26 Mart 2012 Pazartesi

SAİT BİLGİN


Sait Bilgin benim için üniversite yıllarında tanıdığım ancak nasıl tanıştığımızı bir türlü hatırlamadığım :) eski bir dost. Üstelik, aradan yıllar geçmesine ve bu süre zarfında sadece birkaç defa hal hatır soracak şekilde görüşmemize rağmen; ona ulaşıp blogtan bahsedince söyleşi teklifimi tereddüt etmeden kabul edecek kadar iyi bir dost. Çoğumuzun günlük haberleri taradığı f5haber.com sitesinin kurucusu ve bundan sonra lezzetli yemek tarifleri için başvuracağımız adres olan tencere.tv'nin ise kurucu ortağı. Yıllar boyunca f5haber.com'un nasıl geliştiğine şahit olmuş biri olarak , en önce internet ve medya hakkında kendi merakımı gidermek için yaptım bu söyleşiyi. Sait'i ve yaptığı diğer güzel işleri size tanıtmak da bahanesi oldu...



Ellyf: Seni tandığımda Habertürk’te çalışıyordun, nasıl geldin bugünlere?

Sait: Yıldız Teknik Üniversitesi, Bilgisayar Mühendisliği mezunuyum. Üniversiteden sonra kendi şirketimizi kurmuştuk birkaç arkadaş; kısa süren başarısız bir deneyimdi, henüz çok acemiydik, şimdi bakınca cahil cesaretiymiş diyorum.

Ellyf: Ne üzerineydi şirket, yazılım mı?



Sait: Yazılımdı, evet... Habertürk dışarıdan iş yaptığım yerlerden biriydi, Habertürk’e turizm portalı hazırlamıştık o dönem.

Ellyf: Ne kadar sürdü o macera?

Sait: 1 yıla yakın, sonrasında işler yolunda gitmeyince bir hayal kırıklığıyla birlikte Habertürk’ün teklifini kabul ettim. Benim için gerçek okul da orada başladı zaten.

Ellyf: Neden yolunda gitmedi işler?

Sait: İşler yolunda gitmedi çünkü ekip buna inanmıyordu ve ben kendi doğrularım üzerine gitmedim; tavsiye edilenlerle hareket ettim. O dönem yanlış olan benim doğru sandıklarım da olabilirdi ama dediğim gibi acemilik vardı, mezun bile olmamıştım, ona rağmen Beşiktaş Barbaros Bulvarı’nda güzel bir ofis kiralamıştık. Kısmet değilmiş, devam edemedi.

Ellyf: Habertürk’teki görevin neydi, kaç yıl çalıştın orada, şu anda neler yapıyorsun?

Sait: Habertürk’te Bilgi İşlem Müdürü olarak çalıştım, ana görev alanım
haberturk.com’du. Aradan askerliği çıkarırsam 3 yıl kadar kadrolu çalıştım Habertürk’te, öncesinde bir yıl da dışarıdan işler yaptım. Sonrasında Habertürk'ten İpek Medya Grubu'na transfer oldum, ilk geçişteki pozisyon "İnternet Yayın Müdürü" idi, sonrasında yeni şirketleşmeyle birlikte "İş Geliştirme ve Yazılım Müdürü" oldum, 3.5 yıla yaklaşıyor. Görev alanım da gruba ait Bugün ve Kanaltürk markalarına projeler üretmek, alt portallar oluşturmak.

Ellyf: Kaç mezunusun?

Sait: 2004 mezunuyum, 1 yıl uzattım okulu. 4 yıl pek bir şey yapmayıp sonuncu yıl hem tüm dersleri geçtim hem daha önce yapılmamış bir bitirme projesini yaptım hem de iş hayatına girdim.




Ellyf: Yapılmamış proje f5haber.com’mu yoksa?

Sait: Evet

Ellyf: Daha önce yapılmamış bir proje dedin, diğer haber sitelerinden farklı olan neydi?

Sait: f5haber.com’da temel mantık şu şekildeydi; hedef gösterilen yerlerde belirlenen içeriklerden güncel olanları anında yakalayıp toplama üzerine kurulu bir sistemdi. Aslında haber amaçlı değildi, ben o dönem
neredeucuz.com isminde bir site yapmak istiyordum, amaç buydu fakat ne böyle bir sistem vardı, ne de güncel fiyatları olan ve bunları bir yerlerde toplamak için biraraya gelmek isteyen siteler vardı. Hayatımın en büyük hatalarından biri de bu işte ısrar etmeyerek ihtiyaç olan bir başka sektör için f5haber.com’u yapmak oldu. neredeucuz.com yapılsaydı şu an çok daha farklı bir yerde konumlandırabilirdim kendimi.

Ellyf: neredeucuz.com’un domaini sende mi?

Sait: O apayrı bir hikaye ama sonuçta bende değil, sonrasında haber amaçlı olarak f5haber.com fikri doğdu.

Ellyf: Peki RSS'ten farkı neydi f5haber.com’un?

Sait: Öncelikle o dönem birçok sitede RSS yoktu, buradan başlayalım. RSS ile size bilgisini sağlayan kaynaklardan beslenerek bu işi yapmak çok kolay. RSS yaygın olmadığı için mecburen kendi sistem robotlarımı yazmak zorunda kaldım. Benim sistemim şu şekilde çalışıyordu; bir siteye kullanıcı gibi giriyor, o sitede gireceği belli başlı noktaları buluyor, buradaki haberleri tespit ediyor ve sistemine daha önceden almadığı yeni bir haber gelmiş ise ikinci aşamaya geçiyor. Bu sefer haber sayfasına bir kullanıcı gibi girip kendisi için gerekli bilgileri topluyordu. f5haber.com'da tüm haberlerin, yazıların metin halleri de saklıdır ancak yayınlanmaz, kullanıcı kaynağa yönlendirilir, elbette legal kalmak kaydıyla ve yayıncıların rızasını alarak.

Ellyf: Şu anda ne durumda f5haber.com?

Sait: Belli bir varolma mücadelesinin ardından sektörde çok sevildi site, bir çok internet sitesi editörü gündemi f5haber.com'dan takip ediyor. Site sahipleri veya yayın yönetmenleri F5'i ayrıca seviyor ve destek veriyor çünkü hem medyanın sürekli bulunduğu bir yerde sizin haberleriniz de var göz önündesiniz, yaptığınız şey rakiplerinizin de gözü önünde, hem sistem size ziyaretçi gönderiyor hem de Google gibi arama motorlarında çok daha çabuk indeksleniyorsunuz. Bu durumda şu anda bir kaç istisna hariç Türkiye'de en büyük medya grupları bile F5'e özel haber metinleri dahil olmak üzere xml yayınlıyorlar, bu da F5'in işlerini çok kolaylaştırmaya başladı.

Ellyf: Günlük tıklanma sayısı nedir?

Sait: Ortalamada 100 bin civarı ziyaretçi alıyoruz, 500 bine yakın da sayfa açılıyor sitede.

Ellyf: Güzel rakam! Büyük gazetelerin tıklanma oranlarıyla kıyaslarsan?

Sait: Bazılarının çok gerisinde, bazılarıyla da yarışıyor diyebiliriz. Uygun kelime değil aslında yarış, çünkü sonsuz döngü var o işte. F5'in ziyaretçi sayısı ne kadar artarsa diğer sitelere de o kadar fazla kişi gitmeye başlayacak birlikte büyüyeceğiz. Diğer taraftan F5 şu an 200-300 bin de olabilirdi daha fazlası da ancak benim dünya görüşüm doğrultusunda gittiği için bu sayılar geriden geliyor. F5'te bir çok filtre vardır, her haberi almayız; sadece +18 den bahsetmiyorum, “flaş flaş” diye başlayan, kullanıcıyı yanıltan haberler dahil filtreler koyduk.





Ellyf: Bu steril duruş hoşuma gitti, ben de bu tür içerikleri soracaktım...

Sait: Sadece tiraj olsun diye yapılan haberleri mümkün mertebe eliyoruz: "Flaş! Askeri uçak düştü" başlığıyla sisteme giren ama tıklayınca Çin'in bilmem ne bölgesindeki olayı anlatan bir haber varsa bunu anında siliyoruz sistemden, +18 içerik de aynı şekilde. Bu da sizi ister istemez arama motorlarında ve kullanıcı nezdinde geriye itiyor, sadece haber ile ilgilenenleri kitlenize dahil ediyorsunuz.

Ellyf: Nasıl oluyor bu kontrol?

Sait: Kontrol çok büyük ölçüde otomatik, ben de bir medya çalışanı olduğum için geri kalanı yakalamak benim için çok zor olmuyor çünkü zaten işimiz gereği sürekli gündemi takip ediyoruz.

Ellyf: Senin dışında çalışan var mı f5haber.com için?

Sait: Geçtiğimiz birkaç ay kendi haberlerimizi girmek istedim, özel bir haber alanı için bir editör arkadaşımız ile çalışmaya başladık sonra istediğim hızı yakalayamayınca o işi erteledik ve ben tek kaldım.

Ellyf: Kaç yıldır var f5haber.com?

Sait: Aslında 8 yıldır yayında ama çok amatör de olsa site denebilir bir hale geleli 6 yıl oldu sanırım. Tek sorun şu oldu, hiç tam zamanlı vakit ayıramadım ve işler yavaş gelişti.

Ellyf: f5haber.com’u ilk yaptığında büyük haber sitelerinden tepki aldın mı?

Sait: Siteyi ilk yaptığımda tepki veren belli başlı siteler vardı, o siteleri anında sistemden çıkardım çünkü diğer türlü illegal duruma düşüyorsunuz. Aynı siteler sonraki dönemde F5'e girebilmek için çok çaba sarf ettiler ancak hala giremediler :)

Ellyf: Siteleri f5haber.com’a eklerken izin alman gerekiyor mu?

Sait: Tam tersi... İzin verilen siteler F5'e girebiliyor; siteler başvuruyor, biz uygun gördüklerimizle iş ortaklığı şeklinde veya ücretli olarak çalışıyoruz. Şirket olarak fatura kestiğimiz gerçekten büyük siteler var.

Ellyf: Şu anda böyle ama en başta nasıldı?

Sait: Hayır izin isteme gibi bir durum hiç olmadı.

Ellyf: Başından beri fatura kesiyor muydunuz peki?

Sait: Elbette hayır, siz bir işe başlarsınız, tutarsa fizzy olursunuz yeter ki yaptığınız iş düzgün olsun.

Ellyf: Nasıl duyuldu f5haber.com, insanlar nasıl keşfetti siteyi?

Sait: Emin ol bu kısmı ben de bilmiyorum, sanırım Google'ın etkisi büyük. Medya çalışanları çok kullanıyor siteyi bu da ister istemez kullanımı yayıyor, bir de sitesine F5'in haberlerini ekleyen ciddi siteler var.

Ellyf: Reklam gelirin ne durumda?

Sait: Maalesef en sıkıntılı konulardan birisi reklam F5 için, mutlaka o işin başında olmanız gerekiyor yoksa ajanslar nezdinde besin zincirinin en alt halkası oluyorsunuz. Son dönemlerde sırf bu duruma tepkimden dolayı Google reklamları kullanıyorum sadece.

Ellyf: Zincirin en altında olma konusunu biraz açar mısın?

Sait: Bu F5'e özel bir durum değil genel bir yapı. Söyleşi Günlüğü blogunun günde 20 bin takipçisi olduğunu düşün artık reklam alabilirim diye düşünürsün ne de olsa niş bir iş, spesifik bir alandasın ve reklam almalısın... Ama networkler çok fazla trafikle uğraştığı için senin mevcut trafiğin onlar için önemli olmuyor. Biraz daha açmak için şu örneği vereyim, özel yapılmış, produksiyon ile üretilmiş sayfadaki reklam görüntülenmesi,
xgazete.com sitesinde bin yıllık x bir ünlünün birkaç yüz resimlik çok özel pozlarının sayfa görüntülenmesi aynı fiyattan satılabiliyor. Hatta xgazete.com bilindik bir marka ise sizden kat kat fazla bir rakam alabiliyor. Birisi niş bir iş, diğeri ise çöplük fakat reklam ajansı nezdinde aynı şey. Bu birinci aşaması bir de diğer tarafı var, senin çalışacağın ajansın sana ödediği rakam belki de o reklamı veren kişinin ödediği rakamın 10%'u olabiliyor. Herkes komisyonunu ala ala geriye sana bir kuş kalabiliyor. :)



Ellyf: Gelelim tencere.tv'ye, nereden çıktı bu fikir?

Sait: Yemek konusunu seviyorum. Yemek yemek, yemek yapmak her zaman keyifli oldu benim için, aileden gelen bir şey sanırım... Bu konuda benzeştiğim bir arkadaşımla kahve içerken aklımıza geldi ve sonraki anneler gününde siteyi açtık.

Ellyf: Ne zaman açıldı tencere.tv? Neden anneler gününde bir de?

Sait: Geçen yıl yapalım dedik, anneler gününde açtık, 8 mayıstı sanırım. tencere.tv'nin ana hedef kitlesi annelerdi bizim için ve anneler gününde açtık. Özellikle çalışan anneler için hayat kurtarıcı oldu tencere.tv.




Ellyf: tencere.tv'deki tarifler, çekim, seslendirmeler nasıl yapılıyor?

Sait: Fikrin oluştuğu ana dönelim o halde, ben arkadaşıma “Bu işi çok seviyorum ama yapmam” dedim çünkü piyasada binlerce birbirinin kopyası site vardı. “Tek bir şartla yaparım, özgün içeriğimiz olmalı, biz üretmeliyiz” dedim, o da arşivinden bahsetti. Daha önce gazetelerin promosyonu için hazırladığı ve telifi kendinde olan videolar vardı, biz de bu videolar ile başladık.
Çekimler belli başlı mekanlarda yapıldı, şeflerin yüzlerini ve isimlerini görmüyorsunuz ama aslında hepsi alanında belli isimler. Sonraki fazda kendi içeriğimizi üretecektik, ama ne o ne de ben bu işe gerekli zamanı ayırabildik. O gün bu işi konuşurken kurduğumuz hayal şuydu; kendi mutfağımızı kuralım, markaya ve yemeğe göre o mutfağı giydirelim ve kategorilere özel yeni tarifler çekelimdi, fakat şu an hala gerçekleşmiş değil.

Ellyf: tencere.tv’yi kurduğun arkadaşın kimdi?

Sait: Lemi Önen. Videolardaki ses de eşi Ayşe Burcu Önen'e ait.

Ellyf: Yemek tariflerini gösteren videolarda şefleri neden görmüyoruz?

Sait: Şeflere bağlı olmasını istemedik ama yeni formatta kişiler öne çıkabilir elbette.

Ellyf: tencere.tv’de tıklanma oranları nasıl?

Sait: Ramazan’da cidden iyiydi sonrasında rakamlar düştü. Aslında sadece internet değil hayatın genelinde şu var; bir şeyle ne kadar çok ilgilenirsen o kadar güzel büyüyor. Diğer türlü azalıyor, sonrasında bitiyor; bu iş için de geçerlidir, aile için de, ilişkiler için de. tencere.tv’de çok güzel bir potansiyel var ama zor bir sektör. İçerik üretmek masraflı ama zaman ayırılabilirse yapılması gerekenler belli ve başarı mutlaka arkasından gelir. F5 için de aynı şekilde, şu anda Türkiye'de insanlar haberleri Google yerine F5'ten arayabilirlerdi; aramıyorlarsa bu tamamen benim eksikliğim. Zaman ayırırsan, hak ettiği şekilde ilgilenirsen hiç birşey imkansız değil.

Ellyf: Başka site var mı kişisel olarak yürüttüğün?

Sait: Başka siteleri saklıyorum şu anda, markasını, ismini vs. alıp beklettiğim projeler var, kendi işlerime konsantre olabildiğimde güzel şeyler çıkacak inşallah. Örneğin bir kadın sitesi projem var; neredeyse 2 yıl oldu tasarımı vs. her şey bitti ama bekletiyorum çünkü o işe başlayınca editoryal olarak layıkıyla en iyi şekilde yapılmasını istiyorum. Oraya yeterli kaynak ayırabilmem için de diğer işlerin daha çok büyümesi lazım.

Ellyf: Heyecanla bekliyoruz, yazılarımla destek olayım projene...

Sait: Gören herkes bayıldı, beğeneceğine eminim. :) Mutlu olurum, bunu söz olarak alıyorum o halde.

Ellyf: Elbette, bilirsin yazar bir tarafım var :)

Sait: Senin yazar tarafının olması çok normal çünkü senin gözlemci bir tarafın da var. Bir başka yönün daha var ki projede benim için o değerli olur; sen olayları olduğu gibi kabul etmiyorsun. Sorguluyorsun, protesto ediyorsun, ciddiye alıyorsun özetle...

Ellyf: Teşekkürler, onore oldum.

Sait: Sitenin ismi kadindan.com olacak, 2012 bitmeden mutlaka yayında olur.

Ellyf: Devam edersek, Türkiye’de internet üzerinden yapılmış en başarılı iş ne sence?

Sait: Yapmış olsaydım neredeucuz.com bir tanesi olacaktı :) bunun dışında yemeksepeti.com, haberturk.com. Bu arada aklıma gelmişken bir parantez açıp söyleyeyim, “ht” ismini Kanaltürk'e geçmeden birkaç ay önce ben çıkardım ve Habertürk yönetimini zorla ikna ettim htspor.com için.

Ellyf: Neden zor ikna oldular ki, gayet akılda kalıcı?

Sait: “Kimse anlamaz, ne alakası var” diyorlardı, sonra htekonomi.com için hiç direnç göstermediler, sevdiler. Sonrasında çok sevmişler ki gazete htgazete olarak çıktı :) Başarılı projelere devam edersek; sahibinden.com çok başarılı bir proje, zamanında itiraf.com başarılı bir projeydi genleriyle oynadılar mahvoldu.

Ellyf: Ekşi Sözlük ya da benzerleri?

Sait: Ekşi Sözlük bana göre yapılmış başarılı projeler kapsamında değil. Yapılmış ve tutmuş bir hikaye kabul ederim, bir başarı hikayesidir ancak dahice diyeceğimiz bir iş değil veya ortada ciddi bir risk, azim süreci yok.

Ellyf: Bazen basit düşünmek iyidir belki de?

Sait: “Simple is best”, lafım yok fakat yemeksepeti.com ile eksisozluk.com’u aynı kefeye koyamayız.

Ellyf: Medyada çalışan biri olarak bizim medyayı, haber sitelerini nasıl buluyorsun?

Sait: İnternet açısından berbat bir yerde; şuan büyük bir kirlilik var, herkes hit peşinde.

Ellyf: Neden bu kadar boş içerik var? Büyük haber siteleri bile saçmasapan şeylerle dolu.

Sait: Reklam ajanslarıyla sitelerin çalışma mantığı nedeniyle balon içeriğe yöneliniyor. Bin yıllık komik videolar ve galeriler her gün gözümüze sokuluyor, tek sebep var; para şu anda sayfa gösteriminden kazanılıyor, kaliteli içerikten değil. Birçok medya grubu ve ajans hak etmeden çok paralar kazandı bu ülkede, işini iyi yapmaya çalışanlarsa hep kaybetti.

Ellyf: Sonu gelecek mi hep böyle mi kalacak, bir öngörün var mı?

Sait: Sonu gelmeli... Şu an sizlerin yüzünden bu halde ama sizin sabrınızın da bir sınırı vardır diye düşünüyorum.

Ellyf: Üstüme alınmıyorum ama çoğunluk için haklısın...

Sait: Yapılan bir saçma habere birkaç değil birçok eleştiri mesajı gelse, halkı enayi yerine koyan haberlere, bir haber okutmak için 40 resim tıklatmalara vs. tepki gelse mecburen haber siteleri de kendilerine çeki düzen verecektir. Biz ekip olarak bu konuda bir adım attık, Kanaltürk haber dairesine http://www.kthaber.com/ adresli bir site yaptık. İngiliz mantığında gazete gibi; başlıkta ve özette her şeyi anlatan, foto galeri ve video sayfaları olmayan bir site bu ama Türkiye'de tüm bilboardları da donatsan bu siteye günde 50 bin kişiyi zor getirirsin, sıkılır çünkü alışmış karmaşaya

Ellyf: Yurtdışında bu iş çok mu farklı?

Sait: İngiliz medyası iyidir, sadedir. Alman medyası çok berbattı yarışıyorduk ki zaten bazı büyük markaların tek örnek aldığı yer o sitelerdi, ani bir kararla bu yıl hepsi teker teker değişti. Çok daha ciddi hale geldiler, 3. sayfa güzelleri vs. çıkarıldı, bu dalga bize de gelecektir.

Ellyf: Biz bu konuda da Amerikanız sanırım, doğru mu?

Sait: Dediğin gibi biz Amerika’ya daha yakınız fakat tam da öyle değiliz. Bu işi yapıyorsan toplumu tanımalı, beğenilerini, eğitimlerini bilmelisin. Yaptığımız iş dışarıdan teknik olarak görülse de biz aslında davranış analizi yapıyoruz, teknik kısım işin en kolay parçası. Amerikan insanlarıyla ortak noktalarımız var ama çok şükür biz daha zeki, daha anlayışlı bir toplumuz. Ben kesinlikle bu yapının değişeceğini düşünüyorum çünkü internette reklam çok farklı, reklamveren her şeyi ölçüyor; satışı, dönüşü... Reklamveren yayıncılardan daha fazla ciddiyet istemeye başladıkça siteler de geliri oradan sağladığı için mecburen kendilerine çeki düzen verecekler.

Ellyf: İnternetten para kazanmak isteyenlere ne tavsiye edersin?

Sait: İnternetten para kazanmak diye bir şey yok öncelikle onu söyleyeyim. İnternet sadece bir ortam ve daha çok insana ulaşmanı sağlıyor. Bu denklemde bir katalizör anlayacağın geri kalan kısım da fikir ve sunumda bitiyor.
Beşiktaş Meydanı’nda açık havada çevresine bir sürü kişi toplayıp çakmak satan bir adam görmüştüm öğrenciliğimde. Beni en çok etkileyen satışçılardan biridir. Şunu söylüyordu: "Bakın, bakın" sonra çakıyordu çakmağı "Yanıyor" diyordu, insanlar “Evet ya hakikaten yanıyor” diyordu ve adam satıyordu elindekileri; pazarlama böyle bir şey sanırım. Sen eğer çakmağı yanıyor diye satabiliyorsan internette, çevrendeki 10-20 kişiye değil tüm dünyaya çakmak satarsın, yeter ki o ambiyansı, kullandığın renklerle, resimlerle ve fontlarla sağla.
Benim de sana bir sorum olsun o halde; hiç sabah erken kalkıp Markafoni veya Trendyol’dan birşey aldın mı ya da baktın mı ne varmış diye?

Ellyf: Yok ben genelde akşam bakıyorum, neden?

Sait: O kadar çok kişi var ki sabah normalde kalkacağından çok daha erken kalkıp tükenmeden günün fırsatlarını almaya çalışan. İnternetten para tam olarak o şekilde kazanılıyor işte :)

Ellyf: Trendyol vb. alışveriş sitelerini başarılı buluyor musun peki? İlk defa Türkiye’de yapılmadı sanıyorum?

Sait: Olmayan bir ihtiyacı insanların hayatına sokuyorsun, başarı eğer ciro ise evet çok başarılı
ama fikir ise elbette bizde başlamadı. Düşün ki sen İpekyol markasısın, tüm Türkiye'de mağazaların var sonra Trendyol diye bir site kuruyorsun; yurt genelindeki toplam satışının 8.5 katını tek bir siteden satıyorsun. Dünya kadar kira giderin, eleman giderin vs. de yok. Bu iş başarılı değilse başarı ne ola ki :)

Ellyf: Söyleşiyi bitirirken söylemek istediğin birşey var mı?

Sait: Biraz önceki konuyu tekrarlayayım. İnternetteki kirliliğin ana sebebi kullanıcı olarak biziz.
Biz buna taviz vermezsek yayıncı tarafı ister istemez kendini düzeltir.

20 Mart 2012 Salı

JALE YENGİNER

Jale Yenginer ofis çalışanlarının kronik sorunu olan hareketsizliğe inat, Ultra Maraton koşacak kadar hareketlendirmiş hayatını. Hikayesi, “ev-ofis-ev” kısır döngüsünde yaşayan ve hergün artan kilo ve sağlık sorunlarından yakınan pek çok insana ilham verecek türden. 27 yaşına kadar çeşitli sporlar denedikten sonra koşmaya başlamış, önceleri park ve sahilde daha çok vakit değerlendirmek için başladığı hobisi Uluslararası yarışlarda derece alacak kadar ilerlemiş. Jale ile aynı şirkette çalıştığım ve tipik bir ofis insanı olduğum için hikayesini yazmak ayrı bir zor geldi; ben masamdan arabama yürümeye üşenirken onun anlattıkları ben dahil tüm ofis insanlarını hem biraz utandırır hem de bir parça hareketlendirir umarım. Kendisiyle şirketin lokalinde buluşup sağlıklı salatalar eşliğinde bir söyleşi yaptım, işte insanın istemesi halinde yaşı kaç olursa olsun başaramayacağı şey olmadığının ispatı...

Ellyf: Daha önce spor yapmış mıydın? Okul yıllarında falan?


Jale: Yok hayır, daha önce hiç spor yapmamıştım, biraz inek öğrenci modundaydım. Okul-ev-dershane şeklinde gidiyordu hayat.


Ellyf: Nasıl başladın peki?


Jale: Kız kardeşim İstanbul’da üniversiteyi kazanınca, İstanbul’a birlikte taşındık. Haftasonları çok erken kalkarım ben, günü uyuyarak geçirenlerden değilimdir; sabahları parklarda yürüyüş yapmaya başladım. Orada gördüğüm bazı insanlar koşuyordu ben de deneyeyim dedim, yapabilirim herhalde hem sağlığım için de iyi olur diye düşündüm. Yavaş yavaş 1 km, 2km derken, koştuğumu işyerindeki atletizm takımından arkadaşlar öğrendi ve “seni de aramızda görmek isteriz; antrenmanlarımıza gelir misin” dediler. “Gelirim ama İstanbul’da yaşıyorum, süreklilik sağlayabilir miyim bilmiyorum” dedim. İlk antrenmanda herkes pes ettikten sonra 8 tur durmadan koşunca hoca beni takımda görmek istediğini söyledi, ben de denemeye karar verdim.



Ellyf: Bir ara şirket bünyesinde de yarış yapılmıştı onlara katılmış mıydın?


Jale: Ona da katıldım. Evim Bostancı sahile yakın olduğu için sahilde bisiklet kullanmak istiyordum ve o yarışın bir hediyesi de bisikletti. Yarışa girdim 2. oldum ve bisikleti aldım, spor ya da koşmak için değildi yani. Geçen yıl da katıldım...
Ellyf: İşyerindeki antrenmanlar Koç Olimpiyatları için miydi?


Jale: Evet. Sonra devam ettim ve zaten bağımlılık yaptı. Yarışlara girip derece alınca daha da kamçılandım.


Ellyf: Koç Olimpiyatları’nda derecen var mı?


Jale: Evet orada da hep birinciliklerim var. Sonra geçen sene Avrasya Maratonu’na katıldım kendimi denemek için, hiç o kadar uzun koşmamıştım. En uzun koştuğum 10 km iken Avrasya Maratonu’nda 42 km koştum ve kendi yaş grubumda 5. oldum. Bu derece sonrasında tabii hedefleri büyüttüm, Ultra Maraton deneyeyim dedim, bu konuda negatif yorumlar alsam da kendimi denemek istedim.


Ellyf: Avrasya Maratonu’nda insanların tepkisi nasıldı, taciz edenler oluyor mu?


Jale: Taciz etmek demeyelim de arkandan bağıranlar, ilginç şeyler söyleyenler olabiliyor ama yarışırken kendini tamamen kilitliyorsun, çevrende olup bitenle çok da ilgilenmiyorsun.


Ellyf: İstanbul’da da küçük çaplı bazı yarışlara katılmışsın?


Jale: Uğur Mumcu Koşusu’na katıldım, patika koşularına katıldım. Bunlar uluslararası yarışlar değildi, kendimi denemek için katıldım ve çok da başarılı değildim aslında kısa mesafede pek iyi değilim ama uzun mesafede dayanımım yüksek.


Ellyf: Ultra Maraton kaç km?


Jale: 50 km’den başlıyor aslında ama ben 96 km koştum. 100 km’yi hedeflemiştim, yanlış hesaplamalar sonucunda 96 km koşmuş oldum.


Ellyf: Yanlış hesaplama yapan kim?


Jale: Benim turlarımı kontrol eden hakemlerin ihmalkarlığı nedeniyle böyle oldu.


Ellyf: Nasıl bir yerde koşuluyor Ultra Maraton?


Jale: 1 km’lik bir parkur vardı benim katıldığımda orada turluyorsun ama yol boyunca devam eden yarışlar da var.


Ellyf: 96 km’yi kaç saatte koştun?


Jale: 12 saatte koştum, kesintisiz.


Ellyf: Ara verilmiyor mu hiç? Yemek, su vb. ihtiyaçlar için?


Jale: 1 kere lavaboyu kullandım ama o sırada en yakın rakibim bana birkaç tur fark attığı için bir daha girmedim. Su içiyorsun, yiyecek için de standlar oluyor oradan atıştırabiliyorsun ama zaten durunca ayaklarının ritmi bozuluyor.

Ellyf: Nerede oldu yarış?

Jale: İsviçre’de Sri Chinmoy yarışları, yılda birkaç defa yapılıyor, ben geçen yıl katıldım,2. oldum.


Ellyf: Oraya gidişinde şirketin desteği oldu sanırım?


Jale: İlk başta Holding destekledi, sonrasında şirketimle görüşmemi şirket yardımcı olmazsa yardımcı olacaklarını söylediler ama İK Direktörümüz sağolsun çok destek oldu ve hemen onay verdi. Tüm masraflarımı ve ekipmanlarımı karşıladılar.


Ellyf: Yarışlarda da Ford adına yarışmış gibi görünüyorsun zaten :), yurtdışında başka yarışa katıldın mı?


Jale: Yurtdışında henüz başka yarışa katılamadım çünkü hazırlanamadım. 4 ayda hazırlandım diğerine; 4 ay haftanın 7 günü, günde 2,5 saat... Hem iş hem hazırlık zor oldu, yordu biraz.


Ellyf: Yarışlara seni hazırlayan biri var mı?


Jale: O zamanlar çok profesyonel olmasa da yakın arkadaşlarım destek oldu, profesyonel bir yardım almadım.


Ellyf: Bu yıl katılacağın bir yarış var mı? Avrasya Maratonu’na yeniden katılmayı düşünüyor musun?


Jale: Koç Olimpiyatları’na katılacağım, bir de geçen yıl İsviçre’de yarıştığım ekip yeniden yarışmamı isterse oraya giderim ama çok hazırlıklı değilim bu sefer. Avrasya Maratonu da gelecek yıl olabilir aslında, bu yıl daha çok kariyerime odaklandım.


Ellyf: Ama devam edeceksin?


Jale: Tabii ki, benim için bir yaşam biçimi oldu artık, çok çalışamasam da bir şekilde formda kalmaya çalışıyorum, evde ip atlıyorum en basiti.


Ellyf: Birinci katta oturuyorsun sanırım :)


Jale: Yoo aslında en üst kattayım ama alt katımız boş, bir de parmak ucunda atlamayı öğrendim artık...


Ellyf: Bu atletler için bir antrenman şekli midir?


Jale: Tabii, ip atlamak bacakları kuvvetlendiriyor, hiçbir şey yapamazsam mekik çekiyorum.


Ellyf: Kariyerime odaklandım demiştin, bu durumda tamamen atletizme yönelip hayatını oradan kazanmak gibi bir isteğin yok sanırım?


Jale: Yok istemiyorum. O insanların da hayatlarını gördüm, hem fiziksel olarak görünüşleri hoşuma gitmedi hem tüm hayatları spor olmuş, sosyal değiller. Ben zaten paramı mesleğimle kazanan biriyim, atletizmden de para kazanıyorum ama böylesi daha keyifli. 30 yaşında kariyerimi spora yönlendirmek biraz riskli olur, sakatlanınca spor yaşantının bitme riski var sonuçta.


Ellyf: Atletlerin fizikleri hoşuma gitmedi dedin, kaslı vücutlardan mı bahsediyorsun?


Jale: Hem kaslı vücutları oluyor hem de yüzleri erkeksi bir görünüm alıyor.


Ellyf: Senin vücudunda kaslanma oldu mu?


Jale: Oldu ama kötü bir görüntü olmadı.


Ellyf: Ailen ne diyor bu işe?


Jale: Herkes çok şaşırdı, başta birşey olacağını düşünmüyorlardı, bir hevestir gelir geçer dediler çünkü kendimi çok dalda denedim: kano, paten, bisiklet... Profesyonel olmadan tabii ama nedense atletizmde bir başarı sağladım.
Ellyf: İleride çocuğun olursa onu da atletizme yönlendirir misin?


Jale: Tabii ki, kız kardeşimi bile yönlendirmeye çalışıyorum, o da bana ayak uydurmaya çalışıyor.


Ellyf: Koşmaya niyetlendiğinde, henüz bir yarışa katılmamışken sağlık kontrolü falan yaptırdın mı?


Jale: Hayır ama şunu söyleyeyim koşmaya başlamadan önce bir km yürümeden bacaklarım ağrırdı ama herşey değişti.


Ellyf: Ruhsal olarak nasıl etkiledi seni atletizmle uğraşmak?


Jale: Çok enerjik, pozitif bir insan oldum. Sabahları daha dinç uyanıyorum, birilerine ihtiyaç duymuyorum kendimi iyi hissetmek için, kendi kendime yetebiliyorum. Özdisiplinim gelişti, hergün iş çıkışı 7-10 arası antrenmana git vs zor bir iş ama oluyor bir şekilde, o enerji bitmiyor.


Ellyf: Spora başlamak için geç olmadığını görüyorum, bu her konuda böyle sanırım, birşey istiyorsan kaç yaşında olursan ol yapmak mı gerek?


Jale: Hayattan ne istediğini bilmek gerek, birilerine ihtiyaç duymadan yaşamak için, kendini ispatlaman için gerekli. Kendi kendini mutlu edebiliyorsa insan o zaman herşeyin devamı geliyor...

3 Mart 2012 Cumartesi

PINAR KARAASLAN

Pınar Karaaslan bir Endüstri Ürünleri Tasarımcısı ama kendini tanımlarken mesleği yerine meslek edinmek istediği şeyi söyleyip "Oyuncuyum" diyor. Oyunculuk adına bugüne kadar önemli işler yapmış, yaşamın kendine dayattıklarını yeteneğiyle birleştirip avantaja dönüştürmeyi bilmiş genç ve güzel bir kadın... Adana, İstanbul ve Malmö'de yoğrulan 27 yıllık hayatına öyle görünüyor ki önümüzdeki yıllarda daha çok şehir katılacak. Neşesini de hüznünü de gizlemeyen, konuşurken anlattıklarını yaşayıp-yaşatarak oyunculuğun hakkını veren bu kıpır kıpır kadınla yollarımız üniversite yıllarında kesişti. Onu tanıma ayrıcalığına siz de sahip olun istedim; hayat hikayesi okumaya değer kişilerle söyleşi yapmak üzere yola çıkmışken ilk konuğum olarak kendisini seçmem haliyle kaçınılmazdı. :)



Ellyf: Anadolu Lisesi mezunusun, Üniversite'de Endüstri Ürünleri Tasarımı okudun, bilinçli bir tercih miydi?


Pınar: Hem evet hem hayır; yani ben aslında konservatuvara gitmek istemiştim ama annemler karşı çıktı. Altın bilezik meselesi... O halde ben de "sadece Endüstri Ürünleri Tasarımı bölümüne girmeye çalışırım, Tasarım kazanamazsam ama konservatuvara giderim anlaştık mı?" dedim. Ama çalışmak için söz de verdim, çalıştım kazandım :D Bolümler içinden aklıma sadece tasarım yatmıştı çünkü, başka bir şey okumam dedim, yani aslında bilinçli bir tercihti ama sanırım ilk tercih değildi.


Ellyf: İTÜ Tasarım olmasa hangi okulun konservatuvarını istiyordun?


Pınar: Mimar Sinan


Ellyf: Bölüm?


Pınar: Tiyatro


Ellyf: Seninle üniversitenin ilk yıllarında tanıştık, çalışkan kız çocuğunun çılgın kıza nasıl dönüştüğüne birebir tanığım...


Pınar: :) İçimde varmış.


Ellyf: Ayrı ayrı düşünürsek; İTÜ, Endüstri Ürünleri Tasarımı okumak seni nasıl değiştirdi?


Pınar: Hmm, aslında bölüm müydü beni değiştiren yoksa İstanbul’a taşınıp yalnız yaşamaya başlayarak kendimi daha da iyi tanımaya başlamam mı bilemiyorum ama kendime daha çok yaklaştım diyebilirim.


Ellyf: Benim gibi mühendislik okusan da bu kadar evrilir miydin sence?


Pınar: Senin çılgın kıza dönüşme dediğin şey aslında inek inek ders çalışmaya devam ettiğim halde, yalnızca kendimle daha barışık bir hale gelip rahatlamamdı sanırım. Evet bence evrilirdim ve bu evrimin nedeni sadece okuduğum bölüm değil geleceğe, değişime olan açıklığım ve merakımdı.


Ellyf: Taşkışla'nın etkisi yok mu yani hiç, tanıdığım neredeyse tüm Taşkışlalılar biraz fazla evrildi. :)


Pınar: Ahahah, o bence kendini bulma sürecinin biraz daha serbest bırakılmış olmasından kaynaklanıyor; hani misal renkler, tasarım, değişim, fikirler içinde kaybolmak ve gerçekten çok da gerçekçi davranmak zorunda bırakılmamak gibi etkenler var arada. On bin çeşidin arasında hangi baharat benim acaba diye deneme yanılmanın rahatlığından. Bir de zaten bu gibi bölümleri seçenlerin biraz kırık olmasından sanırım :D ama bak şunu da söylemeliyim ODTÜ Mimarlik ya da Tasarım vs mezunları bize benzemiyor hiç; olayın bir de İstanbul yüzü var.


Ellyf: İstanbul'da öğrenci olmak farklı diyorsun yani?


Pınar: Sanırım, başka türlüsünü tatmadım aslında karşılaştırma yapamam o anlamda ama gördüğüm kadarıyla evet.


Ellyf: Peki, bir de tiyatro vardı hayatında... Lise yıllarında da uğraşmıştın zaten söyleşinin başında gerçekte konservatuvara gitmek isterdim dedin, İTÜ'de de tiyatro yaptın, hangi kulüptü? Hangi oyunları sahnelemiştiniz?


Pınar: İTÜ Oyuncuları “Sinekler, J.Paul Sartre” ve “Woyzeck, Georg Büchner” benim olduklarım ve bir de Şişli Belediyesi için oynadık; oyunun adı “Doğ Güneşim Doğ”, Ayşe Emel Mesci yönetti.


Ellyf: Woyzeck'teki rolünü ve nasıl çalıştığını hatırlıyorum, oyunda da çok başarılıydın. Doğ Güneşim Doğ bir çocuk oyunuydu sanırım? Nişantaşı'nda galada izlemiştim seni ama oradaki rolünü hatırlamıyorum.


Pınar: Teşekkür ederim :) Evet bir çocuk oyunuydu, Çocuk ve Güneş rollerindeydim zaten 4 çocuktu başrollerdekiler. Güneş rolünü iyi dans ediyorum diye bana vermişti Ayşe Hanım, bizim dansçı arkadaş oyundan çekilince yerini ben doldurdum.


Ellyf: Kaç yerde oynandı bu oyun? Sosyal bir proje miydi? Şişli Belediyesi'nin desteklediği, çocuklar için ücretsiz bir oyun diye anımsıyorum.


Pınar: Evet öyleydi. Şişli Belediyesi bünyesinde çalıştık, Nişantaşı’ndaki Hadi Çaman Tiyatrosu’nda oynamıştık, birkaç Belediye’nin daha sahnesinde çıktık, mahallelerde oynadık, en son da Hacı Bektaş-ı Veli Şenlikleri’nde çıktık Nevşehir’de.


Ellyf: Üniversitede bir değişim programıyla İsveç Malmö'ye gittin, biraz bahseder misin bu süreçten?


Pınar: 4. sınıfa geçtiğim sene gittim değişime. Ben İtalya'ya gitmeyi umuyordum; ilk tercihimde o vardı ama sana İsveç daha uygun diyerek buraya yolladı hocalarım beni. Neye dayanarak öyle düşündüler hala merak ederim! 10 ay burada okudum, ilk dönem dersler hafif geldi diye ikinci döneminde master derslerine girdim. Bölümüm de Etkileşim Tasarımıydı, Ürün değil.


Ellyf: Adanalı bir kızı İsveç'e yollamak da ironik biraz... :)


Pınar: Ahahha, evet ilginç hele bir de sana daha uygun demeleri! :)


Ellyf: Sonrasında okulu bitirmek için Türkiye'ye döndün, okul bittikten sonra bir tasarım ofisinde çalıştın?


Pınar: Okurken başladım çalışmaya, toplamda 10 ay çalıştım İstanbul’da.


Ellyf: Ardından topladın tası tarağı İsveç'e döndün, zor bir karar oldu mu?


Pınar: Aslında benim hayatımda karar alması zor olmuyor pek. :) Karar zor değildi de uygulama kısmı meşakkatli oldu. Benim vizem özel bir vizeydi erkek arkadaşımdan dolayı o nedenle yaklaşık bir 6 ay aldı cevap gelmesi ama bu kısımlar değil, taşınmak da değil, asıl zihnen taşınma biraz meşakkatli; kültürler arası bir tuşla geciş yapma durumu.


Ellyf: Ki sen farklı kültürlere kolay adapte olabilen birisin.


Pınar: Orası öyle... Misal değişim programı sonrasında 4 ay bir staj nedeniyle Belçika'da yaşadığımda her şey daha kolaydı ama evi taşımak beynen cok da kolay değil gibi. Eğer ki kurulu bir düzene gitmiyorsan; ben bavulumla buraya geldim o kadar; iş yok, dili bilmiyorum vs. ki iş çok önemli bir detay.

Ellyf: İsveç'e yerleştikten sonra da tiyatro yaptın, nasıl dahil oldun İsveç'teki topluluğa?


Pınar: İsveçce bilmedigim o zamanlarda, ki bu ilk ayım oluyor burada :), üniversitede İngilizce tiyatro yapıldığını öğrendim. "Ben oyuncuyum, profesyonel olarak da çalıştım, oynayacak grup ya da piyes arıyorum." dedim, "Bizim öğretmene ihtiyacımız var aslında ne kadar profesyonelsin?" dedi, Adam :D Sonra da öğretmenliğe başladım zaten. Ardından seçmelere katıldım. Girdiğim ilk seçmede başrol kaptım. Oyun İngilizce; Eric Bogosian'dan Suburbia. Sooze karakterini oynadım ki bu benim için dönüm noktalarından biridir oyunculuk anlamında.


Ellyf: Devamı geldi tiyatronun, geçen yaz da bir oyuna çalışıyordunuz, kaç oyun oldu toplamda?

Pınar: 4 oyunda oynadım; 2 İngilizce, 2 İsveçce olmak üzere. 2 kısa film ve 1 de TV dizisi var.

Ellyf: Kısa filmlerden bahsedelim biraz Short Film #21’i biliyorum, diğeri nedir?


Pınar: #21 benim ilk kısa filmim buradaki sonrasında Coasts adinda bir kısada daha oynadım. Oyuncuya ihtiyaç olunca yönetmen arkadaşlar arıyorlar. #21 şimdi dünyayı geziyor; Florida'da en iyi kısa seçildi ve en iyi yönetmen ödülünü aldı.

Ellyf: Türkiye'ye gelecek mi #21 herhangi bir festival kapsamında?


Pınar: Başvuramadık maalesef Türkiye için ama umuyorum gelir.

Ellyf: TV dizisinden bahseder misin biraz da?


Pınar: Çocuklar icin bir TV programıydı o “Piraterna” yani “The Pirates” orada acımasız bir korsanı oynadım. Toplamda 10 bölümlük, çocukların da içinde olduğu bir programdı, ben 5 bölümünde vardım, her sene yenisi çekiliyor. İlginç bir konsept; tüm İsveç'ten 8 çocuk seçiyorlar sonra onlara herhangi bir senaryo vermeden oyuncularla dolu bir korsan adasında maceralara sürüklüyorlar, çok hoştu: çocuklar icin tabii :)


Ellyf: Türkiye'de yapılan dizileri takip ediyor musun? Buraya dönüp burada da tiyatro ya da dizi-film yapmak gibi planların var mı?


Pınar: Çok dizi izlemiyorum aslında buradayken, elimden geldiğince takip etmeye çalısıyorum ama tabii ki gündemi. Türkiye'de oyunculuk yapmayı gerçekten çok isterim çünkü bütün duygular paketler halinde içimde :)

Ellyf: Klasik bir sorudur ama kamera karşısına birlikte geçmek istediğin oyuncular kimler ya da filminde oynamak istediğin yönetmen?


Pınar: Darren Aronofsky yönetmen olarak ve Meryl Streep ve Benicio Del Toro, Almodovar'ın yeri de apayrıdır tabii demeden geçemeyeceğim, Türkiye'den Nuri Bilge Ceylan.

Ellyf: Bakarsın bloğu okur ulaşırlar sana, menajerliğini yaparım seve seve :)))


Pınar: Pek bir memnun olurum :D Oyuncu olarak kimseyi düşünemiyorum ama şu an yani beğendiğim isimlerin çoğu eskilerden: Müşfik Kenter mesela...

Ellyf: Şu anda İsveç'te grafik tasarımı konusunda çalışıyorsun, önümüzdeki 5 yıl için neler planlıyorsun? Hangi alanda ilerlemek istiyorsun, hangi ülkede yaşamak?

Pınar: En geç Ağustos ayında Amsterdam'a taşınmış olacağım mesela. İş yerinden teklif geldi, kabul ettim. Sonrasında biraz daha gezerim gibi daha yerleşik hayata geçesim yok sanırım her ne kadar kedilerim olsa da :D

Ellyf: Kedilerini de götürecek misin?



Pınar: Tabii ki, onlar benim ailem.


Ellyf: Söyleşiyi bitirirken söylemek-eklemek istediğin birşey var mı?

Pınar: Benimle söyleşi yapmak istemen gururumu okşadı önce onu söyleyeyim, eminim harika bir blog olacak, zevkle de takip edip yeni karakterler tanıyacağız sayende. Heyecanla bekliyorum :) Belki önümüzdeki aylar ya da yıllarda bir söyleşi daha yaparız, ilginç olur gelişmeleri takip etmesi...



*Pınar'ın kedileri Peps ve Kosta ile Short Film #21 dışındaki kareler Elin Kurtsdotter tarafından fotoğraflanmıştır.

BAŞLARKEN...

Her insanın bir hayal ettiği, bir de yaşadığı hayat var. Bazıları için bu iki hayat arasında tek bir benzerlik olmayabilir ve o kimseler hayal ile gerçeği birbirine yakınlaştırmak için çabalamıyor olabilirler; ya korkularından ya da yeteneksizliklerinden. Oysa bazıları korkularını yenip yeteneklerini keşfe çıkmış, hatta iki hayat arasındaki benzerliklerin sayısını gün geçtikçe artırmış durumda. İşte o insanlar; kendimize idol seçtiğimiz, yerinde olmak istediğimiz, merak ettiğimiz, fark yaratmış, "BAŞARILI" insanlar...


Üstün Dökmen başarıyı şu cümlelerle tanımlamış: "Arkasında bir desteği olmasa da kendi gücüne dayanarak yola çıkan, başlangıçta kaybetme ihtimali kazanma ihtimalinden daha fazla görünse de başaracağına inanma cesareti gösteren, imkansızlıklar içinde hedefine giderken zorlukların ve büyük engellerin üstesinden gelen, yolda yaşadığı geçici başarısızlıklardan yılmayıp kendini amacına tekrar yöneltebilen, çok sayıda insanın yapmak isteyip de yapamadığı bir şeyi, yasal ve ahlaki sınırları zorlamadan yapan, başladığı nokta ile geldiği yer arasında büyük fark olan, öyküsünü duyduğunda insanların önce saygıyla karışık şaşkınlık yaşayıp sonra da içten içe onu takdir ettiği, hem kendine hem de başkalarına yararlı olan, ölçülebilir ve kanıtlanabilir üstünlükte sonuçlara ulaşan bir kişi başarılı bir insandır."


"Söyleşi Günlüğü" düşlerimle gerçekler arasındaki benzerliklere bir yenisini ekleme çabamın vücut bulmuş halidir. Hayat hikayeleri okumaya değer, başarılı insanlarla yapacağım söyleşilerle, onlara başarılarının kaynağını, başarıya giden yolda neler yaptıklarını sorup elimden geldiğince yazmak; hem şahsi merakımı gidermek hem de diğer merak edenlere kaynak olmak niyetindeyim.


Söyleşi Günlüğü'ne Hoşgeldiniz!