buraya dönüp burada da tiyatro ya da dizi-film yapmak gibi planların var mı?


Pınar: Çok dizi izlemiyorum aslında buradayken, elimden geldiğince takip etmeye çalısıyorum ama tabii ki gündemi. Türkiye'de oyunculuk yapmayı gerçekten çok isterim çünkü bütün duygular paketler halinde içimde :)

Ellyf: Klasik bir sorudur ama kamera karşısına birlikte geçmek istediğin oyuncular kimler ya da filminde oynamak istediğin yönetmen?


Pınar: Darren Aronofsky yönetmen olarak ve Meryl Streep ve Benicio Del Toro, Almodovar'ın yeri de apayrıdır tabii demeden geçemeyeceğim, Türkiye'den Nuri Bilge Ceylan.

Ellyf: Bakarsın bloğu okur ulaşırlar sana, menajerliğini yaparım seve seve :)))


Pınar: Pek bir memnun olurum :D Oyuncu olarak kimseyi düşünemiyorum ama şu an yani beğendiğim isimlerin çoğu eskilerden: Müşfik Kenter mesela...

Ellyf: Şu anda İsveç'te grafik tasarımı konusunda çalışıyorsun, önümüzdeki 5 yıl için neler planlıyorsun? Hangi alanda ilerlemek istiyorsun, hangi ülkede yaşamak?

Pınar: En geç Ağustos ayında Amsterdam'a taşınmış olacağım mesela. İş yerinden teklif geldi, kabul ettim. Sonrasında biraz daha gezerim gibi daha yerleşik hayata geçesim yok sanırım her ne kadar kedilerim olsa da :D

Ellyf: Kedilerini de götürecek misin?



Pınar: Tabii ki, onlar benim ailem.


Ellyf: Söyleşiyi bitirirken söylemek-eklemek istediğin birşey var mı?

Pınar: Benimle söyleşi yapmak istemen gururumu okşadı önce onu söyleyeyim, eminim harika bir blog olacak, zevkle de takip edip yeni karakterler tanıyacağız sayende. Heyecanla bekliyorum :) Belki önümüzdeki aylar ya da yıllarda bir söyleşi daha yaparız, ilginç olur gelişmeleri takip etmesi...



*Pınar'ın kedileri Peps ve Kosta ile Short Film #21 dışındaki kareler Elin Kurtsdotter tarafından fotoğraflanmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder